*”Dün…Dün…Bugün…Yarın ?...”
Başlıklı yazımızı bitirirken demiştik ki:
Ve YARIN ne olacak derseniz ?... YARIN daha da karanlık
olmasın diye, büyük bir kararlılıkla, buluşacağız bir sonraki yazımızda;
TÜRKLÜK BİLİNCİ İÇİN…Dileyelim ki yarınlar çok daha aydınlık, çok daha çağdaş,
çok daha saygın ola; Türk için, Türkmen için, elbetteki NE MUTLU TÜRKÜM DİYEN
ulus için ve bu ulusun Devleti için … Kaldığımız yerden sürdürelim
paylaşımlarımızı…
Bugün her ne kadar çağdaş
uygarlık düzeyine ulaşma, 21. yüzyıl (ki kimileri de 6.yüzyıla ulaşmayı
amaçlasalar da) vahşi kapitalizm savaşlarını kazanma uğraşları içindeysek de
üzerinde kesinlikle her zamankinden daha çok yoğunlaşmamız gereken konu; ulusal
birlikteliğimizin ve ülke bütünlüğümüzün
korunması konusudur.
Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek
için uygulanacak yöntem de, yetişen nesillere Amerikan ya da Arap kültürlerinin
aşılanmaya çalışılması değil, ancak ve ancak Türklük bilincinin uyandırılması
için gerekli eğitimin verilmesidir. Bununla birlikte burada özellikle
belirtilmesi gereken bir başka konu da eğitim kavramının kapsadığı alanın
yalnızca okullarda; öğretmenler, eğitmenler aracılığıyla verilecek eğitim
olmadığı, toplumun çekirdeği aileden başlatılacak bir eğitimin yaşamın tüm
alanlarına yayılması gerekliliğidir.
Bilindiği gibi ulusal kimlik
bilincinin oluşturulması dediğimiz olgu; siyasal toplumsallaşma alanına girer
ve yine bilindiği gibi siyasal toplumsallaşma da öncelikle ailede başlar, sonra
okulda, ardından iş ve arkadaş çevresinde ve de toplumsal örgütler içerisinde
ki siyasal partilerden derneklere, meslek odalarına değin demokratik kitle
örgütlerinde yaşam boyu sürer, gider.
Bugün yaklaşık 91 yıllık
Cumhuriyetimiz’in ardından; ulusal bilincimizde Türk kimliğinin dışında başka
arayışlara yöneliş varsa, bu bilincin verilişinde yetersizlikler ya da
yanlışlıklar olmalıdır…Ki bu arayışlar ortaya çıkmıştır. İşte o zaman bu
bilincin daha sağlıklı yöntemlerle; ulusumuza yeniden verilmesi, Türk
kimliğinin (NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE bağlamında) kıvancından kuşku duyanları
yönlendirici bir eğitimin kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi
gerekir. Çünkü çevremize baktığımızda;
-Ulusal Marşımız söylenirken
yüreği titreyerek, Ulu Önderimiz Atatürk ve Cumhuriyetimiz için şehid olanların
anısına saygıyla duramayanlar giderek çoğalıyorsa…
- Türk kimliğini
umursamazcasına Arap ya da Amerikan yaşam biçimine özenç duyanlar hızla artıyorsa…
- Anadolu göreneğimize özgü
İMECE’nin yerini, YEMECE düzeni alıyorsa…
- Genelkurmay’ın; “Askerlik
görevinden kaçanlar na’merttir” açıklamalarına, “Toprağın altında mert
olacağıma, toprağın üstünde na’mert olayım” tümcesi yanıt olarak veriliyorsa…
İşte o zaman ülke
bütünlüğümüze, ulusal birlikteliğimize ve en önemlisi de Türk kimliğimize
yönelik içten ve dıştan yapılan saldırılar, bazı sarsıntılara, zedelenmelere,
örselenmelere neden oluşturmuştur ve
artık önlem almanın zamanı da çoktan gelmiş demektir.
Elbetteki bizim burada
önereceğimiz önlem biçimi; askeri ya da siyasi içerikli değildir. Öylesi
önerileri getirmek bu Cumhuriyetin kurucusu ve koruyucusu TÜRK ORDUSU’nun
görevidir…
Ve elbetteki Anayasamız’a göre
and içerek göreve gelen TÜRK HÜKÜMETİ’nin görevidir...
Biz yalnızca ve yalnızca;
eğitim diyoruz, yalnızca eğitim…
Çünkü 29 Ekim 1923’de Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğunu tüm dünyaya duyuran Ulu Önderimiz de
TÜRKLÜK bilincini uyandırmak için; eğitimden yararlanmıştır. Öncelikle Türk Dil
ve Tarih Kurumları’nı oluşturarak bu kez de halkını; Osmanlı’nın ümmeti
sanısından kurtarıp, sindirilmiş, unutturulmuş, uyuşturulmuş, bastırılmış ve
giderek yok sayılmış TÜRK kimliğini yeniden yaratmak, TÜRK kimliğini
bağımsızlığına kavuşturmak için bir savaş başlatmıştır. Daha önce başlattığı
ulusal bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık savaşlarını başlattığı gibi… İşte bu
bağlamda bazı alıntılara değinmek istiyorum:
“Son yıllara gelinceye kadar
TÜRK TARİHİ memleketimizde en az tetkik edilmiş mevzulardan biri halinde idi.
1000 yıldan fazla süren
İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu husumet duygusile mutaassıp
müverrihler bu davalarda asırlarca İslam’ın piştarlığını yapan Türkler’in
tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye savaştılar. Türk ve İslam
müverrihler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslamlık ve İslam medeniyeti ile
kaynaştırdılar. İslamlığa tekadüm eden binlerce yıla ait devreleri unutturmayı
ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın
zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu’nu dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet
yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, Milli
Tarih’in yalnız ihmal değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp
silinmesi yolunda üçüncü bir amil halinde diğerlerine eklendi.
Bütün bu menfi cereyanlar,
tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde dahi tesir
gösterdi ve Türklük’ün çadır, aşiret, at, silah ve muharebe mefhumlarile muradif tutulması an’anesi
mektep kitaplarımıza kadar girdi.
Türk Tarihi’nin, inkar
edilmiş ve unutturulmuş olmasını ve mahiyetini, bütün hakikatlarile meydana
çıkarabilmek için çalışmakta olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti bir kısım azasını
tarih tedrisatında ki bu boşluğu doldurabilecek bir kitap hazırlamağa memur
etti.”
Bu alıntılar, Ulu Önderimiz
Atatürk’ün önerileriyle, 1931 yılında bugünkü Türkçemiz’le; Türk Tarih İnceleme
Kurulu’na hazırlattırılan TARİH kitabındandır ve kitabın eski dilden sözlerle
dolu Mukaddimesi’nden, günümüz Türkçesi ile önsözünden alıntılardır. Üstelik
Atatürk’ün Türklük bilincini yaratma, Anadolu’da yedi düvele karşın bir
bağımsızlık savaşı veren bir ulusu, Türklük kimliğini yeniden kazandırma
uğraşlarının bir aşamasıdır.
Günümüzden 83 yıl önce Ulu
Önderimiz’in Türklük bilinci ve kimliği üzerine başlattığı bu uğraşların, Atatürk’ün yaktığı bu aydınlanma ateşinin
günümüzde O’nun düşmanlarınca küllendirilmesine, giderek söndürülmesine
karşın…O’nun yaktığından da daha güçlü yakılması, alevlendirilmesi
gerekmektedir. Üstelik bu alevlendirilme, ateşlendirilme; aydınlık günler için
yakılan birer mum gibi, her bir bedende, her bir beyinde, her bir gönülde
olmalı, bulutlandırılmak, karartılmak istenen Türklük bilinci, Türk kimliği
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir güneş gibi yeniden doğmalıdır.
Bu yeniden doğuş için; TARİH
kitapları yeniden yazılmalı…Türküler, öyküler, masallar yeniden söylenmeli…Türkün
kiliminin, çorabının nakışı yeniden işlenmeli… Yeni bir bin yılda yol alırken
Cumhuriyetimiz; Türkiye’de aşımızla, işimizle, töremizle, yöremizle kıvanç da
duyaraktan NE MUTLU TÜRKÜM diyebilmeli ulusumuz…
Düşman boş durmuyor…Onlara
uyup da yolunu şaşıran… Ulu Önderimiz Kemal Atatürk, yedi düvele karşın verilen
Kurtuluş Savaşımız, Atatürk İlkeleri ve
Devrimlerimiz içerikli sözlerimize; VATAN-MİLLET-SAKARYA EDEBİYATI YAPMAYIN
diye sataşan…Üstelik de ÖZBEÖZ TÜRK OLAN yurttaşlarım; yeter bu aymazlığınız,
artık uyanın !...
Selma ERDAL; İstanbul, 14
Eylül 2014









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder