28 Mayıs 2014 Çarşamba

Derde Derman SARIGÜL…

1 Aralık 2009'dan kalma bir Ankara anısı ya da bir türlü tutmayan; SARIGÜL aşısı

Günlerden 1 Aralık 2009...Bayram öncesi Ankara’dayım…
Bursa-Ankara yolculuğum sırasında Eskişehir’e yaklaştıkça kasvetle kararmaya başlıyor içim… Bursa’dan uzaklaşırken, yeşilden, temiz sudan ve havadan uzaklaşıyor olmak içimi sıkıyor, acıtıyor ama yine de yol almak gerekiyor ara sıra Ankara’ya… Ne de olsa İstanbul doğumlu, ana-babadan Bursa tohumlu kızım; Ankara’da evli… Başkent’de yaşıyor, çalışıyor dolayısıyla benliğim metazori alışıyor şu Ankara’ya…


Sanayileşme olgusu nedeniyle Bursa’da yeşil alanlar; konut yapımı nedeniyle beton grisine boyanırken, toprağın bereketinden, suyundan, havasından dolayı Bursa yine de yeşil, ona saldıran açgözlü düşmanlarıyla inatlaşırcasına yeşilini yine de  korumakta… Ya Ankara ?... Kemal ATATÜRK’ün Başkenti; çoraklığını zorlama yeşillendirmeyle saklamaya çalışırken, GÖKÇEK elinden epeyce çekmekte ve  yitirmekte yapay yeşilliğini de, yap-satçıların gri beton konutlarıyla dolarken dağ, tepe… Özellikle de ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ; hamburgercilere, kokoreççilere, kebapçılara peşkeş çekilmiş… İsli duman kokulu havası, çalışanlara lojman niyetine çalınan tarlası, tapası… Sonuç olarak; ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’ne yapılan saldırılar eşliğinde, Atamız’ın çiftliği de can vermekte, soluk alması giderek olanaksızlaşmakta Ankara’nın…

Ve insanlar… Başkentimiz diye yabanın gözüne itibarımız olarak sunulan bu kentde; yapılar  kurşuni, hava kurşuni, insanlar kurşuni… İnsanlar bezgin, bıkkın, mutsuz, umutsuz… Herkes günümüzün egemenlerinden yakınmakta… Bu yakınmalara bakınca da insan şaşırmakta; nasıl gelebildiler diye iktidara ikinci kez ?... Aldandık diyenler var… Bulgurla, nohutla tavlandık diyenler var… Kömür aşkıyla  bu karaya bulandık diyenler var…

Kolay değil; Ankara soğuk… Benzemiyor Bursa’nın havasına… Yok Ankara’nın ardında güvenle yaslanacağı, Anadolu’nun karasal ikliminden Ankara’yı koruyup, kollayacağı bir Uludağ’ı… Bursa’nın sonbaharı,kışı;  Ankara’nın yazları gibi… Bu durumda ne yapsın Ankara’nın yoksulu, garibi ?... Satmış oyunu çuval, çuval kömüre… Isınmış kömürle kara kışta, ama yine de umut kalmamış bakışta; iş yok, iş yoksa aş yok…Kuşkusuz Ankara’da aşk da yok… İnsanlarda işve, cilve; hak getire, gülmeyi unutmuşlar…Ankara’daki yoksulluğu  göremiyor mu RTE ve taifesi ?… Biteviye dönüp, durmakta “açılım” üzerinden PKK’lıları kalkındırma sahifesi… Ve şimdilerde RTE’nin alternatifi, seçeneği diye, bilinen-bilinmeyen iç ve dış güçlerce siyaset pazarına sürülen Mustafa SARIGÜL; Ankara’nın yoksulunun, garibanının umudu olmuş… Oysa hangi yoksul, gariban; umudu olan siyasetçilerden ne zaman umduğunu bulmuş, bulabilmiş ya da gelecekde bulabilecek ?... Bu SARIGÜL olmuş, solup, sararmış gül olmuş…

Bir zamanlar Alevicilik yaptığı için BAYKAL’ın CHP’sinden dışlanan, bir aralar DSP’ye yaslanan SARIGÜL; Ankara’nın her mahallesine, köşesine, bucağına açmış temsilciliğini… Örgütlenmesinin alt yapısını oluşturmuş…

SARIGÜL’ün  bürosunun önünde duruyoruz, kızımla konuşuyoruz; bize kulak misafiri olan Ankaralı gençten bir adamcağız sözümüze karışıp diyor ki:
-        İstanbul bırakılıp, Ankara’ya gelinir mi ?...
Yanıtlıyorum onu:
-        Belediye başkanlığı için değil Ankara’ya gelişi, gelmek isteyişi… RTE’ye karşılık hazırlıyormuş onu Amerika…
Anında yanıt geliyor Angaralı’dan:
-        Aaaa, bak bu Recep’den daha iyi…

Kızıma dönüyorum:
      -  Amerika ne karışırmış bizim işimize, başımıza seçeceğimize diyeceğine, “Bu Recep’den daha iyi” diyor… Nerelere geldik ?... İşte Amerikan mandacılarının istedikleri oldu, düşleri gerçekleşti… Halk çoktan onay vermiş Amerikan karışmacılığına… Oysa Kurtuluş Savaşı neden verilmişti ?... “Ya İstiklal, Ya Ölüm” sözleri neden söylenmişti; halkımız bunları çoktan unuttu, sinsice, saldırganca tüm değerlerimiz,davalarımız, savlarımız, savunmalarımız, ilkelerimiz, ülkülerimiz bu halka unutturuldu…

Mustafa SARIGÜL hareketi halka duyurulurken; yazılı ve görsel basına yansıyan duyumlardan, ihrama sarınmış görüntülerinden  öğreniyoruz ki meğer Umre’ye de gitmiş SARIGÜL… Oysa biz onu Alevi bilirdik, ALEVİCİLİK yaptığı gerekçesiyle BAYKALCILAR tarafından partiden dışlandığını sanırdık… TÖ gibi saf değiştirmiş, takunyalarını giymiş… Ne için ?... Ülkeye egemen olmak için… İşte şimdi işlem tamam…

Ne BAYKAL’ın ne de ECEVİT’in koltuğuna oturamayan SARIGÜL; bugünlerde RTE’ye eşdeğer, onun ikamesi, onun alternatifi, onun seçeneği, onun yerine oturtulması düşünülen adam…O şimdilerde derde derman… SARIGÜL gelecek; dertler bitecek…Öyle mi acaba ?...

Ve 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesi; yine derde derman diye sürüldü siyasal alana Mustafa SARIGÜL... Sonuçlar ortada; yarardan daha çok zarar verdi siyasal ortama... Bir türlü gelemedi CHP'nin başına; doğal olarak da dertleri bitiremedi... Bir türlü gelmeyen, gelemeyen GODOT gibiydi, CEMAAT hazretlerinin çıktı tüm çabaları boşa... 
Usandılar mı, utandılar mı onlar; demokrasi adına ?...Hiç sanmam..
 Ve (cumhur)başkanlık seçimleri dolayısıyla ister misiniz yine sürülsün piyasaya ?...
Selma ERDAL


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder