28 Ağustos 2014 Perşembe

Yeni Sosyoloji




27 Ağustos 2014 günlü AKP Kongresi’nde (bilindiği gibi CHP’ninkine KURULTAY denir);RTE’nin dilinden bir söylem düştü gündeme: YENİ SOSYOLOJİ…
Sosyoloji; nedir sosyoloji acaba?... Sözlüklere bakmadan, herkesin algısında karşılığı bulunan bir kavram, kısaca anlamı; Toplum Bilim… Ve tartışmaya açarsak konuyu; nedir  Toplum Bilim ya da SOSYOLOJİ ki ardından da düşünmeye başlayalım, acaba bunun YENİ niteliklisi ve de içeriklisi nasıl ola ki ?...


Bir kavram; Sosyoloji:
Sözlüklere göre SOSYOLOJİ ya da TOPLUM BİLİM;toplum ve insanın karşılıklı etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalı…Toplumsal (sosyolojik)  araştırmalar sokakta karşılaşılan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden, küresel toplumsal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin; insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar, bireylerin ya da birlik, topluluk ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.
Toplum Bilim alanında çalışan bir kişiye Sosyolog denir.
Bir akademik disiplin olarak Toplum Bilim; 19. yüzyılın ilk çeyreğinde gelişmiş diğer bilim dallarıyla karşılaştırıldığında, görece olarak gençtir. Bir çok sosyolog bir veya daha çok uzmanlık alanında ya da alt dallarda çalışmaktadır.
Sociology sözü, Yunanca “bilim” anlamına gelen “logy” eki ve Latince’de genel anlamda insana karşılık gelen; üye, arkadaş, dost anlamındaki “socius” sözünden gelen “socio” kökünden oluşur.
Daha geniş bilgi için yönlendirme: tr.wikipedia.org/wiki/Sosyoloji )


Sözlükleri bir yana bırakıp, dönersek 27 Ağustos 2014 gününe; AKP Kongresi’ne…Biliniz ki bundan böyle ülke; YENİ SOSYOLOJİ ile yönetilecekmiş RTE’nin söylediğine göre…
Şöyle bir dönüp bakalım Toplum Bilim’in konusu insanın; geçmişte nasıl yönetildiğine ?...
Eski Yunan’da; Felsefe ile yönetilmiş insanlar, Filozoflar oldukça gözde…
Eski Roma’da; Felsefe artı Militarizm’le, ne de olsa fethedilecek topraklar var…
Ortaçağ devletçiklerindeyse; ruhban sınıfı egemen olmuş filozoflar yerine, asker bile düşmüş geriye (ay ne kadar benziyor Ortaçağ; günümüz Türkiyesi’ne )…Ki işte o Ortaaçağ’da; Teolologi egemen ve teologlar, ruhban sınıfı en üste saygınlık skalasında/göstergesinde…
Yeni Çağ’da; Rönesans ve Reform’un etkisiyle başlayan aydınlanma çağında, “ilim” sayılmış safsatadan, “bilim” ve “bilimsel akıl” en ön saflarda…Yunan’daki anlamından çok başka yerlere gelmiş “demokrasi” kavramının içeriği, içselleştirilmiş çağdaş demokrasi…


Ve sonrasında;  insanlık pek çok deneyimler yaşadıkça (toplumsal ilişkiler sonucu; savaşlar, barışlar, çatışmalar, uzlaşmalar, uyuşmalar bağlamında) pek çok ülke, pek çok uygulamayı üstün saymış ülke, ulus ya da birey çıkarları gereği… Ama kesin olan şudur ki İngiliz Sanayi Devrimi’nin ardından, hangi değer yargılarıyla yönetilirse, yönetilsin ülkeler; Teknoloji etkilemeye başladı yönetim biçimlerini ve Teknokratlar egemen olmaya, son sözü söylemeye  başladı alınan siyasal kararlarda… Başka ülkeler şöyle dursun kenarda; özellikle ülkemizde, ABD’nin de çokça etkisiyle ve de yönlendirmesiyle başlatılan Sanayileşme Hamleleri (ki hiçbir zaman montaj sanayiinden öteye gidemeyen girişimler olup, gerçek anlamda ülkeyi “take off” aşamasına getiremeyen uygulamalar)… İşte bu anlayışla Demirel, Erbakan ve Özal dönemlerinde; pek bir el üstünde tutulmuştu teknokratlar, mühendisler, kuşkusuz adları geçen zat-ı muhteremler de birer mühendis idiler, mühendis mekteplerinde tahsil görmüş idiler…





Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, Kemal ATATÜRK’ün; devrimciliğinin,
militer kişiliğinin yanı sıra aydınlanmacı kişiliğini, çağdaş bir ülke yaratma ülküsünü ve girişimlerini şöyle bir yana koyun…Ki onlar nasılsa çoktan yürürlülükten kalktı, kaldırıldı…O’na halkının, ulusunun verdiği ATATÜRK soyadı bile yok sayılmaya, varlığını bütünüyle  inkar da edebilme aşamasına henüz tam olarak gelemediklerinden O’ndan “Gazi Mustafa Kemal” olarak söz edilmeye başlandı…Çünkü O’nun adındaki TÜRK sözü ve bu sözün karşılığı olan ırkın varlığı; günümüzde pek çok ayrılıkçıyı, ayrık otunu rahatsız etmektedir.
Neyse, biz dönelim 27 Ağustos 2014 gününe, AKP Kongresi’ne ve o kongrede gündeme gelen kavrama; YENİ SOSYOLOJİ’ye… Ve günümüz egemenlerinde, halkın seçtiği varsayılan 12. Cumhurbaşkanı’nın ortaya attığı son söylem YENİ SOSYOLOJİ kavramına…


Bu kavramı dile getirenin şöyle kısaca bir  orijinine bakalım; bir başka deyişle hangi mekteplerde tahsil gördüğüne, ilim ihdas ettiğine (Ve de bundan böyle OSMANLICA’ya başlamalı mı, ne ?...Hani Yeni Türkiye, Yeni Sosyoloji sebebiyle)…
Bugün ülkenin en tepesinde yer alan zat-ı muhterem; İmam Hatip Liseli ve de İktisadi Ticari İlimler Akademili…Doğal olarak teknokrasiye oldukça uzak birisi…Ve ola ki sorarsanız “ya
Sosyoloji konusu ne ola ki ?” diye…Derim ki sizlere; elbetteki bu alanda ki bilgi birikimi vardır ama DİN SOSYOLOJİSİ içeriklidir…
Sorarsanız ki sosyolojinin bu türü ne işe yarar?... Derim ki; kafa ütülemeye… Diğer sosyologlar sanki başka şey mi yapıyor diyeceklere de derim ki; bunların derdi, gamı, tasası yalnızca din üzerine ve dinci hurafeler, öbür dünya hikayeleri kapılır gider bu sosyolojinin peşine, işler bilinç altınıza, küçük beyinciğinize, mahalle arası yobazlığından, vakıf-tekke-tarikat sohbetleri, cami vaazları eşliğinde alır herkesi kapsama alanına…
Sözün özü; daha önceleri Teknik Mühendisler belirlerken ülkenin alt yapısını, yol, kanalizasyon, yapılaşma kaygısını ve doğal olarak da alt yapıyı belirlemekle kalmayıp, üst yapıyı  da belirlediler (ki Marx Dedemiz’den kopya çektiler) ve işte bu Teknik Mühendisler de ona göre hesapladılar toplumsal yaşamdaki çekme ve kopma gerilmesini sigma formülü eşliğinde, gerçi ne kadar başarılı olabildikleri de ortada…Ki sonunda günümüz egemenlerine kaldı bu ülke…
Şimdi YENİ SOSYOLOJİ dönemi; Teknologların değil, Sosyologların dönemi…Şimdi onlar olacaklar gözde…Ki onlar bilindiği üzere; TOPLUM MÜHENDİSLERİ… Onlar belirleyecekler alt yapıyı da (İmam Hatip Liseleri açarak) ve üst yapıyı da (elbetteki İmam liselerinde ilim tahsil ettirerek ve biliniz ki onlar da çekmişler Marx Dedemiz’den kopya; bu öylesine belli ki “din toplumların afyonudur” söylemini yaşama geçirmelerinden )…  Son 20 yıldır alışılmıştı onlara da, üstelik onların da var pek çok uzmanları toplumsal yaşamı ele geçirmiş, biçimlendirmiş olan…Örneklersek; Falcı, Tarotçu, Yaşam Koçu gibi bilumum meslek erbapları…Ki bu meslek erbaplarının en eski, en bilinen kidemlileri de; Üfürükçüler, Muskacılar, Büyücü/Cinci Hocalar…
İşte bundan böyle bu TOPLUM MÜHENDİSLERİ; biçimlendirip, şekillendirecek toplumu, toplumun bilinç altını… En önemlisi de Sibel ÜRESİN, Sare DAVUTOĞLU ve benzerleri dalgalandıracak; nisalığın sancağını ve onların öncülüğünde hurafeler asrı başlayacak…
Padişah Efendimizin ifadeleriyle artık ; YENİ SOSYOLOJİ ASRI…
Bundan böyle tek gerçek sosyoloji; AKP usulü YENİ SOSYOLOJİ, kuşkusuz din soslu ve elbetteki içeriği/formulü TAYYİBAN İdeolojisi ile doldurulacak olan…
HAYIRlara vesile olsun dedikçe dilimiz, görmekteyiz ki EVETçiler çoğalmakta…Diyelim ki bu durumda; YENİ SOSYOLOJİ mübarek olsun bu EVETçilere…


Selma ERDAL; İstanbul, 28 Ağustos 2014




26 Ağustos 2014 Salı

BUGÜN NE VAR, NE YOK GÜNDEMDE ?...



Katılmamak elde mi yazara?...Yıl 1992; Cumhuriyet'e yazılar gönderiyorum, yaklaşık 22 adet yayınlandı...Ve bir de Cumhuriyet'İn yarışmalarına dosyalarımı gönderiyorum... Bu yazılar dolayısıyla Sami KARAÖREN'le tanıştım...Dedi ki "sende yetenek var...Ama Bursa'da yaşamakla bir yere gelemezsin...İstanbul'a geleceksin; yazarların gittiği entel barlarda onların söyleşilerine katılacaksın... Onlar da seni tanıyacaklar; eh hadi bu yılda buna verelim ödülü diyecekler, kural böyle dedi...Yalnız da değilim o bu sözleri söylerken; yanımda yine Bursa'nın aydın çevresinden ve benden 10 yaş büyük bir bayan arkadaşım da vardı, bir başka deyişle tanığım da var bu söyleşiye ilişkin...Ben ki o yıllarda; kamuda memur, akademik kariyer peşinde bir üşütük (sanki bu insan israf uzmanı ülke değerimi bilecekmişçesine), üstüne üstlük alkollle aram hiç yok (Rumeli kökenli olmama karşın; ara sıra içtiğim kırmızı şarap dışında )...Ne onlara ayak uydurabilirim, ne de bu moruklarla haşır, neşir olabilirim (kendime saygı bağlamında)...Eh böyle olunca da; biz gibiler ancak kamudan emekli ve de yazarlık yaşamında da emekliyerek sürdürürüz düşünsel dışa vurumlarımıza ilişkin yazma tutkumuzu...Şu piyasada "yazar" diye var olanları gördükçe, Yeşilçam'da "prodüktörün yatak odası"ndan sonra, Hakan Karahan'ın savları bilinen ama bugüne değin pek dile getirilmeyen toplumsal gerçekleri döküyor ortaya...Ve bu böyle sürüp gidecektir; Makiavelist dişiler var oldukça; bilindiği gibi "başarıya giden her yol mubah" ya:))


25 Ağustos 2014 Pazartesi

KOLAJ: GÜNDEMİN İÇİNDEN






CUM-BAŞKANLIK



AYLAR ÖNCE YAZDIM; ÜÇÜNDEN BİRİ Mİ, ÜÇÜNE DE "ÜÇÜN BİRİ Mİ?" DİYE...
BOYKOT'UN EN HASI BENDE:)))))

BENDEN DE ALAYINA BOYKOT

VE BAŞKAN BABA'DAN; İNCİL'E DEĞİL ELBETTE...AMMA VE LAKİN KUR'AN-I KERİM'E EL BASARAKTAN BİR YEMİN BEKLEMEKTEYİM...
Kİ BU BEKLENTİMİ DE YAZMIŞTIM YILLAR ÖNCESİNDE, BU YEMİNİN GERÇEKLEŞECEĞİNİ BİLE, BİLE; GÜLİSTAN İÇERİKLİ YAZILARIMDA...
"BEN DEMİŞTİM, BEN YAZMIŞTIM" DEMEKTEN BIKTIM, USANDIM VE DE BIKTIM, USANDIM ESKİ YAZILARIMDAN LİNK VERMEKTEN, BUNCA AYDIN/BAYDIN VARKEN, KİM OLUYORUM Kİ BEN ?... BEN, BEN:))))





BU KEMAL, BAŞKA KEMAL...SAYESİNDE CHP ÇOK GÖRDÜ ZEVAL...


İYİCE SAPITTI...SANIRIM AKP'NİN YENİ BAŞKAN VE BAŞBAKAN ADAYI OLACAK:))
NE DİYEYİM BEN SİZE ?...
GO HOME CHP VE MHP; OKYANUS ÖTESİNE:))))))





BİR DOST



Almanya, Almanya; sana soruyorum:
- Eski Yugoslavya'dan sonra; sıra TÜRKİYE'yi parçalamaya mı geldi ?...
NEDENDİR BUNCA YARDIM PKK EŞKİYASINA ?...





DİREN IŞİD; AKP SENİNLE !...



Anlaştık o zaman; bizler de öfkeliyiz, bir araya geliriz...ama Ergenekoncu, bilmem neci demek yok , okey mi tatlı çocuk?...





BİN YILIN ADAMI


Kurtuluş Savaşı'nda SARIŞIN EŞKİYA dediler...Bugün RTE dizginlerinden boşanınca; kafayı yediler, ATATÜRK kartını sürdüler ortaya...Aman sakın inanmayın Sam Amcaya; en büyük ATATÜRK düşmanıdır o...Ne de olsa yapamadı Türkiye'yi Amerikan mandası ATATÜRK nedeniyle; saymadı bile Lozan'ı...Bugün övgüler düzse de yazarı, ozanı Kemal ATATÜRK'e, bilin ki O'nun ülkesini parçalamak için en büyük desteği vermektedir Sam Amca PKK'lı Kürt'e !...

AZ VEREN CANDAN, ÇOK VERENE MALDAN MI YOKSA YALANDAN MI; BİLİNMEZ...BEN "YÜZYILLARIN ADAMI" DİYE YAZMIŞTIM:http://selmaerdalyazilari.blogspot.com.tr/.../yuzyillarin...






BU ONE MINUTE'İN ORİJİNALİ


One minute ki Türkçesi ile VAN MİNİT mi dedi sanmıştınız ?...Çok yanıldınız...
VAN MİNİK; verelim gitsin PKK'ya demek istemişti oysa, sanırım siz AKP'ye oy veren TÜRKLER, evet sizler ne yazık ki anlamadınız:((



DONDURMALI FUHUŞ



DONDURMA YEMİYORUM... ACABA NEDEN?... ABD+RTE ORTAKLI CARGILL'DE ÜRETİLEN MISIR ŞURUBU KATKILI OLDUKLARINDAN YOKSA...DONDURMA YERİNE SAXO ÇEKER KIZLAR...BU UMACI KADINLIKTAN NE ANLAR ?... AY BUGÜN BİRAZCIK EDEPSİZ MİYİM NE ?...
BEN DE, FUHUŞ NEDEN BU KADAR ARTTI DİYE DÜŞÜNÜYORDUM !


DONDURMAM VAR; ATEŞ GİBİ:))


DONDURMACI KIZ; ŞENLİKOĞLU'NDAN ÜRKERSE, DONDURMAYI YALAMAZ, ÜZERİNE DÖKER, ADAM'A YALATIR...
ANLADIĞIM KADARIYLA BUNU DEMEK İSTEMİŞ OLABİLİR ŞENKLİKLİ KADIN...
ADAM MI ?...
HANİ ATAM DEĞİL DE ADAM VAR YA...İŞTE O:))



CENNETLİK


İRANLI OZAN; OLMUŞ OYUN BOZAN...PAYLAŞMAYAN OLSUN BORAZAN:))
Cehennemliklerin suçu seks ve içki idi.

Cennetliklerin mükafatı da seks ve içki..

Gelecektekiler bizim saflığımıza gülüyorlar..

Sen anlıyor musun?

Ben anlamıyorum!

Huri ve fahişenin farkı nedir?

Biri Allah' ın çalışanı, diğeri kulunun..

İnananlarına rüşvet olarak Huri veren Allah ve Genelev olan Cennet!

Hangisi günahsız?

Çaresizlikten karnını böyle doyuran fahişe mi?

Yoksa vücudunun hazzı, kulların iyi işlerinin mükafatı olan Huri mi?

Sen biliyor musun?

Ben bilmiyorum!

Sadık Hidayet Modern İran Edebiyatının önde gelen düz yazı ve kısa hikaye yazarıdır. 17 Şubat 1903 te Tahran'da doğdu, 9 Nisan 1951 de Paris'te 48 yaşında canına kıyıp bu dünyadan göçtü..

Sadık Hidayet'in birçok kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı..


NEO-OSMANLI PROCESİ...TÜRKİYE'Yİ PARÇALAMA BİLMECESİ...


EN GÜLÜNESİ DE MEHMET ALİ ÖNEL'İNKİ; NEO OSMANLI PROJESİ...SALAKLAR; ONU ÖNÜNÜZE AMERİKA KOYDU 90'LARDA, BİR DE HOPLATTI SİZİ BOP DİYE... SON KERTEDE AMAÇ; TÜRKİYE'Yİ PARÇALAMAK...SİZLERİ DE TUTTU ÇIRAK; MAŞA VARKEN ELİNİ NEDEN YAKACAK ?...


CHP KİMLERİN ELİNDE ?...




CHP KİMLERİN PARTİSİ OLDU ?...
BİR DE NEDEN OY VERMİYORUZ DİYE KÜKREYENLER VAR...
İşte bunlar CHP'yi mahfettiler, erozyona uğrattılar...

Neymiş bir de zat-ı muhterenm buyurmuş; hem ULUSALCI, hem de SOLCU olunmazmış diye...Sanki SİYASET BİLİMİ'ni öğrenmek, bilmek yalnızca onların tekelinde...
Bizler akademik kariyer yaparken; otladık sanki üniversitelerde de kavramların ne anlama geldiğini ya da TÜRK SİYASAL TARİHİ'nde CHP'nin şeceresini bilmeyeceğiz, bunlar iyice tüketsinler diye onları destekleyeceğiz...
CHP; bugün ülke topraklarımız gibi yedi düvelin elindedir, verilecek bir KURTULUŞ SAVAŞI varsa, o savaş da öncelikle CHP içinde verilecektir...
Yoksa CHP giderse; TÜRKİYE de gider...









DOĞUM-KONTROL




DOĞURUN KADINLAR, DOĞURUN; 3'ER, 5'ER, HATTA 7'ŞER...
DİLEDİĞİNİZCE ÇOĞALIN !...
NASILSA NÜFUS PLANLAMASININ EN UCUZ, EN TOPTAN YOK EDEN YÖNTEMİ İÇİN SOFRALARINIZA SUNULMUŞ BU ŞER...
AFİYET OLSUN; DÜŞMAN BİLDİĞİNİZİN TOHUMLARIYLA CENNET SİZİN...




ARABIN DİNİ




BU KAFALAR VAR OLDUKÇA...
YIL 90'LARIN BAŞI...DOKTORA DERSLERİMİ ALDIĞIM YILLARDA; BİR SKANDAL DUYULDU VE HEMEN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ'NDE...
U.Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİ ARABİSTAN'A GÖTÜREN 2 OTOBÜS...
VE BU OTOBÜSTEKİLERE TECAVÜZ EDEN ARAPLAR...
BİR DUYULDU, BİR SUSULDU, KONUNUN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ...DİPLOMATİK SKANDAL DEDİLER...BİR DAHA DİLE GETİRMEDİLER...
HEY SİZLER, ARAPLAŞMAK İÇİN BU DENLİ HEVESLİLER; KIZLARINIZ BİR YANA, ÖNCELİKLE SİZLER KOLLAYIN ARDLARINIZI, AMAN HA !...BE CAREFUL YANİ:))




DİKKAT; ELİNİZDE PATLAR !...İŞTE  EN SONUNCUSUNDAN BİR  AÇILIM PAKETİ



BİR DALA SERÇE KONMUŞ...
BİRİ TUTMUŞ...
BİRİ PİŞİRMİŞ...
BİRİ YEMİŞ...
BİRİ DE GELMİŞ; HANİ BANA, HANİ BANA DEMİŞ GİBİ...
SERÇE YERİNE; TÜRKİYE CUMHURİYETİ ELDEN GİTMİŞ:((



SIRADAKİ ????



Samir AMİN nam-ı diğer Amerikanın kulaktan , kulağa oyuncusu bir Mısırlı...25 Ağustos 2014 günlü Cumhuriyet Gazetesi'nde manşetten verilen duyuma göre demiş ki: MURSİ ALAMETLERİ...
Ve bir kavram türetmiş kendileri, hani bilimci bir adamdan sayılmakta ya...Demiş ki:
-Türkiye'de ve Mısır'da kayırmacı kapitalizm var. Devlette tanıdıkları olanların özelleştirme ihalesi aldığı, köprüler, havaalanları inşa ettiği..."Lümpen kalkınması" diyorum ben buna. Bunlardan kurtuluş için siyasi devrimlazım...
Be hey Mısırın Amerikan kuklası; o senin "lümpen kalkınması" dediğine, bizler evvel ezel "çarıklı erkan-ı harp harekatı" deriz, ve bu değişimi de "ayaklar baş oldu" diye özetleriz...
Ve biliriz ki Kaddafi, Saddam, Mursi sıralamasının ve bahanelerinin ardından; "siyasal devrim" ki daha anlaşılır bir deyişle "Amerikanın demokrasi getirme" giriimi sırası bize de gelir...
O senin dediğin kayırmacı devlet düzeni, bizde yeni türemedi, hep vardı ki o düzen İnönü sayesinde KOÇ'ları besledi...Menderes sayesinde; oldu ülke derdest "her mahallede bir milyoner" söylemiyle enflasyonist politikalara, bir bilsen ne zenginler türedi ?...Demirel döneminde;başta yeğen Yahya, ardından manevi oğul Çağlar, dönerken köşeyi, bu halk kan ağlar, ama kimsecikler umursamadı...Derken Özal'la; köşeyi dönenlerin sayısını ne sen sor, ne ben söyleyeyim...Senin bile aklın şaşar; bu ülke nasıl da soyulmaya başladı böyle üçer, beşer diye anlatsam...Erdoğan; işte bütün bu ekilen tohumların, boy veren başakların hasatını yapmakta...
Eh sen de haklısın; bu kadar toplandıktan sonra parsa, sıra gelmeli en büyük hasada...Elinde Azrailin tırpanıyla çok beklememeli değil mi Sam Amca ?...Sabrımız taşmadan;getirmeli bize de DEMOKRASİ...
Selma ERDAL; İstanbul, 25 Ağustos 2014

24 Ağustos 2014 Pazar

CHP’nin Eşcinsellerle İmtihanı


    17 Temmuz 2014 Perşembe

    GÜNDEMİN İÇİNDEN...SİYASETİN DIŞINDAN...

    Yazılar yazıyoruz; okumuyorlar...
    Ola ki yazılar pop kültür/popo kültüre uygunsa değer buluyorlar...
    Toplumsal kirlenme had safhada...Akıl, izan uğramış dumura...
    Ülkede neler olmuş, oluyor, olacak; kimin umurunda ?...
    İşte bugün de böyle resimli yazılarımızla bakalım dedik biz de dalgamıza...
    Gündemin içinde neler mi var acaba derseniz; kısaca özetleyeyim değerli okura: 
    Sıkılmadan bakın diye resimli, kısacık alt yazılar...
    Son günlerde yaşananların bir izdüşümü...Anlayan arife, tarif gerekmez mealinden konuların; sanal kamusal alana kısacık bir sürümü...Alın elinize bir şişe ayranla, bir de dürümü;   işte gündemin içinden, siyasetin dışından  ülkede yaşananlar...



    Selma ERDAL; İstanbul, 17 Temmuz 2014





    MÜNASİPTİR:))

    NE VERECEKMİŞ DİYE SORANLARA BİR YANIT: 
    Arap erkekleri birbirine ne veriyorsa:))

    Yoksa nedendir kadına bunca düşmanlık ?...




    Çocuğu doğurmak/doğurtmak beceri değildir...
    Yoğuracaksın; kendin yoğuracaksın...
    Beleş mezar bulsa gireceklerin çocuklarının başına daha çoooook gelir böylesi olaylar...
    Kolay mı öyle tam tekmil ana, baba ya da ben gibi hem ana, hem de baba olabilmek ?...
    İşte olacağı budur; çocukları doğurmaya/doğurtmaya ve sonra da onları tinsel ve tensel kirletmeğe/kirlettirmeğe devam araplaşma sevdalısı ümmetçi müslüman ahalisi...
    Yazıklar olsun sizlere !...








    BİLİYORUM PEK ÇOK KİŞİ BANA ÖFKELENECEK AMA...
    1 Muhammed oğlunun ederi nedir ki 1 Musa oğlu karşısında ?...Bir de dünyada şu kadar Müslüman varmış...mış..mış...Varmış da nerelerdeymiş bunlar; neden bunca sessizlik, tepkisizlik ?...Üstelik bana mı düştü tepki vermek?... Hiç çeteresi tutuldu mu İngiliz altını karşılığı sırtından hançerlenen Osmanlı askerlerinin ya da Filistin kamplarında yetiştirilen PKK eşkıyası kurşunlarıyla şehid düşen Memedlerin?... ERDOGAN için MEMEDLER ne kadar kelleyse; FİLİSTİNLİLER de benim için aynen öyle...







    Birazcık İzmirliler'i kızdıralım ve diyelim ki;
    Hadi canım sizde; bizim Boşnaklar gelmeseydi İzmir'e, İzmir güzel kız mı görecekti ?...Biraz gerçekçi olalım:))


     Bizim Boşnaklar önce Bursa, İstanbul, Samsun ve en son da İzmir'e doldu...Ama özgüvenleri dorukta olduğundan; güzelliklerini dlle getirmeye hiç gerek duymadı şu Rumeli kızçelerinin İzmir dilberleri gibi:))









    BEN KENDİ ADIMA "ELBETTE BİLİYORUM" DİYEBİLİRİM DE
    ŞU ARAPLAŞMAK İÇİN UĞRAŞ VEREN ŞAPŞALLAR ÖĞRENSİN DİYE PAYLAŞIYORUM





    SİYASET İÇİN AMAÇ; TÜRK DEVLETİNİ ÇÖKERTMEK, TÜRK ULUSUNU BÖLMEK...
    TOPRAK İÇİN AMAÇ; BEREKETLİ ANADOLU'YU ÇÖLE ÇEVİRMEK...
    ÜSTELİK ARAPLAŞMAK İSE AMAÇ; DÜZ, TEPE, YAMAÇ 
    YOKTUR AK-BABALARA HİÇ BİR ENGEL... 
    SEN ŞÖYLE GELİVER DENİR; GÖREV VERİLİR BİR KİBRİT ALEVİNE,
    ONU TUTAN VİCDANSIZ, HAYIRSIZ BİR ELE...
    VE SONRASINDA GÖKDELENLER YÜKSELİR ARAP PETRO-DOLARLARIYLA;
    ORMAN, MERA, TARLA VE BELKİ DE MEZARLIK DİYE BİLİNEN YEŞİL BİR AĞACIN OLDUĞU HER ORTAMDA...
    HEY KENDİNİ TÜRK BİLEN, TÜRKDEN SAYAN;
    CUM-BAŞKAN SEÇERKEN, BU YAŞANANLARI SAKIN UNUTMA,HEP TUT AKLINDA...







    PAYLAŞALIM DA CUMHURİYETİMİZİ YIKMAYA, YAKMAYA KALKIŞANLARIN; UTANMADAN ADAY OLUŞLARINA TEPKİSİZ KALMAYALIM !...







    YALANCININ MUMU; RESMİ KAYITLAR, EVRAKLAR, DÖKÜMANLAR, BELGELER ORTAYA ÇIKANA KADAR YANAR...
    O YALANCIYA DA ANCAK CAHİL, CÜHELA, OKUMA ÖZÜRLÜ DANGALAKLAR KANAR...








    YAKINDA SEN ASİMİLE DE OLUR; BİZLERLE KASAP HAVASI BİLE OYNARSIN RUMELİ DÜĞÜNLERİNDE...
    DALGA GEÇTİĞİME BAKMA; O KIRILASI ÇENENDEN, O KOPARILASI DİLİNDEN DÖKÜLEN BOŞNAKLAR İÇİN SÖYLEDİĞİN SÖZLERİ UNUTMADIM, UNUTMADIK...





    NELER DEMİŞ ÖYLE LADY OF THE "ONE MINUTE " ?...
    AY ÇOK KORKTUM VALLAHİ; ELİMDEN DÜŞTÜ BOMBALAR, KOŞ ONLARI TUT...
    DİYESİ VAR İSRAİLLLİ DOSTLARIN:))




    ŞU DİPLOMA MUHABBETİNE KAFAYI TAKANLARA NE DESEM Kİ ?...
    1980 EYLÜL KARGAŞASINDAN/KARIŞMASINDAN SONRA ÇIKARILAN YÖK GEREĞİ; TÜM AKADEMİLER, ÜNİVERSİTEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ...DOĞAL OLARAK OKULUNU BİTİRMİŞ OLSA DA; ÇIKIŞ BELGESİYLE MEZUNİYETİNİ BELGELEYENLER, DAHA SONRAKİ YILLARDA DİPLOMALARINI DA ALMAK İSTEDİKLERİNDE ELBETTEKİ ESKİ AKADEMİLERDEN MEZUN OLMALARINA KARŞIN, OKULLARININ ADLARI ARTIK ÜNİVERSİTE OLARAK DEĞİŞTİRİLDİĞİNDEN AYNEN BÖYLE BELGELER ALDILAR...
    ELEŞTİRİLECEK BUNCA KONU VARKEN; NEDEN TAKILIP KALIRLAR BU KONUYA ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL...

    O DÖNEMDE 
    Herkes 3 yıllık da olsa, 4 yıllık da olsa; aynı biçimde diploma sahibi oldu...Çünkü ben 1980 girişli olduğumdan üniversiteye (eşim öldükten ve 2 çocuk sahibi olarak biraz gecikmeli) ve bu yasa ile yaşananları yakından izlediğimden,biliyorum...Bugün bu eleştirileri yapanların çoğu; benzeri türde diplomalar aldılar; sanki ben ve benim gibi 1980 yılında ilki yapılan merkezi sistem sınavına girmişler de 4 yıllık lisan mezunu olmuşlarcasına...Örneğin 3 yıllık eğitim enstitüsü mezunları da 4 yıllıkmış gibi üniversite mezunu sayıldılar ve elbetteki eğitimde niteliksizliğin de nedeni oldular...Eleştirilecek öylesine konu, sorun varken komik olan dönem, dönem bu diploma konusunun gündeme getirilmesi:))

    12 Eylül 1980 sonrasında; yalnızca 6 ay, evet yalnızca 6 ay okulu gitmi Eğitim Enstitüsü mezunlarına 4 yıllık diploma verdiler. Örneğin onlardan birisi, çalıştığım kurumda memurdu ve matematik öğretmenliği diploması almıştı (işin gerçeği ona verilmişti demek daha doğru olur), ama 4 işlemi yapmaktan acizdi...Ve de Karadeniz kökenli olduğu için de bir kaç yıl sonra İdari İşler Şube Müdürü oldu (ne de olsa aşiretçi bir toplumsal yaşamın kurbanlarıyız biz Batılılar bu ülkede)...Biz neler gördük bu ülkede; biz neler biliyoruz daha ?...Bu toprakların, bu kurnaz ümmetine bir ERDOGAN yetmez, ondan sonrası için daha böyle nice kifayetsiz muhterisler vardır sırada...Yaşadıkça daha neler, neler göreceksiniz ey ahali !..








                      BEN DE...BENDEN DE SOMUNCU BABA'YA EKMEK, ŞEY PARDON OY YOK !...