20 Mart 2014 Perşembe
UYUYAN GÜZEL
Uyuyan güzel diye bilinen kız aslında bir prensesti…Ve aslında o uyumuyordu, yalnızca uyuyor numarası yapıyordu… Çünkü sarayın ilaççı-başı ona öyle etkili uyuşturucular getiriyordu ki prenses kafayı bulup, başka alemlere akıyordu, karşılığında da ilaççı-başı prensesin en mahrem yerlerine…
Kral babası ve kraliçe annesi pek kaygılıydılar prenseslerinin bu derin uyku halinden, sanmaktaydılar ki bu uyku bir büyücünün efsunundan… Oysa prenses tam bir haşarat, hınzır ve de muzır olduğu için pek mutluydu bu durumdan, çünkü bu uykular kurtarıyordu onu ıvır, zıvır protokol işlerinden…
Adı “uyuyan güzel”e çıkmış olan prenses; ilaççı-başının getirdiği otlarla kafayı buluyor, mutlulukla düşlere dalıyor, gördüğü halüsülasyonlar onu yatağına bağlıyor, o da her türlü spekülasyondan uzak masum bir prenses tadında iz bırakıyordu halkının yüreğinde…Gerçi halüsülasyon sandığı düşler, ilaççı-başının maharetiyle işlenmekteydi prensesin genç bedeninde ya her neyse bu sır kalsın aramızda…
Bu uyku hali, cadının sihridir, bu sihri bozacak bir keramet sahibi elbet bir gün çıkıp gelir diye umutla beklerken kraliyet erkanı ve tebaası, ilaççı-başı da can korkusuyla, prensesin ten kokusu arasında sıkışıp kalmıştı ve ne yazık ki aklıyla yaptığı savaşta, her gece yenilmişti şehvetengiz egosuna…
Kendi ilaççı-başından yana kuşku duymayan ama krallığında da kızının derdine derman bulamayacağını sanan kaygılı kral ve kraliçe; tüm komşu krallıklara haber uçurdular posta güvercinleriyle, özel ulaklarla…Ve böylece onların sıkıntıları yayılmış ve de duyulmuş oldu pek çok krallıkta; dedikoducu ağızlar ve kulaklarla…
Söylenceye göre, cadının sihri; ancak bir prens öperse prensesi, bozulabilecekti…Ve açlıktan nefesi kokan, ama magazinsiz de duramayan halkı sardı bir merak; sürekli uyuyan bu güzeli acaba kim öpecek?... Öpünce de gerçekten prenses derin uykusundan uyanabilecek mi ?...
Bahisler bile oynanmaya başladı kurnazlar arasında…
Bu söylencenin duyulduğu krallıklardan birinde, biricik oğulları beyaz atlı prensi evlendiremedikleri için sürekli kaygılanan iyi yürekli bir kral ve kraliçe; “hah işte fırsat geldi ayağımıza, nasılsa bu prenses uykuda, bir bakıma hasta…Bizim oğlan öperse, belki uykusundan uyandırır, kendisinde de uyanmayan ne varsa belki uyanır” diyerek umutlanmışlar. Bu umutla; her gün bıkmadan usanmadan sürekli erkek arkadaşlarıyla birlikte, ava gidiyorum diye ormanın derinliklerinde kaybolan biricik oğulları beyaz atlı prense haber salmışlar.
Uşaklar prensi tezden bulmuşlar; her gün ava çıkıyorum diyerek saatlerce ortadan kaybolan, gün batımına doğru melankolik bir mahmurlukla geri dönen beyaz atlı, bu kez geliyormuş sanki kanatlı, uçarcasına…
İyi yürekli kral ve kraliçesi almışlar oğullarını karşılarına ve başlamışlar “Yetti artık bu bekarlık; artık kızlarla takıl…Evlen, krallığımıza yeni veliahtlar ver…” söylevine ve hazırlan artık krallık görevine demişler…Bakmış ki prens evlilikten kaçıp, kurtulacak bahane de kalmamış bugüne kadar ileri sürmediği…En iyisi mi söz dinleyen uslu bir prens gibi; “sözleriniz benim için emirdir” demiş…Ama bu emir de birazcık içini kemirmiş…
Onun bu endişeli durumu karşısında; sırdaşı, can yoldaşı, orman arkadaşı ve de çok yakışıklı bir genç demiş ki “kaygılanma…Bu prensesin de bir sırrı var, çok gizli bir kaynaktan aldığım bilgiye göre…Fısılda onun kulağına sırrını bildiğini, yap onunla gizli bir antlaşma”…
Arkadaşının önerisi yatmış prensin aklına, öğrendiği sırrı içinde gizleyen prens (bize bile çaktırmadan) binmiş atına, doğru uyuyan güzelin sarayına gitmiş…
O vardığında saraya; Prenses de henüz çekmiş enfiyesini, tam dalmak üzeriymiş ki uykuya prens de dalmış odaya…Hani cadının büyüsünü bozcağız ayağına, doğrudan prensesin dudaklarına öpücük kondurmaya ama önceden de şart koşmuş, yemin billah almış, ant içirmiş ki prensesi öperken kimsecikler odaya sokulmaya…
Melankolik, nazlı ve dahi kendi cinsine hazlı prensimiz edalı, edalı yürümüş prensesin yatağına; eğilmiş, uykulu yarı aralık gözleriyle “gelen de kimmiş” diye hafifçe kalkan başına, sanki onu öpecekmiş konumunda… Ama öpmek ne kelime, başlamış kulağına fısıldamaya:
- Bak prenses; bırak bu cadının büyüsünden uyku numarasını…Daha ne nereye kadar sürdüreceksin ?...Gel; ben seni öpeyim, sen de büyü bozuldu, uyandım numarasına yat…Sonra da gel kraliçem ol, ama beni rahat bırak… Bıktım valla orman kuytularında oynaşmaktan, kuştüyü yataklar varken otlarda yuvarlanmaktan…Kraliçem ol…Esrar, eroin, kokain, marijuana, daha bilmem ne varsa; istediğin kadar yığayım odana…Sen sızarken ben de mutlu olayım istediğim adamla…Yeter ki paravan ol aramda; aşıklarımla…Yeter ki krallığımın asaletine leke sürmesinler; sen de istediğin gece, istediğinle ol, istediğin gibi de kafayı bul…
Bunca sözün ardından ansızın prensi kendine çekmiş prenses ve demiş ki “yeter artık, kısa kes…Öpüver de bitsin bu seromoni, bozulsun sihir…Beni buralardan çabuk götür…”
Sizin anlayacağınız işin aslı buymuş; meğer bizim uyuyan güzel prenses bağımlıymış…Onu öpmeye gelen beyaz atlı prens de gaymiş…Tarafların yaptığı antlaşma sonucunda da mutlulukları sonsuza kadar sürmüş… Sonuç olarak alan razı, satan razı; toprağı bol olsun Rock Hudson da böyle formalite evlilikler yapardı…Darısı mutluluğu bulmak istediği yerde arayanların başına…
Selma ERDAL
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder