1972 yılında, 18 yaşında, Teşvikiye yokuşunda, ipek kenti Bursa’dan, ipek
tenli bir yeni gelindim İstanbul’da… Ve de değerli kayınvalidemin gözlerinin ve
de dilinin ucunda yaşam yolculuğunda deneyimsiz bir yolcu olarak…
Her gün eleştirirdi beni o sevgili ve de saygılı bayan… Ben de ya sabır
çekerdim; “Dayan özgür benliğim dayan”… Kusuruma gelince; Temmuz sıcağındayken
ay, evde ince naylon çorap giymemek… Saygıdeğer kayınvalidemin yolunu
izlememek…Çünkü kendisi yaz sıcağında bile evde naylon çoraplarıyla gezer,
giymediğim için de beni eleştirel gözlerle süzerdi… Gerçi kayınpederim de takım
elbise, kravatla otururdu kahvaltı sofrasına, dayanılmazdı onun da tafrasına;
ne de olsa kendisi, bir bürokrat eskisi…
Ben on sekizlik ipek tenli Boşnak kızı, kayınvalidemse ellilerinde
menopozdaki bir cadı…Neden bir arada yaşadığımızın açıklamasına gelince sıra,
işte burası bende bugün bile yara… Çünkü eşim kanser; Ölüm Meleği peşinde,
yılın en az altı ayını geçiriyor hastane köşesinde…Yoksa kim tutabilir ki beni
kayınvalide pençesinde ?...Gün geçti ben yirmi üçümdeyken eşim öldü, yıllar
geçti benim de ipek tenim yavaş, yavaş soldu. İşte o zaman anlayabildim
kayınvalideciğimin naylon çorap ısrarını…Meğer yaz sıcağında salt zarafet,
hanımefendilik için değilmiş çekilen naylon çorap işkencesi, düpedüz rekabet
piyasası, bir başka deyişle ellilik tenin, on sekizlikle zorlu yarışı…Ne de
güzel kapanıyor naylon çorapla tenin kırış, kırışı…
Ve ben altmışıncı yaşlarımı sürerken bugünlerde, kayınvalideciğimin o
günlerdeki kaygılarını şimdilerde ancak algılayabildim… Gerçi hiç de derdim
değil benim; giderek yaşlanan tenim amma ve lakin bu anılarımdan yola çıkarak
anlayabildim türban/tesettür konusunda kadınların, kadınlara yaptığı baskının
nedenini…
Neden; ne Allah korkusu, ne de Kur’an … Neden; genç kızların karşısında
kıskançlıktan kuduran yaşlı, çirkin ya da şişman kadınlar… Özellikle de Murat
124 enindeki kalçalarıyla, yürürken Ada Vapuru gibi iki yana yalpalayan
kadınlar… Genç, güzel, ince kızları/kadınları; erkeklerinin/eşlerinin
gözlerinden sakınan kadınlar…Ve onlara dayanamadıklarını örtbas etmek için;
“Açılıp, saçılarak Allah’ın yolundan çıkmaktalar” diye yakınan kadınlar…
İşte bu kıskançlık, işte bu rekabet var oldukça yaşlı, şişman ya da kendine
güvensiz kadınlarla, genç ve güzel olanlar arasında; ne yasa, ne tüzük, ne
Allah’ın emri, ne kitap, ne Kur’an… Var mı kadının, kadına yönelik kıskançlığı
karşısında durabilen, duran ?... Boşuna mı denmiş; kadın, kadının kurdudur
diye… Onlara kalırsa; şeriatın emirleri varken, Atatürk İlke ve Devrimleri ne
diye ?...
Onlar var ya onlar; erkeklerden önce koşa, koşa giderler oy vermeye
RTE’ye…
Yoksa ülkenin yarısını oluşturan kadınlardan yüz bulmasa şu devrim
düşmanları; hiç gidebilir mi bu ülke günden, güne daha da geriye ?...
Selma ERDAL




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder