15 Temmuz 2014 Salı

HACİVAT'LA KARAGÖZ SANALDA, BULUŞTULAR 12 EYLÜL ANISINA

Ramazan ayı münasebetiyle bir kez daha düşelim Hacivat'la Karagöz'ün peşine, konuk olalım onların hayal perdesine... İzleyelim onları ve bakalım bu kez ne ders düşecek; onlardan dersini ve de lafın tersini anlamasını ve  almasını bilenlerin kısmetine ?...
İşte yine dündeyiz... İşte yine bir Ramazan ayına denk gelen 12 Eylül'ü anma günündeyiz...Bir yol verelim kendimizi onların sözlerine; gidelim 12 Eylül 2007 gününe...

Ve o günden gelince bugüne; mercek altına alalım beynimizde  HÜKÜMET yetmedi, DEVLET'i de isteyen adam ve taifesini...
Ki onlar, Hacivat'la Karagöz söyleşirken  7 yıl öncesinde; anlayalım bakalım kim yandaşlık, kim kindaşlık yapmışERDOGAN ve taifesi için şu hayal perdesinde ?...
Alalım onların sözlerini bir nebze de olsa; idrak, izan, akıl, mantık  haznemize şu CUM-BAŞKANLIK seçimleri öncesinde... Belli mi olur; belki de ülkenin, ulusun yazgısını etkiler olumlu yönde ?...
Öyleyse buyurun Hacivat'la Karagöz'ün hayal perdesine...
Selma ERDAL; İstanbul, 16 Temmuz 2014


*HACİVAT’LA KARAGÖZ SANALDA, BULUŞTULAR 12 EYLÜL ANISINA; 12 Eylül 2007

Hacivat: A benim Karagözüm nasılsın ?…

Karagöz : Senin de çocuğun asılsın…

H : Karagözüm ne diyorsun böyle ?… Ramazan üstü yakışır mı bu sözler sana ?…

K : Her 12 Eylül’de ağlıyor binlerce ana… Bir de diyorsun ki yakışır mı bu sözler ?… Bilmez misin ki her 12 Eylül’de ciğerim sızlar…

H : Ne olmuş Eylül’ün 12’siyse ?… Dün 11 Eylül’ü kazasız atlattık, bombaları yakalattık…

K : Hacıcavcav yine beni anlamazdan gelirsin, ben ağlarken sen gülersin !…

H : Neden ağlarsın be Karagözüm ?… Nedir bu sesindeki hüzün ?…

K : Ah be Hacivat; ne tez unuttun… Halbuki o günlerde sen de bizlerle saf tuttun… Demek ki sen bizleri uyuttun, şimdi umursamıyorsun 12 Eylül’ü…Başıma kesildin 11 Eylül bülbülü…

H : Aman Karagözüm; o günler geride kaldı, insanlık çoooook başka yerlere yol aldı…

K : Amerikan emperyalizmine direnin diyen sen; oldun Amerikan uşağı.. Elinde çelik kaşağı; derimi yüzenlerden yanasın… Umurunda bile değil; benim içim oluk, oluk kanasın…

H : Ah be Karagözüm; kaldı mı artık endişe, korku Amerikan egemenliğinden ?… Aç gözünü de bak; bugün Mao’nun Pekini’nde, Lenin’in Moskovası’nda bile Cola içiliyor… Daracık blue-jean’li Rus kızları, erkekler için özel seçiliyor.. Komünist düzenin üretken kadını, üretilen değere dönüştü… Senin Trabzon uşakları; “ Nataşa” aşkıyla yatağa düştü… Bütün bunlar niye mi ?…

K : Hah işte; dur bakalım orada… Başlama yine “Yeni Dünya Düzeni”, küreselleşme masalına… Bilmekteyim ben de, olsam da bu kadar cahil; 12 Eylül 1980 bu başlangıç için ilk delil… Ondan sonra atıldı “küreselleşme” diye bir kavram ortaya, bir zamanlar Amerikan egemenliğine direnen senin Altmışsekizliler ; teker, teker takıldı bu oltaya…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Biz aydınların hakkını yemektesin ?…

K : Ben hak yemem Hacivat !… Yediğim kuru soğan, esvabım bir kat… Değilim de senin gibi avukat; küreselleşme yalanı için…

H : Aman Karagözüm; dur ben sana anlatayım küreselleşmeyi…

K : Bırak Hacivat Çelebi; temiz kalanlara elleşmeyi…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Yeni Dünya Düzeni’ni yanlış bellemektesin…

K : Sen de en verimli tarlaları bellemektesin; ırgata da kalmakta çorak toprak…

H : Dinle Karagözüm anlatayım sana doğrusunu; kurutma muhabbet kuyusunu… Sen yanlış bilmektesin…

K : Ah be Hacivat; beni hep cahil bulmaktasın… Sen bir dem sus , biraz da ben anlatayım şu küreselleşmenin anlamını; ortaya dökeyim senin yalanını… Sorarsan şu küreselleşmenin anlamını; say ki gezegenimiz Dünya, tek bir ülke… Söylenense koca bir yalan ezilen halka… Tastamamdır; sınırların kalkması demek… Böylece kolayca sömürülsün emek… Kuşkusuz sınırlar kalktı; ama kimlere ?… Yüzlerce yıldır, utanmadan Dünyamız’ı kemirenlere…

H : Dinle beni bir yol Karagözüm; asmada bırakmadın üzüm…

K : O benim işim değil; varı, yoğu sömürmek sizin işiniz… Ben gibilere gelince; değil ülkenin sınırlarını aşmak, evimizin duvarlarından dışarıya taşamıyoruz… Ramazan gelmeden, zamları geldi… Dengesi bozulan yoksul halk; ağlamaktansa, saf, saf güldü…

H : Aman be Karagözüm; küreselleşme mi neden oldu bu zamlara ?… Bilmiyor musun bu yaz ülkeye geldi “küresel ısınma” ?…

K : Önceleri de “bu kış ülkeye komünizm gelecek” diye halkı uyuttunuz, şimdi de her sorun için “küresel ısınma”yı suçlu buldunuz… Bizleri de iyice ahmak bildiniz…

H : Söyleme böyle Karagözüm; bu kadar da saldırma, her duyduğuna aldırma…1980’lerden bu yana; çağ atlamaktadır Türkiye…

K : 21. yüzyıldan, 6.yüzyıla mı ?… İki ileri bir geri, mehter takımı gibi… O bile hiç değilse bir adım öne yürür, sizin atladığınız çağda; her şey çürür…

H : Aman Karagözüm; sen ne demektesin ?… Yoksa bu Ramazan da oruç mu yemektesin ?…

K : Bulursam bir dilim kuru ekmekle, bir baş soğan, hele bir de içecek bir yudum su… Bakarım çevreme; var mı başkalarında açlık korkusu ?… Diz de çökmem kimsenin sofrasına; Türküsü’nü çığırmam onun, çünkü binmem ki arabasına…

H : Ah be Karagözüm; sen iyice aymaz olmuşsun, kimseleri saymaz olmuşsun.. El, etek öpmekle dudak aşınmaz, tırnak olmayınca sırt kaşınmaz…

K : Sen değil miydin bize; “zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var ?” diyen ?… Zincirlerimi yitirmedim henüz ama; yitirdim gençlerimi, umutlarımı, onların yaşayamadığı güzel yarınları…Üstelik hiç de doymuyor bebelerimin karınları…

H : Aç gözünü be Karagözüm, dilimde tükendi sözüm; Marksizm değil, artık Makiavelizm genel ilke…Dillerine doladı bu sözleri, kırsal kökenli kaldırım sürtükleri bile; “başarıya giden her yol mübah”… Sense arıyorsun bende bir günah… Senin anlayacağın şimdilerde her şey satılık… Neredeeee yarın yanağından gayrısını halkıyla paylaşacak alık ?…

K : Aman Hacivat Çelebi; sen komünistliği iyi bilirdin, şimdi neler demektesin ?… Yoksa sen de mi oldun liboş ?…

H : Ne söylersen söyle be Karagözüm; böyle gönlüm daha bir hoş…

K : Aman Hacivat Çelebi sen iyicesine olmuşsun sarhoş…Demek ki sen de oldun liboş; liboşlarla birliktesin ?… Ayağı yalın, donu yamalı Anadolu halkına liberal libas biçmektesin ?…

H : Ah be Karagözüm; oldum olası kalın kafalısın, halkın için tasalısın… Ama boşuna yanmaktasın, onların keyfi gıcır, karnı tok, sırtı pek… Buldular mı o gün yemek; “bir günlük beylik, beyliktir” diyerek aldırmazlar… Senin gibi yeni düzene saldırmazlar…

K : Desene Hacıcavcav; halkımız taptaze av, küresel canavarlara … Ağızlara bir parmak bal; “işte özgürlük, demokrasi, liberalizm budur” ne istersen al…

H : Unut artık seni üzeni.. .. Anlamaya çalış bu yeni düzeni…

K : Ne düzeni ?… Demek bunun içindi; 12 Eylül dümeni ?…

H : İşine gelirse Karagözüm; bundan sonra dümen, ah şey, düzen böyle… Varsa sende akıl, sen de bize takıl… Nedir bu böyle; hep itil, kakıl… Asılana ağlamaktansa; kasılana bağlanırım… Methiyeler düzerek çökerim sofrasına; temenna çekerek imamına, softasına doyururum karnımı, göbeklenir yağlanırım…

K : Aman Hacıcavcav destur; sen benden uzak dur… Sömürgenlerin artıklarıyla yağlanmaktansa; her 12 Eylül’de, ülkemin başına gelenlere kor ateşlerde yanar, dağlanırım… Bunca söze karşın; işte burada metreyle, arşın… Herkesin usu başında; gelmeden yol ayrımına iyice ölç-biç, düşün taşın… Bugün 12 Eylül dedik; öfkemizi taşlarda bilemedik, belki haddimizi de bilemedik, belki sürç-i lisan ettik, af ola, bizimkiler de Bush’un sözleri gibi gaf ola… Gülelim acınacak halimize; bakalım sonuçta ne geçecek elimize ?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder