30 Mayıs 2014 Cuma

Umre'ye Gitmek ya da Tribünlere Oynamak



İlk Umreciler’den Atilla Taş için yazmıştım bir zamanlar…Onun ardından niceleri seferi oldu, Umrecilik’de bugünlerde Burcu Güneş’e de çıktı yollar ki Son Mohikan değil  Son Ümreci şimdi O…


Ve işte Ham Çökelek için yazdıklarım…
Günlerden 16 Mayıs 2008…
Atilla TAŞ Umre'ye gitmiş, henüz nuru, piri üzerinde bu sabah Star'da Petek'e konuk oldu... Bu kutsal yolculuğunu belgelemek için de tavaf sırasında çekimler yapmış cep telefonuyla; üstelik Saudi Arabia'ca yasaklanmış olmasına karşın...
TAŞ böyledir işte; deler yasakları, açıklar sırları...David'in sihrini/sırrını/gizemini de açıklamamış mıydı Reha MUHTAR'a ?...
Sorunsalım elbetteki TAŞ'ın bu becerileri, yasaklara karşın gizlice "kutsal topraklar"da bulunduğunu dosta, düşmana belgelemek için cep telefonuyla çekim yapabilmiş olması değil ya da  onun Umre gezisi değil ( ki kuşkusuz bireyin özgür istencine kalmıştır Müslümanlar için "kutsal" sayılan topraklara gitmek ya da gitmemek ), bence önemli  ya da eleştirel olan; dini /dindarlığını pazarlaması... Bir başka deyişle onun dindarlığı değil de dinciliği, din bezirganlığı, din tüccarlığı ( Anımsanacağı gibi CEYLAN da Ramazan ayı süresince" en yeni gelinimiz" SEDA'nın programında  Umre yolculuğunu pazarlamıştı )...


AKP ülke yönetimine egemen olduğundan beri yalnızca siyasetçilerde değil, sanatçı taifesinde  ve  hatta bilim adamı bildiklerimizin arasında da yayıldı bu tür tutum ve davranışlar ve de manken kızlarımızı neredeyse anadan üryan podyumlara salan modacılarımızın arasında... Her birinin dilinde övgüler, elinde emekler…
Bilim insanları oldu; ilim insanları…Bilimsel makaleler, oldu ilimsel...
Transparan modacıların çizgileri, şimdi tesettür için...
Aşk yapmak üzerine söylenen şarkılar, Allah aşkını içeren ilahilere dönüştü ki Atilla TAŞ İlahi albümü yapacakmış da, sonrasında da başta AKP'li seçkinler olmak üzere, onları destekleyen zevatdan gelsin yemekler diğer bir söyleyişle onlara verilen hizmetlerden kazanılan paralar ...


Gerçi bu dinciler, din tüccarları yalnızca kendi adları üzerinden din ticareti yapmakla kalmıyorlar, bir başka görev daha yüklenmişler; kişileri etkilemek, kafaya almak, saflarına katmak...  TAŞ da Petek'in programına böyle bir görevi üstlenerek gelmiş besbelli... Adını açıklamak konusunda, kendisinden izin almadığı "ulu zat"la yaptığı konuşmada, Petek'den de sözedilmiş. "Ulu zat" demişki Petek için; "Petek inançlı bir kız...O kızda birşeyler var, ilgilense o çok başka bir yerlerde olur"...
Üstlenilen görev bu; kişileri etkileyerek,  başka yerlere çekmek, tarikatlara, türbana, tesettüre... Tek, tek çalışıyorlar... 1980 sonrasında, I.TÖ'nün; "Bir zaman gelecek, bu ülkede 2.5 medya kalacak" sözlerini doğrulandığı yetmezmişçesine, " tüm kaleleri fethetmek" için olsa gerek sıradan bir kadıncağızın programına da el atıyorlar.
Çünkü düşünmek yerine; inanmak...
Çünkü düşünen insan değil, inanan insan olmak...
Çünkü düşünen birey değil, inanan kul olmak...
Dolayısıyla ILIMLI İSLAM CUMHURİYETİ'ne giden yol olmak...
Ülkemizde son durum böyle; gidişatımız bu cihette... Bizde böyle de Batı'da çok mu başka?... "Medeniyetler Çatışması"nın kuramcısının ülkesinde de tarikatçılar, falcılar, üfürükçüler, tarotçular cirit atıyor... II. Elizabeth  ülkemize konuk oluyor, Bursa'da huşu içinde Yeşil Camii'nde Kur'an dinliyor... Yanında da Bayan GÜL... Verilen ileti açık: Sen de dine gel...

"Komplo Teorisi" gibi olacak ama; bu gidiş, belki uzun ve de ince bir yol... Ama sonunda olmak var bir kul... Kime mi ?... Yaradan'a olsa; gerçek dindarlar bulur teselli... Ama kime kul olunacağı besbelli... Beklediğim yeni bir Haçlı Seferi ki III.Dünya Savaşı yerine ikame edilecek olan... İki büyün din arasında çıkan... Elbetteki amaç; din adına vur-kaç... Çünkü amaç; kendi dininin üstünlüğünü saydırmak...Saydırmak mı gerçekten de ?... Saydırmak değil, sömürü ağını genişletmek, yaydırmak...
Sonuçta kim başarılı çıkar bu savaştan ?...
Kuşku duyulabilir mi  hiç İNCİL'in kutsadığı acımasız kapitalizmin utkusundan ?...


2008 yılında Umre’ye gidip, gelince Atilla TAŞ; neler düşündürtmüştü bana…
İşte bugünlerde onun açtığı yolda, kamusal alana en son adı düşen Umre yolcusu Burcu Güneş…


Ve daha başka kimler, kimler gittiler ?... 
Umre’ye gidip sanki zemzemle yıkandılar…
Acaba kimleri kandırdılar ?...
Ola ki bizlereyse bu göndermeler; boşuna zahmet…
Yok; ülkeye egemen softalaraysa, elbetteki onların indinde bu durum bir marifet, Burcu Hatun’u bekliyor ziyafet ki en kısa zamanda 29 ekim kutlamalarında, çağrılır bu hatuncuk da Çankaya sofrasına…
İbadet de gizlidir, kabahet de safsatasına ne oldu derseniz ?...
Günümüz Türkiyesi’nde adamdan sayılmak isterseniz; unutun bütün bildiklerinizi derim…
Selma ERDAL





28 Mayıs 2014 Çarşamba

Derde Derman SARIGÜL…

1 Aralık 2009'dan kalma bir Ankara anısı ya da bir türlü tutmayan; SARIGÜL aşısı

Günlerden 1 Aralık 2009...Bayram öncesi Ankara’dayım…
Bursa-Ankara yolculuğum sırasında Eskişehir’e yaklaştıkça kasvetle kararmaya başlıyor içim… Bursa’dan uzaklaşırken, yeşilden, temiz sudan ve havadan uzaklaşıyor olmak içimi sıkıyor, acıtıyor ama yine de yol almak gerekiyor ara sıra Ankara’ya… Ne de olsa İstanbul doğumlu, ana-babadan Bursa tohumlu kızım; Ankara’da evli… Başkent’de yaşıyor, çalışıyor dolayısıyla benliğim metazori alışıyor şu Ankara’ya…


Sanayileşme olgusu nedeniyle Bursa’da yeşil alanlar; konut yapımı nedeniyle beton grisine boyanırken, toprağın bereketinden, suyundan, havasından dolayı Bursa yine de yeşil, ona saldıran açgözlü düşmanlarıyla inatlaşırcasına yeşilini yine de  korumakta… Ya Ankara ?... Kemal ATATÜRK’ün Başkenti; çoraklığını zorlama yeşillendirmeyle saklamaya çalışırken, GÖKÇEK elinden epeyce çekmekte ve  yitirmekte yapay yeşilliğini de, yap-satçıların gri beton konutlarıyla dolarken dağ, tepe… Özellikle de ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ; hamburgercilere, kokoreççilere, kebapçılara peşkeş çekilmiş… İsli duman kokulu havası, çalışanlara lojman niyetine çalınan tarlası, tapası… Sonuç olarak; ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’ne yapılan saldırılar eşliğinde, Atamız’ın çiftliği de can vermekte, soluk alması giderek olanaksızlaşmakta Ankara’nın…

Ve insanlar… Başkentimiz diye yabanın gözüne itibarımız olarak sunulan bu kentde; yapılar  kurşuni, hava kurşuni, insanlar kurşuni… İnsanlar bezgin, bıkkın, mutsuz, umutsuz… Herkes günümüzün egemenlerinden yakınmakta… Bu yakınmalara bakınca da insan şaşırmakta; nasıl gelebildiler diye iktidara ikinci kez ?... Aldandık diyenler var… Bulgurla, nohutla tavlandık diyenler var… Kömür aşkıyla  bu karaya bulandık diyenler var…

Kolay değil; Ankara soğuk… Benzemiyor Bursa’nın havasına… Yok Ankara’nın ardında güvenle yaslanacağı, Anadolu’nun karasal ikliminden Ankara’yı koruyup, kollayacağı bir Uludağ’ı… Bursa’nın sonbaharı,kışı;  Ankara’nın yazları gibi… Bu durumda ne yapsın Ankara’nın yoksulu, garibi ?... Satmış oyunu çuval, çuval kömüre… Isınmış kömürle kara kışta, ama yine de umut kalmamış bakışta; iş yok, iş yoksa aş yok…Kuşkusuz Ankara’da aşk da yok… İnsanlarda işve, cilve; hak getire, gülmeyi unutmuşlar…Ankara’daki yoksulluğu  göremiyor mu RTE ve taifesi ?… Biteviye dönüp, durmakta “açılım” üzerinden PKK’lıları kalkındırma sahifesi… Ve şimdilerde RTE’nin alternatifi, seçeneği diye, bilinen-bilinmeyen iç ve dış güçlerce siyaset pazarına sürülen Mustafa SARIGÜL; Ankara’nın yoksulunun, garibanının umudu olmuş… Oysa hangi yoksul, gariban; umudu olan siyasetçilerden ne zaman umduğunu bulmuş, bulabilmiş ya da gelecekde bulabilecek ?... Bu SARIGÜL olmuş, solup, sararmış gül olmuş…

Bir zamanlar Alevicilik yaptığı için BAYKAL’ın CHP’sinden dışlanan, bir aralar DSP’ye yaslanan SARIGÜL; Ankara’nın her mahallesine, köşesine, bucağına açmış temsilciliğini… Örgütlenmesinin alt yapısını oluşturmuş…

SARIGÜL’ün  bürosunun önünde duruyoruz, kızımla konuşuyoruz; bize kulak misafiri olan Ankaralı gençten bir adamcağız sözümüze karışıp diyor ki:
-        İstanbul bırakılıp, Ankara’ya gelinir mi ?...
Yanıtlıyorum onu:
-        Belediye başkanlığı için değil Ankara’ya gelişi, gelmek isteyişi… RTE’ye karşılık hazırlıyormuş onu Amerika…
Anında yanıt geliyor Angaralı’dan:
-        Aaaa, bak bu Recep’den daha iyi…

Kızıma dönüyorum:
      -  Amerika ne karışırmış bizim işimize, başımıza seçeceğimize diyeceğine, “Bu Recep’den daha iyi” diyor… Nerelere geldik ?... İşte Amerikan mandacılarının istedikleri oldu, düşleri gerçekleşti… Halk çoktan onay vermiş Amerikan karışmacılığına… Oysa Kurtuluş Savaşı neden verilmişti ?... “Ya İstiklal, Ya Ölüm” sözleri neden söylenmişti; halkımız bunları çoktan unuttu, sinsice, saldırganca tüm değerlerimiz,davalarımız, savlarımız, savunmalarımız, ilkelerimiz, ülkülerimiz bu halka unutturuldu…

Mustafa SARIGÜL hareketi halka duyurulurken; yazılı ve görsel basına yansıyan duyumlardan, ihrama sarınmış görüntülerinden  öğreniyoruz ki meğer Umre’ye de gitmiş SARIGÜL… Oysa biz onu Alevi bilirdik, ALEVİCİLİK yaptığı gerekçesiyle BAYKALCILAR tarafından partiden dışlandığını sanırdık… TÖ gibi saf değiştirmiş, takunyalarını giymiş… Ne için ?... Ülkeye egemen olmak için… İşte şimdi işlem tamam…

Ne BAYKAL’ın ne de ECEVİT’in koltuğuna oturamayan SARIGÜL; bugünlerde RTE’ye eşdeğer, onun ikamesi, onun alternatifi, onun seçeneği, onun yerine oturtulması düşünülen adam…O şimdilerde derde derman… SARIGÜL gelecek; dertler bitecek…Öyle mi acaba ?...

Ve 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesi; yine derde derman diye sürüldü siyasal alana Mustafa SARIGÜL... Sonuçlar ortada; yarardan daha çok zarar verdi siyasal ortama... Bir türlü gelemedi CHP'nin başına; doğal olarak da dertleri bitiremedi... Bir türlü gelmeyen, gelemeyen GODOT gibiydi, CEMAAT hazretlerinin çıktı tüm çabaları boşa... 
Usandılar mı, utandılar mı onlar; demokrasi adına ?...Hiç sanmam..
 Ve (cumhur)başkanlık seçimleri dolayısıyla ister misiniz yine sürülsün piyasaya ?...
Selma ERDAL


26 Mayıs 2014 Pazartesi

ÇAPULCUNUN DEĞİL, ÇAPUTÇUNUN GÜNCESİ

YENİ NESİL
Özellikle moda söz konusu olunca bana en itici gelen kimlik tanımlamasıdır; “yeni nesil” sözleri…
Eğer ben bugün için sağ ve sağlıklı yaşıyorsam…
Modayı seviyorsam; usanmadan izliyorsam…
Tüketim toplumunun bir üyesi olarak; AVM’lerde ayak izlerim, kasalarında paralarım varsa…
Ne demekmiş; “yeni nesil için üretilmiştir moda” sözleri ?...
Paramın satın alabildiğini…
Bedenimin taşıyabildiğini…
Özellikle de yaş kaygısındansa, beğenimin onay verip, sevdiğini giyerim ben arkadaş…
Çünkü ben; bugün için yeni nesilim… Yarın için ki eğer yoksam, sağ değilsem, yaşamıyorsam; işte o zaman eskidiğimden, geçmişte kaldığımdan, artık oyundan çıktığımdan dem vurabilirsin…



SHOP TILL DROP
Alışveriş manyağı bir dişi olmamın müsebbibi (Türkçesi’yle sorumlusu); komünist kocamdır…Reklamcılar boş yere vicdan azabı çekmesinler; beni özendirip, aklımı çelip, azdırıp, cüzdanımdan paraları sızdırıp, alışveriş çılgınlığıyla yoldan çıkardıklarını sanıp…
İlle de çarpık yapılaşma kentte olacak değil ya, komünist kocacığımın sayesinde çarpık yapılaşma oluştu kişiliğimde…Ve onun ardından shop till drop alışveriş yapıyorum; son durak neresi mi ?... Param ve bedenim tükenip, yoksunluktan ve de yorgunluktan yerlerde sürününceye kadar…Yok, yok; o kadar da değil elbette… Ah o koca; ne kadar dedirtti bana KEŞKE, alışveriş için çıkarken Nişantaşı'na, Osmanbey’e, işte tam o sırada yolumu kestikçe…




KEŞKE
Barbara Cartland masalları okusaydım
Pembe düşlerde yaşardım
Oysa bana Marx’ı, Engels’i okumam öğütlendi
Genç kızlık düşlerim bir, bir ayıklandı…
Barbara Cartland masalları okusaydım
İpekten, taftadan giysilerim olurdu
Oysa ben Sümerbank basması giyen
Bir Bursa yosması olarak kaldım…
Sürekli dinledim;
Karnıma giren her bir lokmanın
Nice açlar,
Ayağıma giyilen ayakkabının
Nice çıplaklar pahasına olduğuna ilişkin
En toplumsal içerikli sözleri
Eğer kansere yenik düşüp de
Kapanmasaydı gözleri
Sevgili komünist kocamın
Bilmem ki bugün ne söylerdi dilleri ?...
Marx yerine,Euro’ya / Mark’a mı tutkun olurdu
Engels’i bir engel mi görürdü
Kapitalist düşlerine?...
Belki de; “Değişmeyen, değişimin kendisidir” diyerek
Yoksa o da benzer miydi Altmışsekiz dönmelerine ?...
Keşke;  Barbara Cartland masalları okuduğumda
Bana öfkelenmeyen bir kocam olsaydı
Yitirmiş olsam da onu yetmiş yedide
Bugün onu böyle sorgulamayan
Altmış sekizlileri de yargılamayan
Bir kadın olurdum;dingin, kendi köşemde… 



VE ONLAR DA “KEŞKE” DEMESİNLER DİYE KADINLARA, KIZLARA ÖĞÜTLER:
Yobaz koca; günah, haram der, alışverişe geçit vermez…Altın taktırmaz, ipek giydirmez…
Komünist koca; tüketme, dur, harcama, savurma, paylaş ötekilerle, sömürgenlere sömürtme kendini derken, senin kadınlığını, kadınsal keyiflerini sömürür acımasızca…
Sarhoş koca; önceleri savurganlığa göz yumar, ne de olsa o da paraları alkole sayar. Sonraları  paralar azalıp, alkol tutkusu arttıkça; kadının gözünü oyar, alkole para kalmıyor diye…
Çapkın koca; iki türlü davranış gösterebilir ki ya sessizdir kadının savurganlığı karşısında, yeter ki evdeki, diğer kadını bilmesin ya da öfkelenir taşkınca; paralar eskisine değil, yeni kadına gitsin diye kısıtlar, kısar kadının harcamalarını…
Kuşkusuz koca çeşitleri; bu kadarla sınırlı değil, bunun pintisi var, kumarbazı var, kıskancı var…Oysa gerçekten yoksul olanı; her şeyi yakıştırır kadınına, gönülden varsıldır da, ona da parasızlık olanak tanımaz…
Alışverişkolik kızlar için kısa bir yaşam rehberi; seç, beğen, al koca çeşitleri…
Kocasızlık kaygısı taşımıyorsa eğer bir kadın, bilmelidir ki en güzeli; cüzdanının, kesesinin, kasasının efendisi olmak, kıdemli ve deneyimli bir kadın olarak benden söylemesi…
Selma ERDAL



SANALLAŞMAK





Sanallaştığımızdan beri Deep Blue’nun ağında
Sanalda başlıyor tanışmalar, anlaşmalar
Ve sonrasında gerçeğe de taşınabiliyor buluşmalar
Kadın-erkek arasında;
Güven katsayısı olduğundan beri sıfır
Sanalmış ya da gerçekmiş ilişkiler
Sonuçta değişen ne ?...
Şimdilerde hiç kimse girmiyor gerdeğe
Bir ömür boyu için tek bir eşle…
Kimse, kimsenin; zincirlemeyi beceremiyor
Ne gerçek, ne de düşsel hazzını
Kimse istemiyor ne varsa yaşanılası olanın azını
Ve erkek; sanadursun, kendini avutsun
Ve de aldansın; dayanılmaz çapkın olduğuna yalnızca kendisinin
Oysa kadın; çok önde ondan, hızdan, hazdan
Ah şu erkek!... Zavallıcık varlığından habersiz evdeki;
Mırıldanıp durmakta olan bir pusy kedisinin…




İşte bu nedenle;
Sanalmış ya da gerçekmiş ilişkiler
Sonuçta değişen ne ?...
Herkes yaşamına çeşni, çeşitlilik katma derdinde…
Devir nasıl da değişti…
Sanalda gerçekler çıkıyor ortaya
İkiyüzlü toplumun karaları, yaraları
Kirli çamaşır sepeti gibi kişinin alası,
Sanal kamusal alan insanın gerçek aynası
Çok yaşasın takma ad; nick name’ler,
Günümüz insanının turnusol kağıdı…





Ah, ahhh nerede eski o günler ?...
Geçmiş erkekler için nasıl da kaygısız, nasıl da güvenliydi…
Komşunun tavuğu kaz, karısı kız gelirdi adama
Gönlünden geçirirdi;
“Keşke her gece bu hatun gelse odama”
Bilmez gönül; her gün bal yiyen, baldan da bıkar
Gözdür bu; yeni bir güzel gördüğünde, bu kez de ona (b)akar
O günlerde erkek başka daha ne bekler ?...


Giderek değişince yaşam süreci, çağdaşlaşma, modernleşme
Teknolojik gelişme ve bu değişime göre kafalar da dönüşünce 
Küreselleşmenin bir lütfu,  sanallaşınca bir de dünya
Yaşadıkların gerçek mi, düş mü yoksa bir rüya ?...
Daha ne bekliyorsun, daha ne istiyorsun ?...
Bunca bolluk, bunca bereket...
Gözün, gönlü doysun; istediğine dokun, ışık hızıyla…
Ademoğlu; sanalda yaşarken hazla, ulaşmakta doruğa…

Neylersin ki suya yazmak gibi, sanalda yaşamak...
Bir parmak bal çalınsa da gözlere, benlik kansa da şehvetli sözlere...
Gönül kaysa da sanaldaki gonca güle, asmadaki koruğa...
İletişim koptuğunda ansızın...
Ayılınca gerçek dünyasına; na yazık ki mahkum olmakta evdeki moruğa
Ah şu erkeğin yazgısı, sanal yanılsaması; bakalım sürecek nereye kadar ?...
Selma ERDAL


















25 Mayıs 2014 Pazar

Sigarasız da Yaşayabilir İnsan


Bugün güneş pırıl, pırıl…Sokaklarda insanlar, araçlar… Acılı, tatlı bir koşturmaca…Günlük sıkıntılarınıza karşın bugün güneşli, güzel bir gün…
Yağmur mu yağıyor, yoksa kar mı ?...Sanırım bugün hava; sisli, bulutluymuş…Aldırmayın canım; siz içinizdeki güneşin pırıltısıyla adımlarınızı daha bir mutlulukla, daha bir canlılıkla atın…
Hiç mi atamıyorsunuz adımlarınızı ?... Neden ?...Ne oldu size ?... Bacaklarınıza ?...
Yürüme sorununuz mu var ?... Neden oturuyorsunuz o tekerlekli sandalyede ?...Kangren mi oldunuz ?...
Demek sigara yüzünden ?... Damar tıkanıklığı nedeniyle mi kesildi bacaklarınız ?...


Yaz siz; sürekli elinizde bu nefes açıcı spreyle mi dolaşıyorsunuz ?... Yüzünüzdeki bu maske neden?... Başkalarının içtiği sigaranın dumanına bile artık ciğerleriniz dayanmıyor mu ?...
Demek o denli çürüdüler ?... Demek soluğunuz iki adım atmanıza bile yetmiyor ?... Konuşurken bile zorlanma aşamasına da mı geldiniz ?... Çok zorlandığınızda demek hekimler sizi oksijen çadırına alıyorlar ?... Bütün bunlar sigaranın sonucu öyle mi ?...


Sizin de çocuğunuz sorunlu demek?...Doğuştan ciğerleri hasarlı mı ?... Algılama sorunu da mı var ?... Yaşıtlarına göre zeka düzeyi daha mı geriymiş ?... Çocuğunuzdaki sorunların nedeni de sizin sigara içici bir anne oluşunuzmuş; öyle mi?... Çok mu içiniz sızlıyor çocuğunuzun bu durumuna ?...
Siz de bir türlü anne olamıyormuşsunuz; öyle mi ?... Hamile kalsanız da; çocuğunuz birkaç ay sonra düşüyor mu ?... Kısır değilsiniz ama, kısırdan da bir başkalığınız yok demek ki?...

Akciğer kanserine mi yakalandınız ?... Kadın olduğunuz için daha çok risk altında mı kalmışsınız, erkek sigara içicilerine göre ?...
Demek sevgiliniz sizinle öpüşmek istemiyor ?... “Kültabağını öpemem” mi diyor ?... Bu koku; tütün kolonyasından mı, yoksa üzerinize sinen sigara kokusundan mı ?... İnsanlar sizden hemen uzaklaşıyor mu ?...



Göründüğünüz kadar yaşlı değil misiniz ?... Ay kızmayın ama; nedir bu böyle teninizin durumu ?... Hem çok sert, hem de kırışmış, gözlerinizde kaz ayakları; çok mu uğraştınız bu yaşta, bu görüntü için ?... Siz yapmadınız mı ?... Pekiyi de kim yaptı ?... Sigaranızın dumanı mı ?...
Sizi çok iyi anlıyorum; ne güneşin pırıltısı, ne yağmurun damlaları, ne poyraz, ne lodos, ne pus, ne sis…Çünkü sizin yaşamınız kararmış, her yeriniz sanki zift ve is… Çünkü siz içinizdeki güneşi soldurmuş, tüm yaşam kaynaklarınızı öldürmüşsünüz… Ve kala, kala; bir solukluk canınız kalmış…Siz sağlığınızı yitirmişsiniz, yaşam enerjinizi bitirmişsiniz, kendinizi yaşamdan emekli etme yolundasınız, siz sigaranızın külündesiniz…Yaktıkça sigaranızı; yaşamınızı yakmışsınız da ayırdına varamamışsınız, yaşam keyfiniz kalmamış, bir dumanlık keyif alayım derken… Yüzünüz solmuş böyle erken, erken…

Oysa sağlık; en değerli varlığımız…Sağlık sözü geçtiğinde; SİGARALARINIZI SÖNDÜRÜN,YAŞAMINIZI GÜLDÜRÜN dediğimde bana kızdınız… Herkesin dudaklarına sürdüğü kırmızı boyalarla, evlerimin duvarlarına; SAĞLIĞIMA SALDIRMA, SİGARAYI SAVUNMA diye yazdığımda, bana güldünüz… Ve evime bir daha gelmediniz; BU EVDE SİGARA İÇİLMEZ  diye yazdığım için evimin giriş kapısındaki aynaya…


Oysa ben; sağlıklı bir toplumu amaçladığım, dostlarım, arkadaşlarım için de sağlıklı bir yaşam dilediğim için SİGARASIZ YAŞAMA GEÇİN dedim… Ama sizlere dinletemedim…
Çünkü SİGARA DOSTLARI; ben bir SİGARA DÜŞMANI olarak, sizler için de SAĞLIK denen o en gerekli olgunun, yalnızca bir kavram olarak sözde kalmamasını, bedeninizde var olmasını, kendime istediğimce, sizler için de istedim… Sizler için de uzun ve sağlıklı bir yaşam diledim…
Oysa sigarayla kösteklemeseydiniz yaşamlarınızı; şu an yaşamın tüm renklerinden, tadlarından haz alacak, sigarasız yaşamda sağlıklı kalacaktınız… Çok daha sağlıklı bir bedenle yaşıyor olmak sizler için de ne güzel olacaktı… Sanki ölüm yokmuşçasına…
Ve artık sizler, sigara yüzünden bedeni kösteklenenler; kurtulun şu dumanlı, isli yaşamınızdan… Yeni bir güne sigarasız başlayın, sigara yerine meyveleri dişleyin…Vitaminlerle bedeninizi nakış gibi işleyin…
Zararın neresinden dönülürse; kardır… Sigaralı yaşamda; soluklar dardır… Sigarasız insan; eşine yardır… Erkenden bırakıp, gitmez onu… Yeter artık, direnmeyin bu denli; gelsin artık sigaralı yaşamın sonu…
Selma ERDAL


18 Mayıs 2014 Pazar

YÜZYILLARIN ADAMI

Anımsanacağı gibi, 1997 yılının yaz ayları boyunca şu internet denilen sanal oyuncakla, ABD'nin TIME dergisince, yüzyılın adamı seçilecekler arasında birinci olsun diye, ulusça ATAMIZ'ın adını göndermiştik. Sonuçta bu uğraşlar/çabalar/özlemler/istekler boşa çıktı; ATATÜRKÜMÜZ yüzyılın adamları sıralamasına girmedi/alınmadı/sokulmadı. Dolayısyla "tepkisiz toplum" olduğu savıyla sürekli eleştirilen biz Türk Ulusu'ndan öfkeli başkaldırılar, yakınmalar, haksızlığa uğradık eleştirileri...İyi de; ATATÜRKÜMÜZ'ü TIME'da yüzyılın adamı olarak görmek o denli önemli mi? Hiç sanmıyorum... Bence gerçekten önemli olan, olması gereken; ülkemizde yaşayanların, ulusumuzun bireyleri olarak bu topraklarda güvenle yurttaşlık haklarından yararlananların O'nu böyle görmesi/görebilmesi/gerekirse görmelerinin sağlanması, yüreklerde, beyinlerde yeralması (PKK ve Hizbullah bağlamında)...
Anımsatmak isterim ki; Anadolu halkı o günlerin Gazi Mustafa Kemali'nin önderliğinde bir Kurtuluş Savaşı, bir bağımsızlık savaşı verirken ATATÜRKÜMÜZ, Amerikan basınında "Bir eşkiya, sarı saçlı bir çete başı" olarak tanımlanmıştır. Kuşkusuz başta Fransız basını olmak üzere, Avrupa anakarasında da benzeri sözcüklerle tanımlanmış, yerilmeye çalışılmışdır. Ardından Türk Ulusu ATATÜRK'ün önderliğinde bağımsızlık savaşını utkuyla bitirince, O'nu daha önce yeren Amerikan basını kendisinden övgüyle sözetmeye başlamıştır. Bilindiği gibi Anadolu atalarının deyişiyle buna, "bükülemeyen elin öpülüşü" denir. Daha dün Ulu Önderimiz ATATÜRK'ü "Bir sarışın eşkiya" olarak tanımlayanların, bugün hernedenli zor koşullarda olursak olalım (Ülkemiz uyruğuna geçmiş bir enflasyon canavarımızla "ya da IMF tutsaklığımız" yaşıyor olmamız ya da PKK, Hizbullah asalaklarıyla uğraşıyor olmamız düşünülürse) yine de O'nun bize armağanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onurlu Türk Ulusu olarak; kendimize güvenle, O'nun yolunda yürüyor oluşumuz bile, Ulu Önderimiz'in yüzyılın adamı olarak gösterilmemesi için yeterli bir neden değil midir? Üstelik ATATÜRKÜMÜZ; Humeyni'nin ya da Hitler'in yeraldığı bir sıralamaya hiç yakışır mı? Burada bir başka konuya değinmek istiyorum. Daha açık bir deyişle TIME'ın yüzyılın adamı sıralamasında yer alan bir başka ada ilişkin bir konuyu gündeme getirmek istiyorum; Güney Afrika'nın Mandelası'na...
Henüz belleklerden silinmediği kansında olduğum bir konu bu; 90'ların başında ATAMIZ adına bir ödül verilmesi düşünülen Güney Afrika'nın Mandelası'nın ödülü geri çevirişi konusu... Bilindiği gibi Mandela'ya bu ödülün veriliş nedeni; Kemal ATATÜRK'ün kişiliğiyle özdeşleşen, örnek bulan bir bağımsızlık önderi olduğu varsayımıydı. Kuşkusuz Mandela bağımsızlık savaşımı veren bir önder olarak, Dünya genelinde ne denli öne çıkarılırsa çıkarılsın, hiç ATATÜRKÜMÜZ'ün büyüklüğüne eş/eşit olabilir mi? ATATÜRKÜMÜZ ne demişdi? YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!...Bugünkü güzel Türkçemiz'le "YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM!"...Mandela'nın yaşadığı gibi bir TUTSAKLIK'dan hiç ama hiç söz etmemişdi. İşte bundandır ki; varsın ATATÜRKÜMÜZ , TIME'da yüzyılın adamı seçilmesin. O; biz Türkler için, Türk Dünyası için yalnızca bu yüzyılın değil, bütün yüzyılların adamıdır. Önemli olan böylesi bir seçilmişliğin, bizden sonra da yaşayacak/yetişecek Türk Ulusları'nca (Anadolu Türkleri ve Türk Dünyası'nca) kıvançla onaylanmasıdır. Kuşkusuz, Ulu Önderimiz Kemal ATATÜRK; YÜZYILIN DEĞİL, YÜZYILLARIN ADAMIDIR...
*Ve neden TIME Dergisi içerikli bir yazı derse değerli okur ?...Sanki Tanrı vergisiymiş gibi; kimilerini pek bir hırs sarıyor son yıllarda ille de adıgeçen dergiye kapak olacağım diye...Olsan ne olur, olmasan ne olur; sen olabiliyor musun sonsuza dek bir ulusa ÖNDER ?...İşte bana ondan haber ver... Selma ERDAL

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir FOTO-ROMAN

Ülkemizde en çok bilinen ve unutulmayan foto-roman; Gönül Akkor ve Kadir İnanır'ın birlikte poz verdikleri, 60'lı yıllarda Hürriyet'de yayınlanan BAĞDATYOLU foto-romanıdır...Ve bu paylaşım da bir foto-romandır...En az Bağdatyolu kadar bilinir ve unutulmaz olmaya aday bir foto-romandır: KÖMÜR YOLU, ÖLÜM YOLU...
Dünya üzerinde 200, bilemediniz 250 yıllık geçmişi olan Kurnaz Tilki’nin USA’sı; “kızılderili soykırımınından uyduruk, düzmece bir şanlı geçmiş kurgulamak için Aloma’yı unutma !” söylemleriyle yetmişikibuçuk milletten oluşturduğu nufusuna uyduruk bir tarih yazarken, üç anakaraya yayılmış egemenlik alanıyla en az 600 yıl Dünya tarihini yönlendirmiş, etkilemiş, oluşturmuş bir diğer deyişle yalnız kendi tarihini değil, Dünya’nın da tarihini yazmış, biçimlendirmiş bir ulusun “ne yazık ki ” kimlik bilincine beton atmak için;iç ve dış saldırganlarca, yeraltı ve yerüstü doğal ve çevre kaynaklarının yanı sıra, en çok da tarihsel kaynaklarına el uzatılmakta, ulusun kimlik bilincini yok etmek için her türlü kötülük yapılmaktadır… Bir zamanlar Osmanlı’nın önünde diz çöküp, onun merhametiyle Dünya sahnesinde varlığını sürdüren bir Fransa ve onunla birlikte, diğer sömürgenlerin çabalarıyla giderek haritadan silinmek istenen Türkiye, Dünya nüfusundan düşürülmek istenen Türk Ulusu… Ne acıklı, ne utanılası bir durum ?… Ülkenin ve ulusun saygınlığını düşüren beceriksiz egemenlerin eylem ve söylemleriyle, basiretsizlikleriyle; uluslararası alanda durum böyle olunca...Ve dışarıda yaşananların yanı sıra, ülkede de başta denetimsizlik, önlemsizlik, uzağa görememek, insana değer vermemek, doğa koşullarını hiçe saymak gibi ve sayılabilecek pek çok nedenle oluşan,ortaya çıkan, yaşanan pek çok olumsuzluk, acı, felaket de üstüste gelince...Bunları balık hafızalara yem etmemek amacıyla bir foto-roman hazırlamak gereği duydum...İşte son günlerde yaşananların FOTO-ROMANI:
ULUSUNA BÖYLE DAVRANIŞLARDA BULUNANLARI; TEŞHİR ETMEK ULUSAL BİR GÖREVDİR: AK-BABALARIN ÜLKESİNDEN MEMUR UÇAN TEKME...
KIVIRDIĞI İÇİN NEREDEN, NEREYE...PARTİ, PARTİ GEZE, GEZE OLDU BÖYLE DENSİZ GEVEZE...VE KABAHATİ GELİN ETMİŞLER; KİMSE ALMAMIŞ...SUÇ İLLE DE CHP'DE...SANKİ YÜRÜTME ORGANI; AKP DEĞİL DE CHP (ÜSTELİK SİZİN YÜRÜTME ORGANI OLUŞUNUZ TESCİLLİ HER ANLAMDA)...VE BİR DE DERLER YA; HEM EĞ, HEM DE DÖKME...CHP VE DİĞER PARTİLER UYARMIŞ SİZLERİ İŞTE...DAHA NASIL BASKI YAPACAKLARDI Kİ SİZLER GİBİ AYMAZLARA ?...BU HALK SÜREKLİ SİZLERİ UYARMAKTA DA; NE DEĞİŞİYOR ?...UYARILARA YANIT; TOMALARDAN GELİYOR, YANINDA DA İKRAMİYESİ BİBER GAZI...CHP, CHP OLMAKTAN ÇIKTI, ÇIKALI; NASIL KESEBİLSİN SİZDEKİ HIZI, NASIL AYAR VEREBİLSİN YANLIŞLARINIZA, YANILGILARINIZA KARŞI ?...
KORKAKLIĞIN BELGESİ SANMAYINIZ... MONTAJDIR, MONTAJ...KASIMPAŞA DELİKANLISI HİÇ KORKAR DA KAÇAR MI ?...
MADENLERDEN HER ZAMAN KÖMÜR ÇIKMAZ; ÜSTELİK ONLARIN ATEŞİ EL YAKMAZ, AMA YÜREKLERİ KOR EDER... NEDEN OLANLARI DA ENİNDE, SONUNDA DARMADUMAN EDER...
"SALDIR" DEMİŞTİR...O DA SALDIRMIŞTIR... DİKKAT EDİN DE ISIRMASIN...MAAZALLAH KUDUZ AŞISI FALAN DA YAPTIRMAK GEREKİR
GEZİ'DEN SONRA; SOMA... HALK İŞTE YİNE SOKAKTA...
BİR ZAMANLAR VAR OLAN; ŞANLI MADEN İŞ DİRENİŞÇİLERİNİN ANILARINA DA GİTSİN...
BU OLAY NEDENİYLE İSTİFA ETMEZ, BUNDAN İSTİFADE EDER BUNLAR DİYE FELAKETİN HEMEN ARDINDAN, DAHA İLK GÜNDE YAZDIM...KEŞKE YANILSAYDIM...AMA YİNE YANILMADIM... ŞİMDİ BUNLAR BU OLAYDA CEMAATİN PARMAĞI, YAHUDİ LOBİSİ, AMERİKAN OYUNU, GEZİCİ, ERGENEKONCU, KEMALİST KOMPLOSU VARDIR BİLE DERLER...HERŞEYE HAZIRLIKLI OLUN...
BU OLAY NEDENİYLE İSTİFA ETMEZ, BUNDAN İSTİFADE EDER BUNLAR DİYE İLK GÜNÜ YAZDIM...KEŞKE YANILSAYDIM...KEŞKE YANILSAYDIM...
AK-ÖLÜM: AKP'YE OY VERMEYENLER; DİKKAT !... HER AN ÖLÜM KAPINIZI ÇALABİLİR...
BUNLAR AKP'YE OY VERMİŞLER... İŞLERİNİ BULMUŞLAR... İŞGÜVENLİĞİ OLMAYAN ORTAMLARDA DA AKP ELİYLE ÖLÜMÜ BULMUŞLAR... ONLAR İÇİN YIRTINAN, ÜZÜLEN, KAYGILANAN, SES ÇIKARAN BİZLER... SORUMLULARLA, KURBANLAR SUSKUN,SESSİZ... SUÇLU KİM DERSENİZ ?... YAKINDA TOPLARLAR HER BİRİMİZİ "SUÇLU" DİYE; TEKER, TEKER EVLERİMİZDEN...
BUNLAR İNSANDAN, İNSANLIKTAN ANLAMIYORLAR; VARSA, YOKSA DİLLERİNDE DİN, İMAN...BUNLAR DA MÜSLÜMANSA; KİMDE KALDI DERMAN ?... İBRET-İ ALEM İÇİN MÜSLÜMAN GEÇİNENLERİ TEŞHİR EDİYORUM BU PAYLAŞIMLA:((
BALIK BAŞTAN KOKAR...BAŞBAKAN YUMRUK ATARSA; DANIŞMANI TEPER... BUGÜNLERİ GÖRDÜK YA KUŞKUMUZ YOKTUR Kİ GELECEĞİMİZ ÇOK DAHA BETER... AMA BU GÜNLERİN GELECEĞİ KAYGILANDIRMIŞTI BENDENİZİ TAAA 2009'LARDA... KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIM; KEŞKE BEN YAZMIŞTIM DEMESEYDİM;NE ÇOK İSTERDİM:(( YAZMIŞTIM BURAYA; "CAN GÜVENLİĞİMİZ İÇİN BİR DİLEKÇE" DİYE: http://selmaerdalyazilari.blogspot.com.tr/2014/02/can-guvenligimiz-icin-bir-dilekce.html?spref=fb
VE...MÜHÜRLERİ SÖKÜN... AÇIN, AÇIN; MADENLERİ AÇIN... ÖLÜM PAHASINA KÖMÜR ÇIKARIN... BAŞKANLIK SEÇİMLERİNE ŞURADA KAÇ GÜN KALDI ?... Selma ERDAL

15 Mayıs 2014 Perşembe

Somali Değil, SOMA... SOMALI'yı İlgisiz Koma...Çok da İlgilenirsen Hazırda Bekliyor TOMA

MEMLEKET OF THE GÜLİSTAN'DA; İNSANIN EDERİ KAÇ AKÇE ?... YÖNETİM BİÇİMİ; İLERİ DEMOKRASİ... YÖNETİMİN BAŞI, DİNDAR BİR USTA, ASLINDA DİNCİ VE DE KİNCİ... KİNİ,KİMLERE Mİ ?...BEYAZ TÜRKLER'E; OKUMUŞA, KENDİNİ AYDINLIKLA DOKUMUŞA...ÜLKESİ, ULUSU İÇİN KAYGILANIP, TUTUŞMUŞA...
BU ÜLKENİN ZENCİSİYİM, KARASIYIM, GÖNÜL YARASIYIM DİYEREK GELDİ BAŞA... DEĞİŞTİRDİ KURULU DÜZENİ, OLDU ÜLKENİN OYUN BOZANI... SONUÇ; CANLAR DÜŞÜYOR TOPRAĞA... ÇÜNKÜ ARTIK İŞ GÜVENCESİ OLMADIĞI GİBİ AMELENİN, İŞÇİNİN, EMEKÇİNİN, İŞ GÜVENLİĞİ DE YOK... VE O AMELE, İŞÇİ, EMEKÇİ SUSKUN TAŞERONLAŞMA KARŞISINDA; CANI PAHASINA AKITMAKTA TERİNİ, YETER Kİ SALLAYABİLSİN KAZMA, KÜREK, YETER Kİ DOYSUN ÇOLUK, ÇOCUK, OLSUN KARINLARI TOK... İŞ GÜVENLİĞİ KAYGISI DÜŞER Mİ Kİ USUNA ?...BUNCA İŞSİZ VARKEN...KAZMAYI, KÜREĞİ KAPAN BAKAR MI Kİ İŞ KOŞULLARININ; UYGUN OLUP, OLMADIĞININ USULÜNE ?...YETER Kİ KAZANILSIN YEVMİYE... ONA ÇOK GÖRÜLÜRMÜŞ 250 BİN DOLARLIK; KAÇIŞ ODASI, İÇİNE SIĞINABİLECEK 40 KİŞİ, HİÇ DE DEĞİLSE KURTULABİLECEK 40 CAN...OLUR MU ÖYLE HİÇ ?... MALİYET ARTAR...NASILSA AMELE, İŞÇİ, EMEKÇİ DEDİĞİN; İŞ SAHİBİNİN NAZARINDA PİÇ...SOKAKLARDA BULUNMAKTA; PEK ÇOK ONLARDAN...
SOMALI MADEN İŞÇİSİNİN PATRONUNUN YÜKSELMEKTE İSTANBUL'DA GÖKDELENİ...EN ÇOK 3 KİŞİNİN YAŞAYACAĞI RESİDANS DEDİĞİN KONUTLAR İÇİN İSTENECEKMİŞ; 3 MİLYON DOLAR YEŞİL PAPEL... TUĞLASINDA, ÇİMENTOSUNDA, ÇELİĞİNDE; MADENCİNİN ALIN TERİ, KANI, CANI VAR...VARSA, VAR; ONLARIN EDERİNİN NE KIYMET-İ HARBİYESİ VAR ?... OLA Kİ ALINIRSA NAZARI DİKKATE; SONRA PATRON NASIL KAR YAPAR ?...YETER Kİ SERMAYEDEN YİTİRMESİN SERMAYEDAR...AMELE, İŞÇİ, EMEKÇİ CANDAN YİTİREVERSE NE OLUR Kİ ?... ÜLKEDE İŞSİZLİK TAVAN YAPMIŞKEN BU KADAR, NASILSA İKAME EDİLİR ÖLENLER, SAĞLARLA...BU KADAR FERYADA, FİGANA NE GEREK VAR İNSANIN BU KADAR BOL, İNSANA DEĞERİN DAR OLDUĞU BU MEMLEKETTE ?... ACABA TOPLAYACAK Mİ ŞU DİN MASKELİ VAKIFLAR; DÜNYA'NIN BİLMEM NERESİNDEKİ MÜSLÜMANLAR İÇİN TOPLADIKLARI GİBİ, SOMA'DAKİLER İÇİN DE YARDIM ŞU CENNET GARANTİLİ/TAPULU MÜSLÜMAN TAİFEDEN ?... ACABA OKŞAYACAKLAR MI SOMA YETİMLERİNİN DE BAŞLARINI, SOMALİLİ YETİMLERE GÖSTERDİKLERİ ŞEFKATİN EŞDEĞERİ DUYGULARLA ?... ŞİDDETLE MERAK ETMEKTEYİM....
YOKSA YİNE KEDİ İŞİ Mİ ?... TRAFOCU KEDİLER MADEN İŞİNE DE Mİ KARIŞTI ?... SEÇİMLERDE TRAFOLARI PATLATTI KEDİLER; SONUÇLAR PEK İÇE SİNMEDİ, TARTIŞMALI, KUŞKULU... MADENDE DE TRAFO PATLAMIŞ SÖZÜM ONA; NEDENİ BUYMUŞ YAŞANAN FELAKETİN, ACININ... HER NE KADAR ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI AÇIKLAMA YAPSA DA; TRAFO DEĞİL, BAŞKA BİR MADEN DAMARINDAN GAZ SIZINTISI OLDUĞUNA İLİŞKİN, YEMEZLER OĞLUM...BESBELLİ BU DA KEDİSEL BİR FAALİYET... DEĞİL Mİ Kİ TRAFO PATLAMASI AÇIKLAMASI YAPILDI HÜKÜMETSEL KAYNAKLARCA; ELBETTEKİ ÜMMET-İ MÜSLÜMAN OLARAK, ONLARA İNANACAKSIN, NE DE OLSA DİNDAR BAŞBAKAN VAR BU MEMLEKETTE... SONUÇ OLARAK İŞTE BİR ADET; SABOTAJCI KEDİ İŞİ FELAKETLE DAHA KARŞI KARŞIYAYIZ... VE KEDİLER; SANIRIM CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI'NIN "GİZLİ GÖREVLİ" KADROSUNDA...
DELİK... HRANT'IN AYAKKABISI DELİKDİ... VE O GÜNLERDE HERKES ERMENİ'YDİ..GÜNLERCE GİTMEDİ; SÖZLERDEN, GÖZLERDEN, ANILARDAN ONUN AYAKKABISINDAKİ DELİK İZLERİ... MADENCİNİN DE ÇORAPLARI DELİK... ACABA KİMLER OLACAK BUGÜNLERDE ; MADENCİ ?... KİMLER DİYECEK; HEPİMİZ MADENCİ?...KİMLER DİLLENDİRECEK; MADENCİNİN ÇORAPLARINDAKİ DELİKLERİ ?...
VE ŞİMDİ SEN MANİSA'NIN KIRKAĞAÇ İLÇESİNİN SOĞUK HAVA DEPOLARINDA KAVUNLAR MI VAR SANDIN?...
DEVLET'İ ÇÖKERTEMİN BİR SONUCUDUR BU YAŞANANLAR... DEVLET'İN ELİNDEYKEN MADENLER, ÜSTELİK DE ÜLKE "İLERİ DEMOKRASİ" AŞAMASINA GEÇMEMİŞKEN; YAŞANMAZDI BÖYLESİ FACİALAR, DOLAYISIYLA ACILAR... SON 12 YILDA; NÜFUS PLANLAMASINDA YÖNTEM OLARAK BELİRLENMİŞ, İLK SIRADA "İŞ KAZASI NEDENİYLE ÖLÜMLER"... KAZALAR ÖLÜM GETİRİR; DOKLARDAN, KÖPRÜDEN, MADENDEN... NE DİYELİM ?...MUKADDERAT, KADER, YAZGI...VAR MI İÇLERDE BİR SIZI ?... ÖLEN ÖLÜR, KALAN SAĞLAR BİZİMDİR...NASILSA KADINLAR DİRİDİR; DOĞURURLAR ÜÇER, BEŞER... BOŞUNA MI VERİLMEKTE MEMLEKETTE BUYRUKLAR; EN AZ ÜÇ ÇOCUK, ÜÇ DE YETMEZ BEŞ ÇOCUK ?... İNSAN İSRAF UZMANLARININ BECERİKSİZLİKLERİNİN NAZARINDA; SÖZDE ŞEHİD,GERÇEKTE ÖLÜ/CESET/LEŞ ÇOCUK...
DEĞİL Mİ Kİ GÖREVLERİNİ TAM OLARAK YERİNE GETİREMİYOR; KAPATIN ŞU CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI'NI... KARDA LEKE VAR; ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI'NDA YOK... BAKAN FARUK ÇELİK BİLE GÖNLÜ RAHAT,İÇİ FERAH BİR ŞEKİLDE; KENDİ SAĞLIĞININ DERDİNDE, HASTANELERDE, SOMA'DA DEĞİL... SOMA'DA KOMAYA GİREN; ONUN BAKANLIĞI DEĞİL, CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI... TÜM YAŞANANLAR CENAB-I ALLAH BAKANLIĞININ SORUMLULUĞU ALTINDA... YAŞANANLAR HÜKÜMETTEN DEĞİL; HÜKÜMET ÜSTÜ CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI'NDANDAN KAYNAKLANMAKTA... NASIL Kİ DEPREMDE SORUMLULUK CENAB-I ALLAH'DAN...MADEN FELAKETLERİ CENAB-I ALLAH'DAN... SUSUZLUK, KURAKLIK CENAB-I ALLAH'DAN...HER OLUMSUZLUĞUN ALTINDA; SİYASETÇİLERİN BAŞARISIZLIĞI DEĞİL, CENAB-I ALLAH'IN OLAYLARI BİÇİMLENDİRMESİNİN, YAZDIĞI YAZININ, İRADESİNİ ORTAYA KOYMASININ ETKİLERİ VAR...VAR Kİ BUNU SÜREKLİ DİLE GETİRİYOR ÜLKEYİ YÖNETENLER... MADEM Kİ ŞU SON MADEN FACİASINDA DA HER ŞEY CENAB-I ALLAH'DAN, BU OLAYDA DA YİNE ONUN ETKİSİ, PARMAĞI, SUÇU VAR...ÖYLEYSE DURMAYIN, KAPATIN ŞU CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI'NI, İNSAN GİBİ YÖNETİN ÜLKEYİ, İNSANA, İNSANLIĞA YAKIŞIR BİR YÖNETİM BİÇİMİYLE, HANİ ÜLKELERİNDE CENAB-I ALLAH BAKANLIĞI BULUNMAYAN ÜLKELERİN YÖNETİLDİĞİ GİBİ... Selma Erdal