Anılardan bir demet; 25 Şubat 2011 günlü bir yazımdan
*Muharrir Ahmet Hakan Efendi…
Tıpkı Tekir TAŞKIN’ın tırmıkları ve de miyavlamaları gibi bir zamanlar da
“Yetişin dostlar takımsız kaldım” diye
feryad eden Muharrir Ahmet Hakan Efendi
de günlerdir “bir gece ansızın gelebilirim” diyen bir aşıkını beklercesine,
kapısının çalınacağı beklentisi içinde, SİLİVRİ’ye götürülebilmesine gerekçe
oluşturabilecek eylemlerinin sıralamasını yapıyordu geçen hafta başında yazdığı
bir yazısında…Ki “takımsız kaldım” diye feryad ettiği günlerden kalma bir
yalnızlık, bir içsel boşluk, bir payesizlik, bir itibarsızlık algısı içinde
olsa gerek “bir takıma ortak olamadım, bari SİLİVRİ takımına alsalar da
boşlukta kalmasam” dercesine bir çaba içindeyken…Geçtiğimiz hafta içinde bir
gece çalmışlar Muharrir Ahmet Hakan Efendi’nin kapısını; “aranıyorsunuz”
diyerek…
Ve o da polisler eşliğinde tutmuş karakolun yolunu…Öğrenmiş işin aslını ki
Cem UZAN’la ilgili yargılama sürecinin kapanan davasının sonucu uzanmamış,
yansımamış karakol kayıtlarına…İşte bu gecikmeli işlem nedeniyle; günlerdir yazılarında
yaşamayı düşlediği, kurguladığı senaryonun “uygulamalı olarak” bakmış tadına,
bir de çay eşliğinde yenen lezzetli poğaçaların… Ve böylece artık ermiştir
muradına…Sabaha karşı polis tarafından karakola çağrılmanın nasıl bir şey
olduğuna ilişkin duygu ve düşüncelerini de tatmin etmiştir bir bakıma…
Şu internet çağında Cem UZAN’la ilgili dava; uzayıp, gidecek de…Yanlışlıkla
Muharrir Efendi sabaha karşı karakolda misafir edilecek de; olacak iş mi bu
?...Kanımca bir muziplik vardır bu durumda…Demişlerdir ki yetkililer,
görevliler; “Bu kadar dile getiriyorsun madem ki sabahın alacasında SİLİVRİ’ye
yolculuk için kapının çalınacağı konusunu; yaşatalım da şöyle sana ufacık bir
korkusunu bak bakalım nasıl oluyormuş?”… Olur mu, olur...Sanırım anlamıştır; kimseye
ucuz kahramanlık yaptırılmıyor…Zaten o da yazmış 25 Şubat günlü yazısında;
poğaçaların tazeliğini ve polisin nezaketini…
Şu muharrir taifesi; siyasi barometreye göre “ki demokratik hoşgörü ve
horgörü bağlamında” bir bakarsınız
yakınırken, bir bakmışsınız yakınlaşırlar hükümetsel söylem, eylem, uygulama ve
işlemlere ya da genel anlamda hükümetlerin politikalarına yanmaktansa,
yalakalık yapmak anlamında…Değişiverir tutum ve davranışları; kuyruğu kaptırma
korkusuna… Ki son dönemlerde “polis devleti” üzerinden eleştiriler düzen
Muharrir Efendi, kuşkusuz bundan sonra övgüler düzecektir Polis Teşkikatı’na ve
10 Nisan’da en ön sırada yer alacaktır Teşkikatın kuruluş yıldönümü
kutlamalarında…
Ama yine de sabaha karşı kapısını sütçünün dışında birilerinin çalabileceği
”ki sayesinde bu eski moda söylem yine gündeme gelmiş oldu” endişesi içinde saklı kalarak ve de kimselere çaktırmamaya özen göstererek,
kahramanlık arayışlarını da sürdürebilir; demokratik kişilik özelliklerini
sergileyebilmek amacıyla…
“Bu arada Çetin ALTAN’ın da kulaklarını çınlatalım; 4 günlüğüne gözaltına
alınmasının öyküsünün BÜYÜK GÖZALTI kitabına dönüştüğünü anımsayarak…”
Muharrir Ahmet Hakan Efendinin sabaha karşı karakola götürülmesi konusu;
sıradan pek çok yurttaşımızın başına gelmekte haksız ya da haklı nedenlerle…Ama
kimseler onları umursamamakta…Sıradan yurttaş yalnız, kendi başına, tek
başına…ADALET hanımefendi de onu çok zor kollamakta, korumakta…Ama Hakan Efendi
için DSP İstanbul Milletvekili Süleyman YAĞIZ; hemen almış kalemi eline, sunmuş
sorularını TBMM Başkanlığı aracılığıyla Başbakan Recep Tayyip’e…Bakın neleri
yanıtlamasını istemiş RTE’den DSP’li Süleyman YAĞIZ ?...
Ve bu arada, bir soru da ben sormak istiyorum ama Başbakan’a değil, MİLLET
sana;
-Ey Millet; başın sıkıştığında senin için de böyle sorular soracak bir
vekilin var mı ?... Bunun da yanıtını sen ver bana !...
Fri, February 25, 2011 1:49:46 PM
HÜRRİYET YAZARI AHMET HAKAN İLE
İLGİLİ SORULAR
From:
|
SÜLEYMAN
YAĞIZ <suleyman.yagiz@tbmm.gov.tr>
View
Contact
|
|
To:
|
Undisclosed-Recipient@yahoo.com
|
|
HÜRRİYET YAZARI AHMET HAKAN'LA
İLGİLİ SORULAR.doc (56KB)
|
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla.
25 Şubat 2011
Süleyman Yağız
DSP İstanbul Milletvekili
1- Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan’ın CNN TÜRK’ teki Tarafsız Bölge programını gerçekleştirdiği gecenin ardından
sabaha karşı saat 05.00 sıralarında kaldığı otelden, -hakkında yakalama emri
bulunduğu iddiasıyla- polisler tarafından alınarak Emniyet’e götürülmesi, dilinizden düşürmediğiniz “ileri demokrasi”ye yakışık bir
durum mudur?
2- Ahmet Hakan’ın yakalama emrine gerekçe gösterilen
davadan beraat etmesine karşın böyle bir uygulamaya muhatap edilmesinin
sorumluları hakkında herhangi bir işlem yapılacak mıdır?
3- En yeni örnek olarak başta Ahmet Hakan olmak üzere
bu tür uygulamalara muhatap olanlardan, ilgili makam sahibi yetkililer veya
birimler tarafından özür dilenecek midir?
4- Bu tür uygulamalar aynı zamanda söz konusu kişiye
“eziyet” değil midir? Ve bu durum, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde yer alan, “Kimseye
işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya
veya muameleye tâbi tutulamaz” ilkesine aykırı değil midir?
5- Adı belli, sanı belli, yazdığı konuştuğu yeri
belli, yediği içtiği yeri belli tanınmış bir yazara yapılan bu uygulamanın,
“gözdağı” niteliğinde bir uyarı olduğu iddiasını nasıl karşılıyorsunuz?
6- Kaçma ve delil karartma ihtimalinin bulunmadığı
kesin olarak bilinen veya tahmin edilen durumlarda sabahın 5’i gibi çok erken
saatlerde gözaltına alma uygulamalarından ne zaman vazgeçilecektir? Yoksa, bu
tür uygulamalara, özellikle iktidar muhaliflerini baskı altında tutma, sindirme
ve susturma adına devam mı edilecektir?
7- “Polis devleti” görüntüsü veren bu tür keyfi
uygulamaların görüldüğü, başka bir “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti”
var mıdır?
Ve işte burada da yıllar önce yazıya düşen Muharrir Ahmet Hakan Efendi adlı
makalemiz… Bilinmelidir ki kendilerine ilişkin duygularımız tertemiz…
AHMET HAKAN EFENDİ Amanın Dostlar takımsız
Kaldım konulu yazım araya alınacak
(Selma Erdal - 30.08.2007)
|
|
"Eş
Durumundan" Aydın
Ne demiş
bizden öncekiler?...İki atı yanyana bağlama, ya huyundan ya suyundan...
Başka ne demişler ?... Üzüm üzüme baka baka
kararır...
Daha başka ne demişler ?... Bana arkadaşını
söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...
Ahmet HAKAN’ı, HÜRRİYET’de yazmaya başladığından
beri arasıra okurum, "iskele-sancak" programında, Cem
KARACA’nın soldan sağa dönmesine övgüler düzdüğü günden beri
arasıra da televizyonda izlerim...
Onun son yıllarda vermekte olduğu sınıf
değiştirme savaşımını da kimileri gibi sövgüye değil, "övgüye"
değer bulmaktayım (Olabilir; bazıları aydınlanmanın ayırdına gecikmeli olarak
varabilir, sonuçta algılama sorunsalıyla ilgili)... Özellikle de son
girişimin ayakta alkışlıyorum...Hangisini mi?... Elbetteki Pelin BATU ile
olan arkadaşlığını...
Sonunda işin kolayını buldu; o da "eş
durumundan" titr-mevki-makam-mertebe kazanan kadınlar gibi,
"eş/aşk/arkadaşlık durumundan" sınıf değiştirmenin, "imam
hatipli" damgasından kurtulmanın kolay yolunu buldu... Entellektüel bir
ailenin kanatları, koruması altına girmek; yılların diplomatı Sayın İnal
BATU’dan "Batılılaşma" dersleri ve de yurtdışından eğitimli,
üstelik de sanatçı ünvanlı kızından " entellketüle/aydın olma" özel
dersleri alabilme olanağına erişmek; az-buz bir başarı değil...
Bundan böyle Ahmet HAKAN; Hıncal ULUÇ ve
entel-dantel yazarlarca taşlanmak şöyle dursun, ayakta alkışlanmalı...
Arık Nişantaşı kafelerine gitmek de ne ki?...BATU
ailesinin olanaklarıyla artık o bir VİP... İslam camiası etmese de tasvip; o
artık tescilli bir entellektüel, BATU Ailesi’nden onaylı bir aydın...
Hodri meydan...Var mı Ahmet’e yan bakan?...
Hıncal’ın ECEsi varsa...Haşmet’in AYŞEsi varsa... İşte Ahmet’in de PELİNi
var...Üstelik PELİN; Ece’den de, Ayşe’den de güzel bir yar...
Neler demiştim söze girerken ?...
İki atı yanyana bağlama; ya huyundan, ya
suyundan...
Üzüm üzüme baka baka kararır...
Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu
söyleyeyim...
Son günlerde Ahmet HAKAN’ın giderek
"aydınlanan ???" yazılarının; Pelin’in aydınlık yüzünün
yansıması olduğu ( ki öncelikle tensel, sonra da tinsel/düşünsel
anlamda ), bu durumda açığa çıkmış oldu...
Adam kendisinin kabuk değiştirdiğini ( ki bu
konuda da sümüklüböcekle ilgili bir atasözümüz vardır ya neyse )
HÜRRİYET Gazetesi’nden de ötede bir HÜRRİYET / ÖZGÜRLÜK / DEMOKRASİ /
AYDINLIK tutkunu olduğunu kanıtlamaya, kendini anlatmaya çalıştıkça, kimseler
HAKAN’a aldırış etmedi, tersine HAKAN’la dalgasını geçti...
Ya bu koşullarda ne olacak şimdi ?...
Şimdi koşullar değişti...
Var mı HAKAN’ı görmezden gelebilecek bir baba ya
da ana-yiğit ?... BATU Ailesi yanındayken; geçmişe bir sünger, pardon bir
asma kilit...
Çetin ALTAN; TİP’den kaybedip de, yaşlılığında
olmadı mı LİBOŞ ?...
Ahmet HAKAN da aydınlığı seçmiş (miş); ah ne
kadar hoş !...
Bundan böyle Hıncal, Haşmet ne yazsa da boş...
Ve sen Ahmet HAKAN; Pelin’in aşkıyla coş, entel
barlarda devir kadehleri, keyfince ol sarhoş...
Ne de olsa artık; "eş durumundan"
aydınlığın tescilli...
*Neden Ahmet HAKAN ?...O yalnızca bir örnek;
olduğundan başka görünmek çabasında olanlara...
Kıssadan hisse;
Ne yazsa da HAKAN, inanmıyor kimse...
Öyle " değiştim" demekle
olmuyor...
Geçmişte yaşananlar, bugüne güven vermiyor...
İster HAKAN ol, ister ERDOĞAN, isterse GÜL...
Sözlerinle bırakmasan da mangalda kül...
Değil mi ki düşüncelerinin üstünde var kara bir
tül...
Endişeler, kuşkular hiç dağılmıyor...
|
|






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder