17 Temmuz 2014 Perşembe

GÜNDEMİN İÇİNDEN...SİYASETİN DIŞINDAN...

Yazılar yazıyoruz; okumuyorlar...
Ola ki yazılar pop kültür/popo kültüre uygunsa değer buluyorlar...
Toplumsal kirlenme had safhada...Akıl, izan uğramış dumura...
Ülkede neler olmuş, oluyor, olacak; kimin umurunda ?...
İşte bugün de böyle resimli yazılarımızla bakalım dedik biz de dalgamıza...
Gündemin içinde neler mi var acaba derseniz; kısaca özetleyeyim değerli okura: 
Sıkılmadan bakın diye resimli, kısacık alt yazılar...
Son günlerde yaşananların bir izdüşümü...Anlayan arife, tarif gerekmez mealinden konuların; sanal kamusal alana kısacık bir sürümü...Alın elinize bir şişe ayranla, bir de dürümü;   işte gündemin içinden, siyasetin dışından  ülkede yaşananlar...



Selma ERDAL; İstanbul, 17 Temmuz 2014





MÜNASİPTİR:))

NE VERECEKMİŞ DİYE SORANLARA BİR YANIT: 
Arap erkekleri birbirine ne veriyorsa:))

Yoksa nedendir kadına bunca düşmanlık ?...




Çocuğu doğurmak/doğurtmak beceri değildir...
Yoğuracaksın; kendin yoğuracaksın...
Beleş mezar bulsa gireceklerin çocuklarının başına daha çoooook gelir böylesi olaylar...
Kolay mı öyle tam tekmil ana, baba ya da ben gibi hem ana, hem de baba olabilmek ?...
İşte olacağı budur; çocukları doğurmaya/doğurtmaya ve sonra da onları tinsel ve tensel kirletmeğe/kirlettirmeğe devam araplaşma sevdalısı ümmetçi müslüman ahalisi...
Yazıklar olsun sizlere !...








BİLİYORUM PEK ÇOK KİŞİ BANA ÖFKELENECEK AMA...
1 Muhammed oğlunun ederi nedir ki 1 Musa oğlu karşısında ?...Bir de dünyada şu kadar Müslüman varmış...mış..mış...Varmış da nerelerdeymiş bunlar; neden bunca sessizlik, tepkisizlik ?...Üstelik bana mı düştü tepki vermek?... Hiç çeteresi tutuldu mu İngiliz altını karşılığı sırtından hançerlenen Osmanlı askerlerinin ya da Filistin kamplarında yetiştirilen PKK eşkıyası kurşunlarıyla şehid düşen Memedlerin?... ERDOGAN için MEMEDLER ne kadar kelleyse; FİLİSTİNLİLER de benim için aynen öyle...







Birazcık İzmirliler'i kızdıralım ve diyelim ki;
Hadi canım sizde; bizim Boşnaklar gelmeseydi İzmir'e, İzmir güzel kız mı görecekti ?...Biraz gerçekçi olalım:))


 Bizim Boşnaklar önce Bursa, İstanbul, Samsun ve en son da İzmir'e doldu...Ama özgüvenleri dorukta olduğundan; güzelliklerini dlle getirmeye hiç gerek duymadı şu Rumeli kızçelerinin İzmir dilberleri gibi:))









BEN KENDİ ADIMA "ELBETTE BİLİYORUM" DİYEBİLİRİM DE
ŞU ARAPLAŞMAK İÇİN UĞRAŞ VEREN ŞAPŞALLAR ÖĞRENSİN DİYE PAYLAŞIYORUM





SİYASET İÇİN AMAÇ; TÜRK DEVLETİNİ ÇÖKERTMEK, TÜRK ULUSUNU BÖLMEK...
TOPRAK İÇİN AMAÇ; BEREKETLİ ANADOLU'YU ÇÖLE ÇEVİRMEK...
ÜSTELİK ARAPLAŞMAK İSE AMAÇ; DÜZ, TEPE, YAMAÇ 
YOKTUR AK-BABALARA HİÇ BİR ENGEL... 
SEN ŞÖYLE GELİVER DENİR; GÖREV VERİLİR BİR KİBRİT ALEVİNE,
ONU TUTAN VİCDANSIZ, HAYIRSIZ BİR ELE...
VE SONRASINDA GÖKDELENLER YÜKSELİR ARAP PETRO-DOLARLARIYLA;
ORMAN, MERA, TARLA VE BELKİ DE MEZARLIK DİYE BİLİNEN YEŞİL BİR AĞACIN OLDUĞU HER ORTAMDA...
HEY KENDİNİ TÜRK BİLEN, TÜRKDEN SAYAN;
CUM-BAŞKAN SEÇERKEN, BU YAŞANANLARI SAKIN UNUTMA,HEP TUT AKLINDA...







PAYLAŞALIM DA CUMHURİYETİMİZİ YIKMAYA, YAKMAYA KALKIŞANLARIN; UTANMADAN ADAY OLUŞLARINA TEPKİSİZ KALMAYALIM !...







YALANCININ MUMU; RESMİ KAYITLAR, EVRAKLAR, DÖKÜMANLAR, BELGELER ORTAYA ÇIKANA KADAR YANAR...
O YALANCIYA DA ANCAK CAHİL, CÜHELA, OKUMA ÖZÜRLÜ DANGALAKLAR KANAR...








YAKINDA SEN ASİMİLE DE OLUR; BİZLERLE KASAP HAVASI BİLE OYNARSIN RUMELİ DÜĞÜNLERİNDE...
DALGA GEÇTİĞİME BAKMA; O KIRILASI ÇENENDEN, O KOPARILASI DİLİNDEN DÖKÜLEN BOŞNAKLAR İÇİN SÖYLEDİĞİN SÖZLERİ UNUTMADIM, UNUTMADIK...





NELER DEMİŞ ÖYLE LADY OF THE "ONE MINUTE " ?...
AY ÇOK KORKTUM VALLAHİ; ELİMDEN DÜŞTÜ BOMBALAR, KOŞ ONLARI TUT...
DİYESİ VAR İSRAİLLLİ DOSTLARIN:))




ŞU DİPLOMA MUHABBETİNE KAFAYI TAKANLARA NE DESEM Kİ ?...
1980 EYLÜL KARGAŞASINDAN/KARIŞMASINDAN SONRA ÇIKARILAN YÖK GEREĞİ; TÜM AKADEMİLER, ÜNİVERSİTEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ...DOĞAL OLARAK OKULUNU BİTİRMİŞ OLSA DA; ÇIKIŞ BELGESİYLE MEZUNİYETİNİ BELGELEYENLER, DAHA SONRAKİ YILLARDA DİPLOMALARINI DA ALMAK İSTEDİKLERİNDE ELBETTEKİ ESKİ AKADEMİLERDEN MEZUN OLMALARINA KARŞIN, OKULLARININ ADLARI ARTIK ÜNİVERSİTE OLARAK DEĞİŞTİRİLDİĞİNDEN AYNEN BÖYLE BELGELER ALDILAR...
ELEŞTİRİLECEK BUNCA KONU VARKEN; NEDEN TAKILIP KALIRLAR BU KONUYA ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL...

O DÖNEMDE 
Herkes 3 yıllık da olsa, 4 yıllık da olsa; aynı biçimde diploma sahibi oldu...Çünkü ben 1980 girişli olduğumdan üniversiteye (eşim öldükten ve 2 çocuk sahibi olarak biraz gecikmeli) ve bu yasa ile yaşananları yakından izlediğimden,biliyorum...Bugün bu eleştirileri yapanların çoğu; benzeri türde diplomalar aldılar; sanki ben ve benim gibi 1980 yılında ilki yapılan merkezi sistem sınavına girmişler de 4 yıllık lisan mezunu olmuşlarcasına...Örneğin 3 yıllık eğitim enstitüsü mezunları da 4 yıllıkmış gibi üniversite mezunu sayıldılar ve elbetteki eğitimde niteliksizliğin de nedeni oldular...Eleştirilecek öylesine konu, sorun varken komik olan dönem, dönem bu diploma konusunun gündeme getirilmesi:))

12 Eylül 1980 sonrasında; yalnızca 6 ay, evet yalnızca 6 ay okulu gitmi Eğitim Enstitüsü mezunlarına 4 yıllık diploma verdiler. Örneğin onlardan birisi, çalıştığım kurumda memurdu ve matematik öğretmenliği diploması almıştı (işin gerçeği ona verilmişti demek daha doğru olur), ama 4 işlemi yapmaktan acizdi...Ve de Karadeniz kökenli olduğu için de bir kaç yıl sonra İdari İşler Şube Müdürü oldu (ne de olsa aşiretçi bir toplumsal yaşamın kurbanlarıyız biz Batılılar bu ülkede)...Biz neler gördük bu ülkede; biz neler biliyoruz daha ?...Bu toprakların, bu kurnaz ümmetine bir ERDOGAN yetmez, ondan sonrası için daha böyle nice kifayetsiz muhterisler vardır sırada...Yaşadıkça daha neler, neler göreceksiniz ey ahali !..








                  BEN DE...BENDEN DE SOMUNCU BABA'YA EKMEK, ŞEY PARDON OY YOK !...









15 Temmuz 2014 Salı

HACİVAT'LA KARAGÖZ SANALDA, BULUŞTULAR 12 EYLÜL ANISINA

Ramazan ayı münasebetiyle bir kez daha düşelim Hacivat'la Karagöz'ün peşine, konuk olalım onların hayal perdesine... İzleyelim onları ve bakalım bu kez ne ders düşecek; onlardan dersini ve de lafın tersini anlamasını ve  almasını bilenlerin kısmetine ?...
İşte yine dündeyiz... İşte yine bir Ramazan ayına denk gelen 12 Eylül'ü anma günündeyiz...Bir yol verelim kendimizi onların sözlerine; gidelim 12 Eylül 2007 gününe...

Ve o günden gelince bugüne; mercek altına alalım beynimizde  HÜKÜMET yetmedi, DEVLET'i de isteyen adam ve taifesini...
Ki onlar, Hacivat'la Karagöz söyleşirken  7 yıl öncesinde; anlayalım bakalım kim yandaşlık, kim kindaşlık yapmışERDOGAN ve taifesi için şu hayal perdesinde ?...
Alalım onların sözlerini bir nebze de olsa; idrak, izan, akıl, mantık  haznemize şu CUM-BAŞKANLIK seçimleri öncesinde... Belli mi olur; belki de ülkenin, ulusun yazgısını etkiler olumlu yönde ?...
Öyleyse buyurun Hacivat'la Karagöz'ün hayal perdesine...
Selma ERDAL; İstanbul, 16 Temmuz 2014


*HACİVAT’LA KARAGÖZ SANALDA, BULUŞTULAR 12 EYLÜL ANISINA; 12 Eylül 2007

Hacivat: A benim Karagözüm nasılsın ?…

Karagöz : Senin de çocuğun asılsın…

H : Karagözüm ne diyorsun böyle ?… Ramazan üstü yakışır mı bu sözler sana ?…

K : Her 12 Eylül’de ağlıyor binlerce ana… Bir de diyorsun ki yakışır mı bu sözler ?… Bilmez misin ki her 12 Eylül’de ciğerim sızlar…

H : Ne olmuş Eylül’ün 12’siyse ?… Dün 11 Eylül’ü kazasız atlattık, bombaları yakalattık…

K : Hacıcavcav yine beni anlamazdan gelirsin, ben ağlarken sen gülersin !…

H : Neden ağlarsın be Karagözüm ?… Nedir bu sesindeki hüzün ?…

K : Ah be Hacivat; ne tez unuttun… Halbuki o günlerde sen de bizlerle saf tuttun… Demek ki sen bizleri uyuttun, şimdi umursamıyorsun 12 Eylül’ü…Başıma kesildin 11 Eylül bülbülü…

H : Aman Karagözüm; o günler geride kaldı, insanlık çoooook başka yerlere yol aldı…

K : Amerikan emperyalizmine direnin diyen sen; oldun Amerikan uşağı.. Elinde çelik kaşağı; derimi yüzenlerden yanasın… Umurunda bile değil; benim içim oluk, oluk kanasın…

H : Ah be Karagözüm; kaldı mı artık endişe, korku Amerikan egemenliğinden ?… Aç gözünü de bak; bugün Mao’nun Pekini’nde, Lenin’in Moskovası’nda bile Cola içiliyor… Daracık blue-jean’li Rus kızları, erkekler için özel seçiliyor.. Komünist düzenin üretken kadını, üretilen değere dönüştü… Senin Trabzon uşakları; “ Nataşa” aşkıyla yatağa düştü… Bütün bunlar niye mi ?…

K : Hah işte; dur bakalım orada… Başlama yine “Yeni Dünya Düzeni”, küreselleşme masalına… Bilmekteyim ben de, olsam da bu kadar cahil; 12 Eylül 1980 bu başlangıç için ilk delil… Ondan sonra atıldı “küreselleşme” diye bir kavram ortaya, bir zamanlar Amerikan egemenliğine direnen senin Altmışsekizliler ; teker, teker takıldı bu oltaya…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Biz aydınların hakkını yemektesin ?…

K : Ben hak yemem Hacivat !… Yediğim kuru soğan, esvabım bir kat… Değilim de senin gibi avukat; küreselleşme yalanı için…

H : Aman Karagözüm; dur ben sana anlatayım küreselleşmeyi…

K : Bırak Hacivat Çelebi; temiz kalanlara elleşmeyi…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Yeni Dünya Düzeni’ni yanlış bellemektesin…

K : Sen de en verimli tarlaları bellemektesin; ırgata da kalmakta çorak toprak…

H : Dinle Karagözüm anlatayım sana doğrusunu; kurutma muhabbet kuyusunu… Sen yanlış bilmektesin…

K : Ah be Hacivat; beni hep cahil bulmaktasın… Sen bir dem sus , biraz da ben anlatayım şu küreselleşmenin anlamını; ortaya dökeyim senin yalanını… Sorarsan şu küreselleşmenin anlamını; say ki gezegenimiz Dünya, tek bir ülke… Söylenense koca bir yalan ezilen halka… Tastamamdır; sınırların kalkması demek… Böylece kolayca sömürülsün emek… Kuşkusuz sınırlar kalktı; ama kimlere ?… Yüzlerce yıldır, utanmadan Dünyamız’ı kemirenlere…

H : Dinle beni bir yol Karagözüm; asmada bırakmadın üzüm…

K : O benim işim değil; varı, yoğu sömürmek sizin işiniz… Ben gibilere gelince; değil ülkenin sınırlarını aşmak, evimizin duvarlarından dışarıya taşamıyoruz… Ramazan gelmeden, zamları geldi… Dengesi bozulan yoksul halk; ağlamaktansa, saf, saf güldü…

H : Aman be Karagözüm; küreselleşme mi neden oldu bu zamlara ?… Bilmiyor musun bu yaz ülkeye geldi “küresel ısınma” ?…

K : Önceleri de “bu kış ülkeye komünizm gelecek” diye halkı uyuttunuz, şimdi de her sorun için “küresel ısınma”yı suçlu buldunuz… Bizleri de iyice ahmak bildiniz…

H : Söyleme böyle Karagözüm; bu kadar da saldırma, her duyduğuna aldırma…1980’lerden bu yana; çağ atlamaktadır Türkiye…

K : 21. yüzyıldan, 6.yüzyıla mı ?… İki ileri bir geri, mehter takımı gibi… O bile hiç değilse bir adım öne yürür, sizin atladığınız çağda; her şey çürür…

H : Aman Karagözüm; sen ne demektesin ?… Yoksa bu Ramazan da oruç mu yemektesin ?…

K : Bulursam bir dilim kuru ekmekle, bir baş soğan, hele bir de içecek bir yudum su… Bakarım çevreme; var mı başkalarında açlık korkusu ?… Diz de çökmem kimsenin sofrasına; Türküsü’nü çığırmam onun, çünkü binmem ki arabasına…

H : Ah be Karagözüm; sen iyice aymaz olmuşsun, kimseleri saymaz olmuşsun.. El, etek öpmekle dudak aşınmaz, tırnak olmayınca sırt kaşınmaz…

K : Sen değil miydin bize; “zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var ?” diyen ?… Zincirlerimi yitirmedim henüz ama; yitirdim gençlerimi, umutlarımı, onların yaşayamadığı güzel yarınları…Üstelik hiç de doymuyor bebelerimin karınları…

H : Aç gözünü be Karagözüm, dilimde tükendi sözüm; Marksizm değil, artık Makiavelizm genel ilke…Dillerine doladı bu sözleri, kırsal kökenli kaldırım sürtükleri bile; “başarıya giden her yol mübah”… Sense arıyorsun bende bir günah… Senin anlayacağın şimdilerde her şey satılık… Neredeeee yarın yanağından gayrısını halkıyla paylaşacak alık ?…

K : Aman Hacivat Çelebi; sen komünistliği iyi bilirdin, şimdi neler demektesin ?… Yoksa sen de mi oldun liboş ?…

H : Ne söylersen söyle be Karagözüm; böyle gönlüm daha bir hoş…

K : Aman Hacivat Çelebi sen iyicesine olmuşsun sarhoş…Demek ki sen de oldun liboş; liboşlarla birliktesin ?… Ayağı yalın, donu yamalı Anadolu halkına liberal libas biçmektesin ?…

H : Ah be Karagözüm; oldum olası kalın kafalısın, halkın için tasalısın… Ama boşuna yanmaktasın, onların keyfi gıcır, karnı tok, sırtı pek… Buldular mı o gün yemek; “bir günlük beylik, beyliktir” diyerek aldırmazlar… Senin gibi yeni düzene saldırmazlar…

K : Desene Hacıcavcav; halkımız taptaze av, küresel canavarlara … Ağızlara bir parmak bal; “işte özgürlük, demokrasi, liberalizm budur” ne istersen al…

H : Unut artık seni üzeni.. .. Anlamaya çalış bu yeni düzeni…

K : Ne düzeni ?… Demek bunun içindi; 12 Eylül dümeni ?…

H : İşine gelirse Karagözüm; bundan sonra dümen, ah şey, düzen böyle… Varsa sende akıl, sen de bize takıl… Nedir bu böyle; hep itil, kakıl… Asılana ağlamaktansa; kasılana bağlanırım… Methiyeler düzerek çökerim sofrasına; temenna çekerek imamına, softasına doyururum karnımı, göbeklenir yağlanırım…

K : Aman Hacıcavcav destur; sen benden uzak dur… Sömürgenlerin artıklarıyla yağlanmaktansa; her 12 Eylül’de, ülkemin başına gelenlere kor ateşlerde yanar, dağlanırım… Bunca söze karşın; işte burada metreyle, arşın… Herkesin usu başında; gelmeden yol ayrımına iyice ölç-biç, düşün taşın… Bugün 12 Eylül dedik; öfkemizi taşlarda bilemedik, belki haddimizi de bilemedik, belki sürç-i lisan ettik, af ola, bizimkiler de Bush’un sözleri gibi gaf ola… Gülelim acınacak halimize; bakalım sonuçta ne geçecek elimize ?..

BİR RAMAZAN AYINDA HACİVAT'LA KARAGÖZ KARŞINIZDA

Çocukluğumuzun Ramazanlar'ı HACİVAT ve KARAGÖZ olamadan geçmezdi...Her gece baklavalar, tulumba tatlıları, güllaçlar yense de onların hayalleri perdeye düşmeden Ramazan'ın tadı gelmezdi... 
Ramazan ayının şu ortalarına doğru, bir CUM-BAŞKAN seçim telaşı sarınca ülkeyi; bizde ele aldık kazmayı, küreği çıkaralım bakalım dedik anılarımıza gömdüklerimizi birer, birer ortaya...Bakalım bugün de ne takılmış oltaya ?...

İşte 2007 yılından bir gün; Eylül'den bir gün, birinci gün...1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle gelmişler dile, hayal perdesinde; işte Hacivat'la Karagöz karşı, karşıya...Bir yol kulak verelim onlara; Ortadoğu'dan kulaklarımıza dolan bomba sesleri, insanların çığlıkları yükselirken, bunca yaygara, gürültü arasında acaba sesleri ulaşabilecek mi bizlere ?......

Ve bir yol da düşünelim; BOP diye hoplayanların da acaba bir katkısı, sorumluluğu var mıdır bu kopan kıyametler bağlamında ?...


Ve de oylarımızı nasıl ya da kime vereceğiz kararını alırken; yalnızca usumuza değil, birazcık da danışalım vicdanlarımıza...
Selma ERDAL; İstanbul,15 Temmuz 2014



*HACİVAT’LA KARAGÖZ SANALDA ; 1 Eylül 2007

Hacivat : Görüşemedik uzun süredir Karagözüm , söyle bakalım nasılsın ?

Karagöz : Şükürle, küfür arasında gidip gelmekteyim med – cezir gibi… Size sormalı Hacivatım; ahval-i şeraiti ?

H : Eh iyiden halli

K : Belli Hacivatım, belli…

H : Ne yapar, ne edersin ?… Hangi alemde gezersin ?…

K : Adres belli; bizim evde, bizim oda, elde kalem, karşımda sayfa … Neresi var ki başka ?… Herkes, her yer girişmiş; küresel medya ile aşka…Kendim söyler, kendim dinlerim…

H : Aman Karagözüm kaygılanma bu kadar … Dünya herkese geniş de yalnızca sana mı dar ?

K : Öyle deme Hacivat; görmüyor musun ampuller kaç vat ?… Sarmış ülkeyi küresel medyanın ulusal yardakçıları… Ellerinde borazanları, toplumsal kirlenmenin bat-çıkları…

H : Daha ne istersin be Karagözüm ?… Vur patlasın, çal oynasın bir ülke…

K : Ama çiğnenmekte her ilke…

H : Boşver be Karagözüm, sen şimdi ne yazıyorsun onu bana söyle ?

K : 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle, yazıyorum umutla sayfalara…

H : Dünya barışı; çok ütopik bir konu ya…

K : Öyle de olsa

H : Bu devletlerin mantığıyla barış olmaz

K : En azından sözcük bazında unutulmaz, tedavülden kalksa da barış…

H : 1 Eylül Dünya Sömürü Günü olsa; bak güzel olur derim, herkes onu iyi biliyor…

K : Sömürü Günü; Dünya’nın her günü, hani deliye her gün bayram gibi…

H : Ya bir gün komple desek; kim ne sömürdü o gün filan ?…

K : Boş mu duruyor sanki saldırganlar, sömürgenler bir an bile ?… Oysa yoksulda zor doluyor pazar torbası,  file… Yarışma mı açılsın ?…

H : Çünkü sömürünün de günlük maliyeti var Karagözüm

K : En çok sömürü şampiyonu üzerine ?

H : Madalya takalım kendisine…

H : Bu sömürünün efektif olup olmadığını hesap ediyorlar yani sömürerek…

K : İşleri güçleri ille de sömürecekler

H : Ama efektif ve çok karlı olacak

K : Geleceği bile gasp ediyorlar… Ne yapalım ideologları Laswell öyle demiş; bırakınız yapsınlar, bırakınızz geçsinler… Acımasız kapitalizmin sömürü düzenini seçsinler… 1 Eylül; Hiroşima’nın anısına… Kuşkusuz değil küresel ekonominin tanısına…Japonya’nın işini bitirmişti o gün ABD… Şimdilerde de rövanşı almakta Yakuzalar, ABD borç içinde…Biz IMF’de şampiyon, ABD Dünya’da…

H : Yahudi borç verir ABD’ye…

K : En çok da Japonya borç vermiş, ABD ekonomisini ele geçirmiş… Sonra da Yahudiler…

H : İşin bamteli burası

K : Onlar Tanrı’dan başka ne diler ?…Yalnızca para… Dolsun kese, kasa…

H : Onlar kutsal insanlar, üstün ırk onlar…

K : Hitler duymasın; sonra mezarından hortlar…

H : Hitler’i de kullanmışlar; o zavallıları göçe zorlamak için… Yeni ortaya çıkıyor…

K : Yoksul Yahudiler’i ayıklatmışlar…

H : Kocaman bir yalan tiyatrosu, ama gerçek başka…

K : Öğrendi bunu böylece, Dünya kamuoyu; ne oyunlar oynanmış savaş öncesinde ve sonrasında

H : İçimizdeki dönmelerden ne haber ?

K : Her dem güçlülerle, ezenler aynı saflarda…

H : Onlar da kutsal hizmetçiler be ya…

K : Bildiğin gibi şimdilerde GÜL dikiyorlar Çankaya bahçelerine… Dün gazetelerde, tv’lerde 

H : GÜL dikilmesi lazım

K : Mutlulukla gülümsüyordu

H : Bu milletten böyle oy aldılar çünkü

K : RTE-GÜL-BÜYÜKANIT…İşte güzel aydınlık ??? günler için en büyük kanıt… Çok mutlu oldu

H : Yahu seçim oldu, sonuçlar ortada

K : 2. Cumhuriyetçiler, liboşlar

H : Ne yapmak lazım ki ?

K : Ayamadılar, bugün bile sarhoşlar…

H : Millet verdi oyu

K : Hangi millet ?

H : 70 milyon, herkes…

K : Bir çuval nohuda gitti oylar… Ama yakındır

H : Belirsiz atıflar

K : Bu yoksul halk yakında mezarı boylar…

H : Bir çuval nohut

K : Zamlar gelmeye başladı

H : Ya bak bir şey diyeceğim; seçim öncesi de böyle diyordun, şimdi de…

K : Değil belirsiz; gördük, Erzurumlular’a en çok dağıtıldı yaz günü kömür, nohut

H : Seçim bu

K : Çünkü onlar tembihli; sen Fethullah’ın yolunu tut…

H : Her parti kendi iktidarı için yapar bunu

K : Geçmişte de olmuş böyle işler, tencereyi alan kapağını

H : Ezeli ve ebedi seçim işleri böyle, kusura kalma

K : Sağını alan, ayakkabının solunu bekler, Türk demokrasisi de böyle tekler… Ama bu kadar ayan beyanı

H : Müşteri geldi, ben biraz kaçayım…Başkaları kapatsa da; daha çok kazanmak için dükkanımı açayım…

K : Başımıza gelen ilkler… Sağlık olsun, kolay gelsin, bol kazançlı günler… Demek ki günümüzde BARIŞ için değil, yalnızca TİCARET için atıyor yürekler… Demek ki aydın bildiklerimiz de kendilerince AK’lanmışlar, soldan sağa saklanmışlar; yeşil kağıtlarla paklanmışlar… Kim kaldı ki sağlamda; Karagözüm senden başka ?… Bir Tuzsuz Deli Bekir, bir kaç namuslu yurttaş… Yolumuz dikenli, yolumuz toprak ve taş… Kim olacak bundan sonra bize yoldaş ?…

Hacivat da çekip gitti; kaldık yine kendimizle baş başa… Ne yazık ki burada biter bu temaşa… Sürçü lisan ettikse af ola; son sözü ettikten sonra Karagöz sen de düş yola:

Yapıyor AKP’ye yarenlik “aydınlık” sandıklarımız…

Seçimlerde ülkeye getiriyor “karanlık” oy sandıklarımız…

14 Temmuz 2014 Pazartesi

HAZIM SORUNSALI

13 Temmuz 2014 Pazar günü, CUMHURBAŞKANLIĞI yarışında başa güreşen ERDOGAN ( Amerikanca'da "Ğ" yok; alışın artık) diyordu ki Şanlıurfa'da; "HAZMEDECEKSİNİZ"...
Ve sürdürüyordu konuşmasını; "Nice sessiz devrim gerçekleştirdik. Onları hazmettiğiniz gibi, hazmedeceksiniz"...


Elbette HAZMEDECEKLER; sen ne istersen, ne yaparsan, ne buyurursan... Kaygılanma be USTA...Üstelik  yazmıştım ben de yıllar önce; "HAZMEDİLECEK DAHA NE KALDI ?" diye bugünlerin geleceğinin müjdesini, muştusunu, buşrasını veren olaylar yaşandıkça...
Boşver, aldırma be USTA; sen bağırıp, böğürdükçe, onların hazım sorunsalıyla öğürmelerine...İş, işten geçmiştir; bil ki onlar da çoktandır farkında, ayırdında... Ama çıkmadık candan umut kesilmezmiş; yerel seçimlerde denediler ya...Belki bu kez; olur ya... Siyasal ranttan bir parçacık da onlara, düşer mi diye; umut dünyası işte...Ne demişler ?...Fakirin ekmeği umut; ye Memed, ye...Onların ki de SOMUNCU BABA...O misal yani...

Yoksa nasıl gelirdi bir araya iki ezeli düşman ?...

Biri ULUS derken, üstelik de "ulus:budun" sözlerini bu ülkeye "Kemal ATATÜRK'den bile daha bir gayretkeşlikle"  iyicesine belleten onların Başbuğu TÜRKEŞ iken, inatla, çatışmayla ULUS yerine MİLLET diye diretenler... Daha açık bir anlatımla;  iki karşıt güç, iki farklı kutup, nasıl da geliverdiler bir araya EKMEKÇİ EKMELEDDİN (ya da SOMUNCU BABA demek sanki daha bir ührevi oluyor kanımca) bu Mısır kökenli zat-ı muhterem safında ?...

Her neyse; biz dönelim HAZIM sorunsalına...Elbetteki hazmedecekler; daha öncesinde pek çok şeyi hazmettikleri gibi  BAŞKAN ERDOGAN'ı da hazmedecekler...

USTA izninle paylaşayım o geçmiş günleri, şöyle bir terennüm edelim  dünleri...
Yad edelim TBMM'de huşu içinde zat-ı alinizi dinleyen omuzu kalabalık askerleri...Hey gidi günler; hey nidalarımızla...
Ve o günlerdeki hazım/hazmetme konusu; nasıl daha da kolaylaştırmıştı zat-ı alinizin USTALIK dönemindeki işlerinizi, değil mi ya ?...
Selma ERDAL; İstanbul,14 Temmuz 2014


Ve işte o günlerde; 2 Ekim 2009 günü bendeniz sormuştum şu soruyu aşağıda paylaştığım yazımda:

Hazmedilecek Daha Ne Kaldı ?... Paşalar bile bozdu TBMM Orucunu…


Aman efendim, aman… Bugün ne hayırlı bir gün olmuştur Gülistanımız sathında… Daha bir emniyetle oturacağımız besbelli hükümdarlığımızın tahtında… Niçundur diye eyleyecek olursa ümmet-i Gülistan sual; eyleyeyim mevzuyu sizlere memnuniyetle hasbihal…
1Ekim 2009 günü, TBMM’deki, 23.Dönem, 4.Yasama Yılı şenlikleri hasebiyle;  paşalar otururken uslu, uslu kendilerine tahsis edilen koltuklarda, CHP’liler çatır, çatır çatladı öfkesiyle, hasediyle… Onur ÖYMEN; hasedini etmek için hasır altı , yaşadıkları hayal kırıklığından açtı lafı… AÇILIM hakkında döküldükçe cumhurun başı olmam hasebiyle ağzımdan beyanat; muhaliflerin çoğaldı öfkeleri kat be kat…Zaten şu BAYKAL ve de BAHÇELİ efendiler oldular pek bi kart…”Almaz kafaları GÜL Efendimizin o muhterem leblerinden dökülenleri, biliriz ki onlar demokrasi yolumuzun çakır dikenleri” diye şikayet eyledi bizim zevat…
Henüz ayağının tozu uçmadan, “hazım” mevzuunda aldığı tembih ve tavsiyeler aklından kaçmadan; Sadrazam Efendimiz de memnun ve de mütehassis yaptı konuşmasını… Nasıl olmasındı ki memnun; paşaların üç yıllık TBMM orucu en nihayetinde neticelenmiş, hazım sorunu çeken paşaların yerine yenileri gelmişti… Anlaşılan onların hazım sorunları yoktu DTP’den yana… DTP’lileri görünce de Meclis’de yapmaları gerekmiyordu viski-soda ile gargara…
Koca paşaların, koca işkembeleri hazmettikten sonra AÇILIM aşını; o küçücük kursaklarıyla kim kaldırabilir ki bize kaşını ?... En son teknikle sökeriz evvel Allah muhalif geçinenlerin hem tırnağını, hem de dişini…
Her daim söyleriz hafıza-i beşer; eşer, eşer, taaa en dibine gömer, unutur hizmetleri de, başına gelen hezimetleri de… Bundan ötürü derler  “balık hafızalı”; şu insan nesline… Bir türlü de inanmaz başından gelip, geçenlerin aslına…Daha 2 sene evvelinde, 29 Ekim sebebiyle; vermiştik ya  bir reception  Çankaya soframızda… El, etek öptürmediğimiz kim kalmıştı ki artizinde, şarkıcısında, imamında, softasında… Hala huşu içinde hatırlarım maziyi…Demişti ya o zındıklar; güya mezarında ters döndürmüşüz Gazi’yi… Atı alan çoktaaaan Üsküdar’ı geçti… Üsküdar ne ki bu amellerimiz Çankaya’yı bize ebediyen mesken biçti… Bugün cümle alem gördü ki muhaliflerin  her biri hasedinden nasıl da şişti ?...
Şöyle bir hülyalara dalayım; Hülya hatunu da rüyalarıma alayım… 29 Ekim 2007 reception’ımızı keyifle hatırlayayım; nispet olsun “hayal kırıklığına uğradık” diyen keferelere…AÇILIM hazımsızlığı çekmekteyseler; haritadan yer beğensinler, kim bilir giderler nerelere?...
İşte şu an mazideyim hülyalarımda; 29 Ekim 2007 günlü Cumhuriyet Reception’umda… Recep de yanımda kabinesiyle… Ne muhteşem bir gündü o; II.Cumhuriyet tacını başımıza takan ümmet-i Gülistanlılar tam kadro yamacımızdaydı avanesiyle…
“Zaman tünelinde 2 sene evveline bir yolculuk yapan Gülistan memleketinin padişahı; hatırlamaktadır 30 Ekim 2007 gecesini… Ruhunda duymaktadır zaferinin lezzetini…
Paylaşalım bakalım onun hayallerini; nasıl bir gecedir o ?... Balık hafızalı muhaliflere; nasıl bir işkencedir o ?...”
Nihayetinde kazasız, belasız eda eyledik
Bir günümüzü daha feda eyledik
Teselli olsun kalplerine diye
First Lady Nisamız’ı haremimizde beklettik
Davet verdik; cumhurun başı olarak huzurumuzda
Huzurumuzu kaçıran muzurlara
İşte dedik size, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
Lıkır, lıkır içirttik herkese ayranı
Öğle namazını müteakiben, kabul eyledik devlet erkanını
Resmiyet içinde ızdırap çeksek de huylandırmadık zevatı
Mühim meseledir, es geçilmesin;
Zevceleriyle de avdet ettirmedik, kadın kısmısına kapattık dükkanı…
29 Ekim günü I.Reception; I.Cumhuriyet içindi,
Neticede almış olduk külliyen tedbirimizi…
İşte asıl mühim mesele ve de mühim vakıa
Bizler için; “II.Cumhuriyet Receptionu”
Bu vesileyle, 30 Ekim’de resmen ilan edildi namımız
TMSF’nin atv’sinden milletçe işitildi şanımız…
Yüce Rabbimiz nasip eyledi;
33’lük tespih gibi dizildi, 33 adet türbanlımız
Çevirdik dünya alemi şaşkına; vatan, millet aşkına;
Yalnızca türban mı girdi Gazi’nin köşküne ?...
İş alemi, spor, sanat camiası
Karşımızda belirince endamıyla Gülben Ergen
Bazıları geçirdi kalp krizi faciası…
Amma ile de bizce ehemmiyetli olan
“II.Cumhuriyet Receptionu” kelimesi olmuştur ki
atv’de Ali KIRCA biraderimizin haber saatinden kulaklara dolan…
Pek bir münasip oldu; 33 türbanlıyla, II.Cumhuriyet Receptionu
Eminiz ki “ulusalcı ve de laik” taifesinin tavan yapmıştır tansiyonu…
29 Ekim gecesi; “Türban krizi yaşanmadı” diye teselli buldular,
30 Ekim’deki zaferimizi seyrederken medyamızdan; sararıp, soldular
Amma harp krizi sayesinde meseleyi çabuk unuttular…
Sabreden derviş, muradına erermiş kabilinden
Usul, usul, sükunetle almaktayız yol
Mani olamayacak Gülistan’ın inkişafına hiçbir kafa ve kol
Oldukça bizde bu azim, bu ısrar, bu inat
Ve de dostlarımız gerdikçe bize kol, kanat
Uyuyamayacaklar bizden yana rahat; şu “ulusalcı” taifesi
Zamanında gelecektir zaferimiz; bizde şaşmaz saat tarifesi
30 Ekim, II.Cumhuriyet Receptionu; saadetimizin arifesi
33’lük tesbih gibi dizilen, 33 adet türbanlımız; istikbalimizin en manalı ifadesi…
Maksat gözler, kulaklar alışsın, beyinler yıkansın
Bizlere mani olmak isteyenlerin Rabbimce yolları tıkansın
Şükürler olsun ki Rabbim’e, kamusal alana girdi türban
En nihayetinde; I.Cumhuriyet,
II.Cumhuriyet Receptionunda ebediyen edildi kurban
Oh pek yumuşakmış bu kaz tüyü yorgan
Rabbim bizleri muzaffer eyle,
Uykumuzda bile düşmanlarımızı kapımızda kul, emrimizde nefer eyle…
Az daha unutuyordum, yarın sabah not aldırayım;
Bu sene şart olsun ki Gülben’in yerine, Hülya’yı çağırtayım…
AÇILIM diye, diye pek bir açıldı hatun
Unutmuş da değilim; demişti ya kadınlara
“Ne olacak a canım siz de türban takın”
Kumaya bile rıza gösterdi Kaya nezdinde
Hizmeti büyüktür, çok büyük;
Muhteşem Gülistanımız’la alakalı  hareketimize…
Ooooh şükürler olsun ki paşalar da yanımızda
Bu saatten sonra; hazımsızlık çekenlerle,
Hayal kırıklığına uğrayanların 
Bilinsin ki asla yeri, yurdu yoktur safımızda…
Selma ERDAL

13 Temmuz 2014 Pazar

GÜL Tedavülden kalktı...ERDOĞAN'a Yakışır Saray...


Bir zamanlar vardı bir düşsel ülke kalemimle kurulmuş; GÜLİSTAN adında...Ben yazdıkça bu ülkeye ilişkin yazılar; birileri de telefonlarımı dinleme modunda... Gün oldu, devran döndü...GÜLİSTAN'lı kervan çöktü...
Oysa o günlerde; pek şatafatlıydı mekan...Sunulmaktaydı GÜLİSTAN'ın şahına her türlü imkan... İşte her ne olduysa oldu; Memleket of the GÜLİSTAN bir 17 Aralık darbesiyle yıkıldı, yıkmak isterken süregelen ve de kendine "hasım" gördüğü düzeni...

İşte o günden beri; gündemde ne GÜLİSTAN, ne de padişah tahtına kurulmuş GÜL ve ne de muhalefetde BAYKAL... Şimdilerde peydahlandı başka, başka çakal...
Artık onlar İsa'dan öncesinde olmasa da, 17 Aralık 2013 öncesinde kaldılar...Derin düşlere daldılar maziye dair...

Ve onların yandaşlarının da kulağına bir şeyler fısıldadılar; taaa Okyanus ötesinden ve de olmaz denilen oldu, 12 Eylül 1980 öncesinin iki ezeli düşmanı, ansızın elele verdi, aynı amaçda, aynı ülküde birleşti, altınbeşik yaparak kollarıyla,  Ekmeleddin  adlı zat-ı muhteremi ulusal siyasete taşıdı, CUMBAŞKAN adayı diye... Halk şaşırdı; "Osmanlı döneminde bu ülkeden sürülmüşün soyundan gelen bu zat da nereden düştü ansızın şu siyasal arenaya ?" diye sorgulamaya başladı...

Gidişat bakalım nereye ?...Halkın önünde kırk katırla, kırk satır; acaba hangi ellerden öle?...


Amma ve lakin yine de bana pek parlak gelmemekte; Ekmekli Ekmeleddin... Ve de o zat-ı muhteremin cemaat adına cemiyet kurabileceği Çankaya sofrasına... Bunca yatırım boşuna mı yapıldı ERDOĞAN'ın softasına ?...Elbetteki o kurulacaktır; BAŞKAN BABA koltuğuna...Ve işte o zaman da Yeni Osmanlı Padişahı olaraktan; belki de ikametgahını taşıyacaktır TOPKAPI Sarayı'na, nasıl ki BAŞBAKANLIK için DOLMABAHÇE'yi doldurduysa otoritesiyle (Mustafa Kemal'e "nanik mi, nazire mi"  yaparcasına  ) ve arka bahçesi, onu severken taparcasına...

Her ne kadar yazmışsak da "GÜL'üme de TOPKAPI Sarayı Pek Yaraşır" diye, hiç kuşkusuz yazacağız 10 Ağustos 2014 sonrasında; Recep'ime de Topkapı Sarayı Pek Yaraşır" diye...Az sabrediniz hele...
Ve henüz o günlere gelmeden önce; dönelim Ağustos 2007'ye...Bakalım neler demişiz o günlerde ?...
Selma ERDAL; İstanbul, 13 Temmuz 2014


*GÜL’ÜME DE TOPKAPI SARAYI PEK YARAŞIR; 16 Ağustos 2007

“Demokrasilerde çare tükenmez” tümcesi, bilindiği gibi adıyla sanıyla BABA’nın, diğer bir tanımlamayla Çoban SÜLÜ’nun ( ki kendisi ayrıca MORRISON SÜLEYMAN olarak da anılır ), daha anlaşılır bir tanımlamayla da 8. Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in ve de son yılların “bir bilen”inin ağzından dökülmüştü kamuoyuna…

Bu tümce; bir zamanlar ECEVİT’i görmezden geldiği için ona “hökümatın başı” diyen…

“ Karşılaştığınızda ne yaptınız ?” biçiminde soru soran gazetecilere de; “Ne yapacaktım ?… Elini sıktım (lütfen “i” harfiyle okuyunuz)… Ya neresini sıkacaktım ?…( yine lütfen “i”li ve de “e”li okuyunuz ) “ yanıtını veren DEMİREL’in sözleridir…

Şimdilerde de BAYKAL; GÜL’le buluşmuyor, neredeyse onunla hiç konuşmuyor…

GÜL’e “emri-halk” ( hak değil elbette, daha genç adam ) vaki olduğunda; öncelikle BAYKAL da GÜL’e “cumhurun başı” der, olur biter…

Bir de ÇANKAYA’ya çıkmazmış ya BAYKAL… Çıkmazsa, çıkmasın… Bu soruna da çözüm bulunur; GÜL de ÇANKAYA’ya çıkmaz..

Tandoğan’dan, Gündoğan’a; alanlarda buluşup da, oy sandıklarında buluşamayan “takiyyeciler” hemen sevinmeyin, ikiyüzlü aydınlık insanlar ( ki diğer yüzlerinizin karanlık olduğunu sizler nasılsa biliyorsunuz; hiç değilse RTE’ye oy vereceğini açık yüreklilikle söyleyenler sizlerden çok daha güvenilir, çünkü onların eliyle dili aynı); GÜL “cumhurun başı” olma kararından yoksa geri mi döndü diye sakın erkenden sevinmeyin… Yok öyle bir şey… Yalnızca GÜL; ÇANKAYA yerine bir başka yere çıkar…

Bu durumda GÜL nereye mi çıkar ?…

Elbetteki TOPKAPI ‘ya…

Kuşkusuz Edirnekapı minibüslerine binmek için değil; “cumhurun başı” olarak TOPKAPI SARAYI’na çıkar;  böylece sorun da ortadan kalkar…

Üstelik NATO Toplantısı için Türkiye’ye gelen BUSH; NATO üyesi ülkelerden katılımcıların önünde ne demişti ERDOĞAN’a ?…

- Başbakanlık konutu olarak, neden DOLMABAHÇE SARAYI’nı kullan mıyorsun ?…

Bilindiği gibi RTE’nin DOLMABAHÇE SARAYI’nda bir çalışma odası var; neden “cumhurun başı”nın da TOPKAPI’da olmasın ?…

Değil mi ki amaç; Kemal ATATÜRK’ün İlkeleri’ni, Devrimleri’ni yok saymak, Cumhuriyet’in kazanımlarından geri dönmek… Bu durumda GÜL de ÇANKAYA’ya çıkmaz, TOPKAPI’ya çıkar… Böylece BAKYAL da verdiği sözü tutar; GÜL “cumhurun başı” olduğunda onunla ÇANKAYA’da görüşmemiş olur…

DEMİREL’in dediği gibi; “demokrasilerde çare tükenmez”…