1 Haziran 2014 Pazar

Naylon Çorap


1972 yılında, 18 yaşında, Teşvikiye yokuşunda, ipek kenti Bursa’dan, ipek tenli bir yeni gelindim İstanbul’da… Ve de değerli kayınvalidemin gözlerinin ve de dilinin ucunda yaşam yolculuğunda deneyimsiz bir yolcu olarak…
Her gün eleştirirdi beni o sevgili ve de saygılı bayan… Ben de ya sabır çekerdim; “Dayan özgür benliğim dayan”… Kusuruma gelince; Temmuz sıcağındayken ay, evde ince naylon çorap giymemek… Saygıdeğer kayınvalidemin yolunu izlememek…Çünkü kendisi yaz sıcağında bile evde naylon çoraplarıyla gezer, giymediğim için de beni eleştirel gözlerle süzerdi… Gerçi kayınpederim de takım elbise, kravatla otururdu kahvaltı sofrasına, dayanılmazdı onun da tafrasına; ne de olsa kendisi, bir bürokrat eskisi…

Ben on sekizlik ipek tenli Boşnak kızı, kayınvalidemse ellilerinde menopozdaki bir cadı…Neden bir arada yaşadığımızın açıklamasına gelince sıra, işte burası bende bugün bile yara… Çünkü eşim kanser; Ölüm Meleği peşinde, yılın en az altı ayını geçiriyor hastane köşesinde…Yoksa kim tutabilir ki beni kayınvalide pençesinde ?...Gün geçti ben yirmi üçümdeyken eşim öldü, yıllar geçti benim de ipek tenim yavaş, yavaş soldu. İşte o zaman anlayabildim kayınvalideciğimin naylon çorap ısrarını…Meğer yaz sıcağında salt zarafet, hanımefendilik için değilmiş çekilen naylon çorap işkencesi, düpedüz rekabet piyasası, bir başka deyişle ellilik tenin, on sekizlikle zorlu yarışı…Ne de güzel kapanıyor naylon çorapla tenin kırış, kırışı…



Ve ben altmışıncı yaşlarımı sürerken bugünlerde, kayınvalideciğimin o günlerdeki kaygılarını şimdilerde ancak algılayabildim… Gerçi hiç de derdim değil benim; giderek yaşlanan tenim amma ve lakin bu anılarımdan yola çıkarak anlayabildim türban/tesettür konusunda kadınların, kadınlara yaptığı baskının nedenini…

Neden; ne Allah korkusu, ne de Kur’an … Neden; genç kızların karşısında kıskançlıktan kuduran yaşlı, çirkin ya da şişman kadınlar… Özellikle de Murat 124 enindeki kalçalarıyla, yürürken Ada Vapuru gibi iki yana yalpalayan kadınlar… Genç, güzel, ince kızları/kadınları; erkeklerinin/eşlerinin gözlerinden sakınan kadınlar…Ve onlara dayanamadıklarını örtbas etmek için; “Açılıp, saçılarak Allah’ın yolundan çıkmaktalar” diye yakınan kadınlar…

İşte bu kıskançlık, işte bu rekabet var oldukça yaşlı, şişman ya da kendine güvensiz kadınlarla, genç ve güzel olanlar arasında; ne yasa, ne tüzük, ne Allah’ın emri, ne kitap, ne Kur’an… Var mı kadının, kadına yönelik kıskançlığı karşısında durabilen, duran ?... Boşuna mı denmiş; kadın, kadının kurdudur diye… Onlara kalırsa; şeriatın emirleri varken, Atatürk İlke ve Devrimleri ne diye ?... 
Onlar var ya onlar; erkeklerden önce koşa, koşa giderler oy vermeye RTE’ye… 
Yoksa ülkenin yarısını oluşturan kadınlardan yüz bulmasa şu devrim düşmanları; hiç gidebilir mi bu ülke günden, güne daha da geriye ?...
Selma ERDAL







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder