4 Aralık 2014 Perşembe

Çık Çıkabilrsen İşin İçinden



60’ların YEŞİLÇAM’ından, ALEVLİ YILLAR filminde Ekrem BORA’ya “film icabı” eşini canlandıran Sema ÖZCAN diyor ki;
-Yeni evimizin, yeni yatak odasını alırken, yeni bir gecelik de alacağım kendime…
Yanıtlıyor onu BORA:
-Naylon olsun ama, mavi renkte…





60’lı yılların ortalarında  (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?... Herkes gibi ben de anlayamadım gitti ya neyse; konumuz dışına çıkmayalım, tali yollara sapmayalım),   Morrison Süleyman’ın (henüz o günlerde BABA’lık değil, ağalık yapıyordu “işçisine, köylüsüne”) Amerika tarafından başbakanlığa atanmasının ardından; Bursa ipeğini, yapay ipekle değişti Türkiye, naylona tutkun oldu…


Halk; çiçekli bahçelerin içindeki, ağaçların gölgesinin serinliğindeki evlerinden de apartmanlara taşınmaya başladı.
Her sabah folluktan yumurtalarını aldığı tavuklar, sütünü sağdığı koyunlar, biberini,domatesini, maydanozunu yetiştirdiği bostanlar ardından öksüz, yetim kalakaldı. Bir, iki yıl geçince de bahçe içindeki ahşap  evlerin yerinde, çelik-beton karışımı sefertası gibi yapılar yükseldi çağdaşlaşma adına…
Pazarlarda “hormonlu” domates sözleri duyulmaya başladı. Özü, orijini kiraz büyüklüğünde olan domates; irileştikçe,irileşti ve insanın yaşam çevresi de yeşilden uzaklaşarak, grileştikçe, grileşti giderek çoğalan yüksek yapılarla…


70’lerde Batı’da, özellikle Avrupa’da “çevre” konulu bir sorun tartışılmaya başlandı, ama Anadolu halkı henüz ayırdında değildi oralarda ortaya çıkmaya başlayan kaygıların…Çünkü onun birkaç büyük kentinin dışında hızlı bir saldırı yoktu bahçeliden, apartmanlıya geçiş serüveninde… Henüz yeni doğan bebeye, yeni açılan yuvaya “uğur getirsin” ve boy versin onlarla birlikte diye “ağaç dikme” geleneği sürüyordu o yıllarda…

12 Eylül’ün ardından yaşanan ayak oyunlarıyla, ABD’nin atadığı/yönlendirdiği/desteklediği yeni başbakan Turgut ÖZAL ülke yönetiminde… Bu yeni dönemle birlikte, Anadolu’ya özgü tutum ve davranışlar artık değildi yerli, yerinde… Bundan böyle hormonlu olan yalnızca domates, kabak, çilek değil, Devlet’in ekonomisi de…

Büyüdükçe, büyürken ekonomi; göz ardı ettirilmeye çabalandı sürekli, büyüme ile kalkınma arasındaki ayrım…Bir zamanların 68’lilerinden dönüşüm geçiren kimi kıvırcıkların yardımıyla anlatıldı halka “küreselleşme “ masalı eşliğinde, kolayca algılasınlar, aldansınlar, kansınlar diye bir sürü postmodern palavra; sansınlarki bu yaşananlar bir devrim…

Hollywood senaryolarının gereği, otomatiğe bağlanmış bu değişim sürecinde; kırıldı ülkenin orta direği…Tabanla, tavan arasında kümelerin kesişmesi bir yana, teğet bile geçmiyordu; kalmadı yurttaşlar arasında ortak payda ve ülkede üretilen toplam fayda yerçekimine inat, yukarılara akıyordu, taban da aval,aval bakıyordu. İşte bu süreçte aval,aval bakanlara, kaval çalan ABD destekli yeni bir egemen gelince iktidara; kamusal alana da düşüyordu GDO kavramı, “hormon” neredeyse masum kalıyordu yanında…



GDO dediğin kavramın açılımı, büyük çoğunluğun iyicesine bildiği, olumsuzluklarını bellediği üç söz, ama onun girdiği bedende ne derece sağlam kalıyor beyin, iç organlar ya da iki göz ?... Orası şimdilik bilinmeyenlere gebe… Ara, sıra olağandışı bebelerin doğduğu duyumlarını verse de ebe; “kesin kanıt yok elimizde” diye açıklamalar ivedilikle yapılıyor.


GDO; genetiği değiştirilmiş organizma… Ne olduğunu anlamaya gelince sıra; bilindiği gibi bitkilerin binlerce yıldır nesilden, nesile geçen özelikleri var. Bu özellikleri belirleyen ve nesilden, nesile doğal yollarla geçiren de DNA denilen kimyasal bileşim (hani şu ikili sarmal), bir çeşit formül…Yeni teknolojiler aracılığıyla bu formüller doğal olarak değil, yapay olarak değiştiriliyor. Bio-teknoloji ve gen-teknolojisi kullanılarak bir canlının genleri alınıp, bir bitkiye veriliyor…

Bu işlemlerin başlangıcında, çiftçinin ürününü hastalıklara karşı korumak  amaçlanmış, besin ve yem olarak kullanılan bazı bitkiler, genetik yapıları değiştirilerek,haşerelere ve virüslere karşı daha dayanıklı duruma getirilmiş. Ve sonraları da raf ömrü uzun  çilek, domates, kabak ve biber  gibi ürünler geliştirilmiş.
Bugün genetiğiyle oynanmış ürün sayısının 30 olduğu, 2015 yılına değin bu sayının 120’lere ulaşacağı bekleniyormuş.
Eeee böyle düşünen/konuşan/çalışan/uğraşan bilim insanları varken… Bakın GDO’lar  için prof. dr bir bilim kadını, (gerçi adı bende saklı kalsın “ki Sezen’in sevgilisinin adı da onda saklıydı, kimseler sormamıştı ona, sizler de sormayınız bana “) neler söylüyor ?…



Nasıl ki II.Dünya Savaşı sırasında, ünlü bir psikiyatr HITLER’e bilimsel bilgi birikimini sunarak, Yahudiler’i nasıl kolayca fırınlara süreceklerinin incelikleri konusunda yardım etmişti…İşte bizim bilim insanlarımızın bazıları da  GDO tartışmalarında, vahşi kapitalizmin sömürgenlerinin yanında yer alarak belki de gelecekte bir çeşit “genetik  soykırım” olarak değerlendirdiğim( ya da benim gibi düşünenlerin de değerlendirebileceği gibi), algıladığım  bir vahşete imza atılmasında etkin bir görev üstleniyorlar…

Ve bu süreçte doğal yaşamdan yana olan bizler insanca kaygılarımızda haklı olmamıza karşın,  vahşi kapitalizmin egemenlerince yönlendirilen/yönetilen bu saldırganların söylemleri ve eylemleri sonucunda ortaya çıkan olumsuz dışsallıkların kurbanı olarak yenileceğiz ama, geride insanlığa yönelik işlenmiş bir suç ortaya çıkacaksa kuşkusuz bunun utancı onların olacaktır.




İşte GDO savunmanı, prof.dr. ünvanlı bilim insanının sözleri… “GDO gerçeği” neymiş, bir de ondan öğrenelim…
*Bugün ANTİ-GDO’cular sağlık alanında güvenle kullandığımız, yaşam kurtaran, ömrü uzatan bir çok temel ilacın GD ürün olduğunu saklamakta çok başarılılar. İnsulin, interferonlar, interleukinler, hibrid antibiyotikler, büyüme hormonları; vitaminler, kök hücreler vb. GD ürünlerdir.
*Gen teknolojisi kullanılarak elde edilen TRANSGENİK ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkileri uzun süredir tartışılmaktadır. Tartışmaların uzama nedeni ”bilgi boşluğu” denilen kavrama dayanmaktadır.
*Toplumlar GDO’lar konusunda olumsuz haber bombardımanı altındadır.
Anti GDO kampanyaları o kadar etkindir ki bu kampanyalara bilimsel gerçeklerle karşı çıkanlar üzerinde yoğun bir mahalle baskısı oluşturulmaktadır.
*Nedir GDO ?...
Gen teknolojisi kullanılarak izole edilen genler üzerinde değişiklikler yapıldıktan sonra,
-İzole edildikleri canlıya
-ya da farklı bir canlıya aktarıldıktan sonra ortaya çıkan yeni canlıya verilen isimdir.
-GDO; Genetiği değiştirilmiş organizma
-GD; Transgenik organizma, genetiği değiştirilmiş ürünler
-Bu ürünler biyo-mühendislik organizmaları olarak adlandırlır.
-Bu organizmalara aktarılan genler transgen olarak tanımlanır.

*GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARIN POTANSİYEL FAYDALARI
1-Besin kalitesinin arttırılması
2-Sağlığa yönelik yararlarının arttırılması
3-Meyve ve sebzelerin raf ömürlerinin uzatılması ve organoleptik kalitelerinin arttırılması
4-Bitkisel ve hayvansal ürün veriminin arttırılması
5-Yenilenebilir aşı ve ilaç üretimi
6-Bio-fabrikalar ve endüstriyel üretim için ham madde materyali olarak kullanımı
7-Çevresel faydalar

*1.Besin kalitesinin arttırılması
a) Protein kalitesi artar
b) Karbonhidrat içerikleri artar
c) Nişasta içerikleri artar

*a) Protein kalitesi artar
-Proteinin metiyonin ve lisin içeriği arttırılarak ürünlerin esansiyel amino asit içeriklerinde artış sağlanır. Örneğin; çiftlik hayvanlarının besinlerindeki amino asit miktarının artışı da et, süt ve yün üretimlerini arttırır.
*b) Karbonhidrat içerikleri artar
Örneğin; Ketçap, domates sosu yapmak için gıda işlemede domateslere yoğun içerik kazandırılır.
*c) Nişasta içerikleri artar
Örneğin; Kızartma işlemi sırasında daha az yağ çeken pişirme süresi ve maliyeti azaltılmış patates üretilir.

*2-Sağlığa yönelik yararların arttırlması
a) Anti-oksidant ve vitamin içeriklerinin arttırılması
b) Doymamış yağ asidi düzeylerinin arttırılması

*a) Anti-oksidant ve vitamin içerikleri arttırılır
-Örneğin; karotenoidler, flavanoidler, Vit A, C ve E miktarları arttırılarak kanser ve diğer kronik hastalık oranlarında azalma sağlanır.
*b) Doymamış yağ asidi düzeyleri artırılır
Örneğin; kanola, soya, ayçiçeği ve yer fıstığı bitkilerinde doymamış yağ asidi düzeyini arttırmak için bu teknoloji kullanılmaktadır.
Besin değeri arttırılmış ürünler yetersiz beslenmeyi azaltmaya yardım edecektir ve gelişmekte olan ülkelerin temel besin ihtiyaçlarını karşılamayı sağlayacaktır.

*3- Meyve ve sebzelerin raf ömrü ve organoleptik kalitelerinin arttırılması
  -Ürünlerin raf ömürlerinin uzatılması:Üretici ve satıcı için taşıma, depolama, işlenmeyi kolaylaştırır.
-Tüketici için de, ürünü uzun süre bozulmadan kullanmayı sağlar. Ürünlere koku, lezzet, yumuşaklık/sertlik derecesi gibi yüksek kalitede organoleptik özellikler kazandırılarak tüketici memnuniyetini arttırır.

*4- Bitkisel ve hayvansal ürün veriminin arttırılması
- Hızla artmakta olan dünya nüfusunun 2025 yılı itibarıyla 8 milyarı geçmesi ve bu artışın %95’inin gelişmekte olan ülkelerde oluşması beklenmektedir. Türkiye için öngörülen nüfus 87 milyondur.
- Artan nüfusu beslemek için tarım alanı açılması amacıyla
1-Tropik yağmur ormanlarının yok edilmesi
2- Suların kirletilmesi
3- Toprakların çoraklaştırılması ve ekilebilir alanların arttırılması çözüm değildir.
Geleneksel yöntemlerle birim alandan biyolojik verim artışında sınırlara gelindiği düşünüldüğünde yeni teknolojilerin kullanılması kaçınılmaz görünmektedir.
NOBEL ÖDÜLLÜ bitki islahçısı Norman Borlaug (Borlaug 2003) buğday, mısır gibi tahıl ürünlerinin%80 arttırılması gerektiğini söylemektedir.

*5- Yenilebilir aşı ve ilaç üretimi
Olgunlaştığı zaman çiğ olarak tüketilen muz gibi bazı tropikal ürünler; hepatit, kuduz, dizanteri, kolera ve ishal ile gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan diğer bağırsak enfeksiyonlarına karşı kullanılabilen proteinleri üretmek için genetik olarak değiştirilebilmektedir.

*6- Bio fabrikalar ve endüstriyel kullanım için ürün ham materyali olarak kullanımı
- Genetiği değiştirilmiş organizmalar, ilaç endüstrisinde kullanılan vitaminler, monoklonal antikorlar, aşılar, anti-kanserojen bileşikler, anti-oksidantlar, plastikler, fiberler, polyesterler, afyonlu ilaçlar/uyku ilaçları, interferon, insan kan proteinleri ve karotenoid üretmek için kullanılmaktadır.
- Bugün ANTİ-GDO’cular sağlık alanında güvenle kullandığımız, yaşam kurtaran, ömrü uzatan bir çok temel ilacın GD ürün olduğunu saklamakta çok başarılılar.
- GDO’lar aynı zamanda gıda endüstrisinde kullanılan protein, enzim, stabilizatör, kıvam arttırıcı, emülgatör, tatlandırıcı, koruyucu, renklendirici ve tat verici gibi gıda karışımları üretmek için de kullanılmaktadır. Örneğin; bugün ülkemizde üretilen yoğurtların %100’ünde, peynirlerin %80’inde mayalamada kullanılan çimosin, rennin gibi gıda enzimleri GD ürünlerdir.
- Gen aktarım teknolojisi ile gıda, ilaç ve biyo-teknoloji endüstrisinde kullanılan maddelerin üretimi geleneksel işlemlere göre çok daha avantajlıdır. Çünkü yeni teknoloji ile arzu edilen bir ürün, fazla miktarda, çok daha ucuz, nakil ve depolama işlemleri daha uygun olarak üretilebilir.

*7- Çevresel faydaları
GDO’lu bitki üretiminin artması sonucu kimyasal gübre kullanımı çok azalmaktadır.
-Transgenik bitkilerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkileri uzun süredir tartışılmaktadır. Bir transgenetik bitkinin ticari üretimine ancak bilimsel çalışmalar tamamlandıktan ve bu bitkinin geleneksel eşdeğerinden daha fazla bir risk taşımadığına karar verildikten sonra izin verilmektedir.
-GDO’lu ürünlerin tamamı
1- Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA)
2- Amerikan Tarım Bakanlığı (USDA / APHIS)
3- Çevre Koruma Dairesi ( EPA ) tarafından çok kapsamlı bilimsel olarak incelenmektedir…
-13 AB üyesi ülkeden gelen 65 bilim insanının katılımıyla 3.5 yıl süren ve 11.5 milyon Euro harcanarak yürütülen ENTRANSFOOD Projesi, halen üretilip tüketilmekte olan genetiği değiştirilmiş ürünlerin, insan sağlığı açısından klasik yöntemlerle elde edilen ürünlerden daha tehlikeli olmadığını, ortaya koymuştur. (Kuiper ve ark. 2004)
- Halen biyo-teknolojik yöntemlerle üretilen transgenik ürünlerin; %99’u ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya ve Çin’de yetiştirilmektedir.
Ekim alanı 1996’da 1.7 milyon hektar , 2003’de 67.7 milyon hektara ulaşmıştır.
AB’deki sert tutum nedeniyle 2004’de İspanya ve Romanya’da 50 bin hektar olan ekim alanına Almanya da 50 bin hektar üretimle katılmıştır.
-ABD’de üretilen transgenik ürünler yine bu ülkede insan gıdası ve/veya hayvan yemi olarak tüketilmektedir.
- 1994-1997 yılları arasında mısır ve soya olarak tüketilmeye başlanan GDO’lar daha sonra kanola ve pamuk olarak piayasaya sürüldü.
-Avrupa pazarı  10-12 yıldır bu ürünlerle tanışık olup 23 ülkede izinli olarak GDO tarımı yapılıyor.
-Toplumlardaki bilgi eksikliğine örnek olarak; Avrupa Birliği ülkelerinde 2005 yılında yapılan “ Eurobarometer” çalışması sonuçları gösterilebilir. Anketi cevaplayanların %41’i geleneksel ürünün DNA içerdiğine, %54’ünün ise GDO’lu gıda yiyenlerde genlerinin değişebileceğine inanmaktadır.
-Bugün ne yazık ki ANTİ-GDO’cular  sağlık alanında güvenle kullandığımız yaşam kurtaran, ömrü uzatan birçok temel ilacın (örneğin; insulin, interferonlar, interleukinler, hibrit antibiyotikler, kök hücreler vb…)  GD ürün olduğu gerçeğini saklamakta çok başarılılar.


 Prof. Dr. Sayın Bayan’ın sözleri, savunusu böyle…
Hani şu zaman, zaman pek çoğumuzun; soylarını, soplarını sinemaya gönderdiğimiz 68 dönmelerinden kimileri, işte bu Sayın Bayan gibi bugün emperyalistlerin emir eri, küresel kapitalizmin en önde gelen sözcüsü…
Dün savunduğu değerlerle bugün arasındaki açı 180 derece… Ve geçmişinde savunduğu değerlerle bugün böyle çelişkili görüşler ileri sürdükçe  Sayın Bayan ve benzerleri; öyleyse neden döküldü bunca kan, neden verildi idam sehpalarında onca can, değil mi ki böylesine döneklik edecektiniz de ya da böylesine barışıktınız o değiştirmek için ülkeyi ayağa kaldırdığınız o beğenmediğiniz düzenle?...
Gerçi onlara bugün yine güvenilmez söylemleri ve eylemleri bağlamında…Çünkü onlar alışveriş yaparken çarşıda, pazarda; vahşi kapitalizmin egemenlerinin borazanlığını yaparken kamusal alanda ve doldururken ceplerine savunmanlıklarının bedelini Amerikan Doları bazında , özenle “organik ürünler”le doldururlar filelerini, pazar torbalarını… Hani bir söylem vardır geleneksel kültürümüzde; “Hocanın/imamın  dediğini yap, yaptığını yapma” diye… Bu prof. dr ünvanlı hocalarınsa; dediğini sakın  yapma, yaptığını yap sağlıklı yaşamak amacın ise, ekonomik gücünün yettiğince çarşıda, pazarda onları izle/gözle…
Selma ERDAL


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder