Ve ben de oturup yazmıştım bir yazı 16 Mayıs 2008 gününde; "Umre'ye Gitmek ya da Tribünlere Oynamak" başlığıyla...İşte yine bir arkeolojik kazım...Ve işte o yazım...Ben de anlamadım; neden sataşır bugün AKP'ye yandaşlık yapanlara?... İlk yandaşın kendisi olduğunu unutmuşçasına...
Ama kim bilir; belki de almadılar onu kaale diyedir bu öfke; herkese atmakta taştan köfte...
*Umre'ye Gitmek ya da Tribünlere Oynamak
Atilla TAŞ Umre'ye gitmiş, henüz nuru, piri üzerinde bu sabah Star'da Petek'e
konuk oldu... Bu kutsal yolculuğunu belgelemek için de tavaf sırasında çekimler
yapmış cep telefonuyla; üstelik Saudi Arabia'ca yasaklanmış olmasına
karşın...
TAŞ böyledir işte; deler yasakları, açıklar sırları...David'in
sihrini/sırrını/gizemini de açıklamamış mıydı Reha MUHTAR'a ?...
Sorunsalım elbetteki TAŞ'ın bu becerileri, yasaklara karşın gizlice "kutsal
topraklar"da bulunduğunu dosta, düşmana belgelemek için cep telefonuyla çekim
yapabilmiş olması değil ya da onun Umre gezisi değil ( ki kuşkusuz bireyin
özgür istencine kalmıştır Müslümanlar için "kutsal" sayılan topraklara gitmek ya
da gitmemek ), bence önemli ya da eleştirel olan; dini /dindarlığını
pazarlaması...
Bir başka deyişle onun dindarlığı değil de dinciliği, din
bezirganlığı, din tüccarlığı ( Anımsanacağı gibi CEYLAN da Ramazan ayı
süresince" en yeni gelinimiz" SEDA'nın programında Umre yolculuğunu
pazarlamıştı )...
AKP ülke yönetimine egemen olduğundan, beri yalnızca siyasetçilerde değil, sanatçı taifesinde ve hatta bilim adamı
bildiklerimizin arasında da yayıldı bu tür tutum ve davranışlar ve de manken
kızlarımızı neredeyse anadan üryan podyumlara salan modacılarımızın arasında...
Her birinin dilinde övgüler, elinde emekler ( Bilimsel makaleler, oldu
ilimsel... Transparan modacıların çizgileri, şimdi tesettür için... Aşk yapmak
üzerine söylenen şarkılar, Allah aşkını içeren ilahilere dönüştü "ki Atilla TAŞ
İlahi albümü yapacakmış da"...), sonrasında da başta AKP'li seçkinler olmak
üzere, onları destekleyen zevatdan gelsin yemekler ( diğer bir söyleyişle onlara
verilen hizmetlerden kazanılan paralar )...
Gerçi bu dinciler, din tücarları yalnızca kendi adları üzerinden din ticareti
yapmakla kalmıyorlar, bir başka görev daha yüklenmişler; kişileri etkilemek,
kafaya almak, saflarına katmak... TAŞ da Petek'in programına böyle bir görevi
üstlenerek gelmiş besbelli... Adını açıklamak konusunda, kendisinden izin
almadığı "ulu zat"la yaptığı konuşmada, Petek'den de sözedilmiş. "Ulu zat"
demişki Petek için; "Petek inançlı bir kız...O kızda birşeyler var, ilgilense o
çok başka bir yerlerde olur"...
Üstlenilen görev bu; kişileri etkileyerek, başka yerlere çekmek,
tarikatlara, türbana, tesettüre... Tek, tek çalışıyorlar... 1980 sonrasında,
I.TÖ'nün; "Bir zaman gelecek, bu ülkede 2.5 medya kalacak" sözlerini
doğrulandığı yetmezmişçesine, " tüm kaleleri fethetmek" için olsa gerek sıradan
bir kadıncağızın programına da el atıyorlar.
Çünkü düşünmek yerine; inanmak...
Çünkü düşünen insan değil, inanan insan olmak...
Çünkü düşünen birey değil, inanan kul olmak...
Dolayısıyla ILIMLI İSLAM CUMHURİYETİ'ne giden yol olmak...
Ülkemizde son durum böyle; gidişatımız bu cihette... Bizde böyle de Batı'da
çok mu başka?... "Medeniyetler Çatışması"nın kuramcısının ülkesinde de
tarikatçılar, falcılar, üfürükçüler, tarotçular cirit atıyor... II. Elizabeth
ülkemize konuk oluyor, Bursa'da huşu içinde Yeşil Camii'nde Kur'an dinliyor...
Yanında da Bayan GÜL... Verilen ileti açık: Sen de dine gel...
"Komplo Teorisi" gibi olacak ama; bu gidiş, belki uzun ve de ince bir yol...
Ama sonunda olmak var bir kul... Kime mi ?... Yaradan'a olsa; gerçek dindarlar
bulur teselli... Ama kime kul olunacağı besbelli... Beklediğim yeni bir Haçlı
Seferi ki III.Dünya Savaşı yerine ikame edilecek olan... İki büyün din arasında
çıkan... Elbetteki amaç; din adına vur-kaç... Çünkü amaç; kendi dininin
üstünlüğünü saydırmak...Saydırmak mı gerçekten de ?... Saydırmak değil, sömürü
ağını genişletmek, yaydırmak...
Sonuçta kim başarılı çıkar bu savaştan ?...
Kuşku duyulabilir mi hiç İNCİL'in kutsadığı acımasız kapitalizmin utkusundan
?...
Selma ERDAL; 16 Mayıs 20008



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder