12 Ocak 2015 Pazartesi

Hem Nalına; Hem Mıhına





*Ünleme:
Türkler sessiz olmaya, sessiz kalmaya koşullandırıldığı için…
Söz gümüşse; sükut altınmış ya…
Altın da çok değerli sayıldığından; yastık altlarına atılmış ya…
ÜNLEME diye azarlandıkça da Türk…
Sesli harfler kalmış boynu bükük…



*Kitapsız:
Kitapsız bir benlik; benzinsiz bir araç gibidir…
Benzinsiz bir araç nasıl ki trafiğe çıkamaz…
Donanımsız beyin de internette  gerçek bilgiye ulaşamaz…
Ancak gönlüne oyuncak arayışıyla ona, buna bulaşır…


*İkoncan:
VAR olmaktansa, VARLIKLI olmak sorunsalına takılıp kalınca bir tür insan;
Ona denir İKONCAN…
Olunca da İKONCAN; tüketim toplumunun piyasaya sürdüğü her türlü uyuşturucuyla yaşadığını sanırken, gerçekte ayakta uyuyacan...



*Sadri Alışık filmleri:
Hiç düşündünüz mü geçmiş yıllara göre; neden Sadri Alışık filmlerinin gösterilmediğini?...
Çünkü dudakta sigara (Redkit bile çoktan bıraktı)…
Elinde bardak; ya şarap dolu ya da rakı…
Ya sözleri?...
Ne varmış ki sözlerinde denirse;
Derim ki; Turist Ömer garibanı “Şişenin üzerine yemin eder” abi…
Ve ekler sözlerinin gerisini;
“Ne demiş James Bond ?...Şişede durduğu gibi durmaz”
Şişede durmayınca da, şişe de elinde durmaz…
RTÜK hazretleri hemencecik dumanlattırır havayı,
Rakı, şarap Sadri abimizin kafasını dumanlamadan önce…

Hey gidinin memleketi; hey !...
80’lerde kitaplardan korkuyla, kitaplar yakılır, kitaplar dumanlara karışırdı…
2000’li yıllara doğru çıktığımızdan beri yolculuğa; kafalardan önce, rakı, şarap şişeleri duman, duman…
Kitaplardan korkunuzu anladık da; arpa suyundan, üzüm suyundan korkulur mu be agam?...



* Yerleşke seceresi:
Üşenmesin kimsecikler; herkes şöyle bir döksün seceresini ortaya…
Ve belgelesin; şöyle bir geriye doğru en az 50 yıla ilişkin yerleşim yerini, yerleşkesinin yerini…
Ve de gerçekler çıksın ortaya;
Görelim bakalım en öncesinde kim sarılmış baltaya ?...
Bugün kentin “soylulaştırılması” girişimleri karşısında yeşil-kırmızı bayraklarıyla sokaklara çıkanların öğrenelim neresiymiş yerleşkelerinin yerleri, yurtları ve de soyları, sopları ?...
Şunun şurasında 30 yıl öncesinde; olsa da karşılarında zabıtanın yasakları, belediyenin copları…
Talan etmediler mi İstanbul’un, Bursa’nın; İzmir’in, Ankara’nın topraklarını?...
Henüz daha bir nesil öncesinde;
Yaşananlar nasıl da canlı; belleğimin güncesinde…
Anadolu’nun bağrından, tarım topraklarından kaçıp da OCCUPY durumunun ilk örneğini gerçekleştirmediler mi bugün kentlerle  ilgili kararlarda, en çok gürültü çıkaranlar ?...


*Feminist olmak:
Bir kadın, anne olduğunda; kızını düşünmüyorsa…
Kendi yanlışlarını, yanılgılarını; kızının da yinelemesine göz yumuyorsa…
Bana ne onun kızından…Bana ne gelecekte onun kızının;
Sömürülecek olmasından…Aşağılanacak olmasından…Yok sayılacak olmasından…Bana ne…
Toplum; değişiyorsa, dönüşüyorsa, evriliyorsa, devriliyorsa…
Ve yalnızca karanlığa geriliyorsa…
Ve kadın her geçen gün; kazanımlarından yitiriyorsa…
Kızlarını düşünmeyen annelerin bu yaşananlar karşısında da suskunluğu sürüyorsa;
Nasıl ki oğulları terör belası nedeniyle; ya dağlara kaçmışken, ya da dağdakinin kurşunlarıyla kanlar içinde toprağa düşmüşken suskun kaldığı gibi…
İşte o anneler kızlarının geleceğine karanlık bir yazgı biçilirken;  böyle tepkisiz, böyle suskun aldırışsız kaldıkça…
Üstelik de “kadına yakışan kariyer yalnızca anneliktir” kolaycılığıyla kandırılırken kızları… Suskun kalıp; onları uyarmadıkça, uyandırmadıkça...
Üstelik de bunları dindarlık adına yapıyorsa buyrukçular ve peşlerindeki kuyrukçular ve onların peşine takılıyorsa anneler; öyleyse bana ne onların kızlarından…
Onlar nasıl ki böylesine üşengeççesine, böylesine sorumluluktan kaçmacasına bir kolaycılıkla kendilerine dindarsa…Ben de yalnızca kendime feministim, bilginize sunarım sorumsuz analar…
Selma ERDAL; İstanbul, 12 Ocak 2015






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder