20 Aralık 2014 Cumartesi

Kalemime Takılan Ünlülerden; AHMET HAKAN

Anılardan bir demet; 25 Şubat 2011 günlü bir yazımdan

*Muharrir Ahmet Hakan Efendi…
 Ziverbey Köşkü’nde işkence gördükten sonra, Faik TÜRÜN nezdinde askere küfrederken, 12 Eylül sonrasında askerin yönetime el koymasına şükredip, Cumhuriyet’deki  PENCERE’sinden asker çocuğu olduğunun onurunu paylaşanları okuduğumuz gibi; bugünlerde de aynı gazetenin, aynı yerinde Tekir TAŞKIN tırmalıyor “beni de alın askere” ya da daha açık bir deyişle Silivri’ye…Ama ne yazık ki  RTE’ye yaranmak bağlamında sanaldan silinen ve sindirilen HÜRRİYET’in rahmetli ONPUNTO özgür alanındaki yazılarımızdan aşırarak/esinlenerek döşendiği HÜRRİYET’deki köşesindeki yazılarının ardından, bugünlerde CUMHURİYET’de incir kabuğunu doldurmamakla birlikte, yine sanaldaki yazılarımızdan tırtıklamayı da sürdürerek kahramanlık menkibeleri düzer gibi “düzen, beni üzüyor, eziyor, dilimi çözüyor, doğuma gidecek gebeler gibi bavulum hazır, hayranlarımın bile sabrı taştı, artık herkes  beni  almanızı bekliyor” içerikli  Tekir TAŞKIN’ın miyavlamaları, aslan kükremesinin ulaştığı desibel kadar etmediğinden olsa gerek ne yazık ki ona kolayından kahramanlık payesi bahşetmiyorlar… 

Tıpkı Tekir TAŞKIN’ın tırmıkları ve de miyavlamaları gibi bir zamanlar da “Yetişin dostlar takımsız kaldım”  diye feryad eden  Muharrir Ahmet Hakan Efendi de günlerdir “bir gece ansızın gelebilirim” diyen bir aşıkını beklercesine, kapısının çalınacağı beklentisi içinde, SİLİVRİ’ye götürülebilmesine gerekçe oluşturabilecek eylemlerinin sıralamasını yapıyordu geçen hafta başında yazdığı bir yazısında…Ki “takımsız kaldım” diye feryad ettiği günlerden kalma bir yalnızlık, bir içsel boşluk, bir payesizlik, bir itibarsızlık algısı içinde olsa gerek “bir takıma ortak olamadım, bari SİLİVRİ takımına alsalar da boşlukta kalmasam” dercesine bir çaba içindeyken…Geçtiğimiz hafta içinde bir gece çalmışlar Muharrir Ahmet Hakan Efendi’nin kapısını; “aranıyorsunuz” diyerek…


Ve o da polisler eşliğinde tutmuş karakolun yolunu…Öğrenmiş işin aslını ki Cem UZAN’la ilgili yargılama sürecinin kapanan davasının sonucu uzanmamış, yansımamış karakol kayıtlarına…İşte bu gecikmeli işlem nedeniyle; günlerdir yazılarında yaşamayı düşlediği, kurguladığı senaryonun “uygulamalı olarak” bakmış tadına, bir de çay eşliğinde yenen lezzetli poğaçaların… Ve böylece artık ermiştir muradına…Sabaha karşı polis tarafından karakola çağrılmanın nasıl bir şey olduğuna ilişkin duygu ve düşüncelerini de tatmin etmiştir bir bakıma…

Şu internet çağında Cem UZAN’la ilgili dava; uzayıp, gidecek de…Yanlışlıkla Muharrir Efendi sabaha karşı karakolda misafir edilecek de; olacak iş mi bu ?...Kanımca bir muziplik vardır bu durumda…Demişlerdir ki yetkililer, görevliler; “Bu kadar dile getiriyorsun madem ki sabahın alacasında SİLİVRİ’ye yolculuk için kapının çalınacağı konusunu; yaşatalım da şöyle sana ufacık bir korkusunu bak bakalım nasıl oluyormuş?”… Olur mu, olur...Sanırım anlamıştır; kimseye ucuz kahramanlık yaptırılmıyor…Zaten o da yazmış 25 Şubat günlü yazısında; poğaçaların tazeliğini ve polisin nezaketini…

Şu muharrir taifesi; siyasi barometreye göre “ki demokratik hoşgörü ve horgörü  bağlamında” bir bakarsınız yakınırken, bir bakmışsınız yakınlaşırlar hükümetsel söylem, eylem, uygulama ve işlemlere ya da genel anlamda hükümetlerin politikalarına yanmaktansa, yalakalık yapmak anlamında…Değişiverir tutum ve davranışları; kuyruğu kaptırma korkusuna… Ki son dönemlerde “polis devleti” üzerinden eleştiriler düzen Muharrir Efendi, kuşkusuz bundan sonra övgüler düzecektir Polis Teşkikatı’na ve 10 Nisan’da en ön sırada yer alacaktır Teşkikatın kuruluş yıldönümü kutlamalarında…
Ama yine de sabaha karşı kapısını sütçünün dışında birilerinin çalabileceği ”ki sayesinde bu eski moda söylem yine gündeme gelmiş oldu”  endişesi içinde saklı kalarak  ve de kimselere çaktırmamaya özen göstererek, kahramanlık arayışlarını da sürdürebilir; demokratik kişilik özelliklerini sergileyebilmek amacıyla…
“Bu arada Çetin ALTAN’ın da kulaklarını çınlatalım; 4 günlüğüne gözaltına alınmasının öyküsünün BÜYÜK GÖZALTI kitabına dönüştüğünü anımsayarak…”

Muharrir Ahmet Hakan Efendinin sabaha karşı karakola götürülmesi konusu; sıradan pek çok yurttaşımızın başına gelmekte haksız ya da haklı nedenlerle…Ama kimseler onları umursamamakta…Sıradan yurttaş yalnız, kendi başına, tek başına…ADALET hanımefendi de onu çok zor kollamakta, korumakta…Ama Hakan Efendi için DSP İstanbul Milletvekili Süleyman YAĞIZ; hemen almış kalemi eline, sunmuş sorularını TBMM Başkanlığı aracılığıyla Başbakan Recep Tayyip’e…Bakın neleri yanıtlamasını istemiş RTE’den DSP’li Süleyman YAĞIZ ?...
Ve bu arada, bir soru da ben sormak istiyorum ama Başbakan’a değil, MİLLET sana;
-Ey Millet; başın sıkıştığında senin için de böyle sorular soracak bir vekilin var mı ?... Bunun da yanıtını sen ver bana !...


Fri, February 25, 2011 1:49:46 PM
HÜRRİYET YAZARI AHMET HAKAN İLE İLGİLİ SORULAR
From:
SÜLEYMAN YAĞIZ <suleyman.yagiz@tbmm.gov.tr>
View Contact
To:
Undisclosed-Recipient@yahoo.com





HÜRRİYET YAZARI AHMET HAKAN'LA İLGİLİ SORULAR.doc (56KB)






TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla.                                                                                     25 Şubat 2011

Süleyman Yağız
DSP İstanbul Milletvekili

1-     Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan’ın CNN TÜRK’ teki Tarafsız Bölge programını gerçekleştirdiği gecenin ardından sabaha karşı saat 05.00 sıralarında kaldığı otelden, -hakkında yakalama emri bulunduğu iddiasıyla- polisler tarafından alınarak Emniyet’e götürülmesi, dilinizden düşürmediğiniz “ileri demokrasi”ye yakışık bir durum mudur?

2-     Ahmet Hakan’ın yakalama emrine gerekçe gösterilen davadan beraat etmesine karşın böyle bir uygulamaya muhatap edilmesinin sorumluları hakkında herhangi bir işlem yapılacak mıdır?

3-     En yeni örnek olarak başta Ahmet Hakan olmak üzere bu tür uygulamalara muhatap olanlardan, ilgili makam sahibi yetkililer veya birimler tarafından özür dilenecek midir?

4-     Bu tür uygulamalar aynı zamanda söz konusu kişiye “eziyet” değil midir? Ve bu durum, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde yer alan, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” ilkesine aykırı değil midir?

5-     Adı belli,  sanı belli, yazdığı konuştuğu yeri belli, yediği içtiği yeri belli tanınmış bir yazara yapılan bu uygulamanın, “gözdağı” niteliğinde bir uyarı olduğu iddiasını nasıl karşılıyorsunuz?

6-     Kaçma ve delil karartma ihtimalinin bulunmadığı kesin olarak bilinen veya tahmin edilen durumlarda sabahın 5’i gibi çok erken saatlerde gözaltına alma uygulamalarından ne zaman vazgeçilecektir? Yoksa, bu tür uygulamalara, özellikle iktidar muhaliflerini baskı altında tutma, sindirme ve susturma adına devam mı edilecektir?

7-     “Polis devleti” görüntüsü veren bu tür keyfi uygulamaların görüldüğü, başka bir “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” var mıdır?


 









Ve işte burada da yıllar önce yazıya düşen Muharrir Ahmet Hakan Efendi adlı makalemiz… Bilinmelidir ki kendilerine ilişkin duygularımız tertemiz…




AHMET HAKAN EFENDİ  Amanın Dostlar takımsız Kaldım konulu yazım araya alınacak








(Selma Erdal - 30.08.2007)

"Eş Durumundan" Aydın
Ne demiş bizden öncekiler?...İki atı yanyana bağlama, ya huyundan ya suyundan...

Başka ne demişler ?... Üzüm üzüme baka baka kararır...

Daha başka ne demişler ?... Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...

Ahmet HAKAN’ı, HÜRRİYET’de yazmaya başladığından beri arasıra okurum,  "iskele-sancak" programında, Cem  KARACA’nın soldan sağa dönmesine övgüler düzdüğü günden beri  arasıra da televizyonda  izlerim...

Onun son yıllarda vermekte olduğu sınıf değiştirme savaşımını da kimileri gibi sövgüye değil, "övgüye" değer bulmaktayım (Olabilir; bazıları aydınlanmanın ayırdına gecikmeli olarak varabilir, sonuçta algılama sorunsalıyla ilgili)... Özellikle de son girişimin ayakta alkışlıyorum...Hangisini mi?... Elbetteki Pelin BATU ile olan arkadaşlığını...

Sonunda işin kolayını buldu; o da "eş durumundan" titr-mevki-makam-mertebe kazanan kadınlar gibi, "eş/aşk/arkadaşlık durumundan" sınıf değiştirmenin, "imam hatipli" damgasından kurtulmanın kolay yolunu buldu... Entellektüel bir ailenin kanatları, koruması altına girmek; yılların diplomatı Sayın İnal BATU’dan "Batılılaşma" dersleri ve de yurtdışından eğitimli, üstelik de sanatçı ünvanlı kızından " entellketüle/aydın olma" özel dersleri alabilme olanağına erişmek; az-buz bir başarı değil...

Bundan böyle Ahmet HAKAN; Hıncal ULUÇ  ve entel-dantel yazarlarca taşlanmak şöyle dursun, ayakta alkışlanmalı...

Arık Nişantaşı kafelerine gitmek de ne ki?...BATU ailesinin olanaklarıyla artık o bir VİP... İslam camiası etmese de tasvip; o artık tescilli bir entellektüel, BATU Ailesi’nden onaylı bir aydın...

Hodri meydan...Var mı Ahmet’e yan bakan?... Hıncal’ın ECEsi varsa...Haşmet’in AYŞEsi varsa... İşte Ahmet’in de PELİNi var...Üstelik PELİN; Ece’den de, Ayşe’den de güzel bir yar...

Neler demiştim söze girerken ?... 

İki atı yanyana bağlama; ya huyundan, ya suyundan...

Üzüm üzüme baka baka kararır...

Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...

Son günlerde Ahmet HAKAN’ın giderek "aydınlanan ???" yazılarının; Pelin’in aydınlık yüzünün yansıması  olduğu ( ki öncelikle tensel, sonra da tinsel/düşünsel anlamda ), bu durumda açığa çıkmış oldu...

Adam kendisinin kabuk değiştirdiğini ( ki bu konuda da sümüklüböcekle ilgili bir atasözümüz vardır ya neyse )  HÜRRİYET Gazetesi’nden de ötede bir HÜRRİYET / ÖZGÜRLÜK / DEMOKRASİ / AYDINLIK tutkunu olduğunu kanıtlamaya, kendini anlatmaya çalıştıkça, kimseler HAKAN’a aldırış etmedi, tersine HAKAN’la dalgasını geçti...

Ya bu koşullarda ne olacak şimdi ?...

Şimdi koşullar değişti...

Var mı HAKAN’ı görmezden gelebilecek bir baba ya da ana-yiğit ?... BATU Ailesi yanındayken; geçmişe bir sünger, pardon bir asma kilit...

Çetin ALTAN; TİP’den kaybedip de, yaşlılığında olmadı mı LİBOŞ ?...

Ahmet HAKAN da aydınlığı seçmiş (miş); ah ne kadar hoş !...

Bundan böyle Hıncal, Haşmet ne yazsa da boş...

Ve sen Ahmet HAKAN; Pelin’in aşkıyla coş, entel barlarda devir kadehleri, keyfince ol sarhoş...

Ne de olsa artık; "eş durumundan" aydınlığın tescilli...

*Neden Ahmet HAKAN ?...O yalnızca bir örnek; olduğundan başka görünmek çabasında olanlara...

Kıssadan hisse;

Ne yazsa da HAKAN, inanmıyor kimse...

Öyle " değiştim"  demekle olmuyor...

Geçmişte yaşananlar, bugüne güven vermiyor...

İster HAKAN ol, ister ERDOĞAN, isterse GÜL...

Sözlerinle bırakmasan da mangalda kül...

Değil mi ki düşüncelerinin üstünde var kara bir tül...

Endişeler, kuşkular hiç dağılmıyor...




















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder