9 Aralık 2014 Salı

Yalnızlık....

İşte yeni bir gün...Yeni bir günde Güneş'le yeniden buluşmak, mutlu olmak...İnsanlarla kucaklaşmak, yalnızlıktan uzaklaşmak, yaşamın en güzel yanı değil midir?...Umalım ki yalnızlık kapımızı çalmasın...

Yalnızlık...Gerçi zaman zaman kim başını alıp gitmek, kendini dinlemek, kısaca yalnız kalmak istemez ki?...Bu süre ne kadardır?...Belki beş dakika, belki bir saat, belki bir gündür. Sonra?...Kuşkusuz ardından duygusal bir açlığa düşeriz. Beynimizdeki, benliğimizdeki yalnızlığın açlığı, midemizdki açlıktan bile daha çok yıpratır bizi...O an bir annenin, bir sevgilinin, bir arkadaşın, bir dostun yakınlığını özleriz. Yalnızlık duygusu o an bize ölümün soğukluğunu çağrıştırır. Ardından ruhumuzdaki dayanılmaz sancıları yenmek için belki bir dosta telefon ederiz, belki de ayaküstü bir merhaba demek için çalarız kapısını...


Yalnızlık...Ne denli sıkılsak da, ne denli alıp başımızı çekip gitmek istesek de; en dayanılmaz, en acı veren duygulardan biridir yalnızlık...Halk Türkülerimiz'de bu duygu ne de güzel dile getirilmiştir; "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" deyişiyle...Çünkü yalnızca bu üç oluşumun etkisiyle ortaya çıkan bir duygudur yalnızlık...

Ayrılırsınız; yalnızlık duygusuna kapılırsınız...

Yoksul düşersiniz; iyi gün dostlarınız sizi terkeder, yalnızlık duygusuna kapılırsınız...

Bir yakınınız ölür; yalnızlığı en derin hücrelerinizde duyarsınız...



Yalnızlık...İnsanları belki de en çok bunaltan, ruhunu daraltan bir duygudur yalnızlık...
Kim ister dostlarından ayrı; bir sözcüğe, bir gülücüğe özlem duyulacak bir yaşamı?...Ne denli varlıklı olsanız da, eğer bu varlıklarınızı paylaşacağınız aileniz, sevdikleriniz, dostlarınız yoksa, yalnızlık denen en acı, en yalın gerçekle yüzyüze kaldıysanız, yaşamdan nasıl tad alabilirsiniz?...
Yalnızlık...Dar gününüzde kapınızı çalacak bir dostunuz yoksa...İçinizi dökecek bir arkadaşınız, "Bir fındığın içini yar senden ayrı yiyemem" diyebileceğiniz bir sevgiliniz yoksa...Hastane köşelerine düştüğünüzde bir "Geçmiş olsun" diyecek yakınınız yoksa...Kısacası yalnızlık kapınızı çalmış, gelip beyninizin, ruhunuzun içine dalmışsa, bu yaşamın ne tadı kalır, insan bu Dünya'dan nasıl tad alır?...Oysa yaşam paylaşılınca güzeldir...



Mutluluğunuzu, sevincinizi, kederinizi, paranızı, pulunuzu, sağlıkla yenecek bir lokmanızı, başınızı koyduğunuz yastığınızı paylaşacağınız birileri varsa işte o zaman yaşam daha bir anlamlıdır. Üstelik ne demiş bizden öncekiler?..."Yalnızlık Tanrı'ya mahsustur"...Bizler onun kulları...Bize sunulan bu güzellikleri başkalarıyla paylaşmadıktan, yaşamın tadını anlamadıktan sonra bence günahların en büyüğünü, en bağışlanılmazını işlemiş oluruz. Hem de bir başkasının hakkına saldırmışçasına, parasını pulunu çalmışçasına, saçı bitmedik yetimin hakkını yemişçesine; en büyük günahı işlemiş oluruz.
Dostlarım, diyorum ki; yalnızlığınıza son verin...İnsanları sevin, onlarla yaşamın güzelliklerini paylaşın, arkadaşlarınızla gülüşün, konuşun, kolkola girip kırlarda gezin, Güneş'le sevişin, ama sakın yalnız kalmayın...Yalnızlığın karanlık dehlizlerine dalmayın...Ve şimdi oturduğunuz yerden kalkın, en yakınınızdaki bir dostunuzun kapısını çalın, onunla kucaklaşın, yanağına sevgi dolu bir öpücük kondurun, yalnızlığınızı korkusuzca dondurun...
Selma ERDAL; İstanbul/İsyanbul, 9 Aralık 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder