26 Ocak 2015 Pazartesi

ÖNCE EKMEK


Yirmili yaşlarımda Dünya Klasikleri'nden önce, Türk Klasikleri diye tanımlanabilecek kitapları okudum, Kemal Tahir'in "Devlet Ana"sı, Yaşar Kemal'in "İnce Memed"i ve ille de Orhan Kemal'in kitapları... Orhan Kemal de Yaşar Kemal gibi Adana ve yöresini anlatır, özellikle 1950'li yıllarda Adana ve yöresine yerleştirilmiş Boşnaklar'ın yaşamlarını... El Kızı, Önce Ekmek, Avare Yıllar onun bende iz bırakan, toplumumuzdan yazıya düşen gerçek yaşam öyküleridir.

Bugün böyle birdenbire kitap eleştirmenleri gibi, konumu kitaplara ayırmış değilim, ama günümüzün ekonomik koşulları  bana Orhan Kemal'in ÖNCE EKMEK kitabını anımsattı. Yaşanan bu zor koşulların nasıl aşılacağının belirsizliğiyle Orhan Kemal konuk oldu yazıma... Çünkü bu kitapta verilen ileti; önce ekmek, sonra inançlar/düşünceler üzerine... Ve bir bakıma Orhan Kemal bu kitabında, düşünürün birinin dile getirdiği gibi "Aç kalan insan inançlarını yer" düşüncesine göndermede bulunuyor gibi... İşte günümüzün ekonomik açmazlarında örümceğin ağına takılı bir sinek, böcek, minik kelebek gibi çırpınan insan da bugün artık önce ekmek derken, birer birer kutsal saydığı değerlerini de yitirmektedir. Örnekler mi ?... Öylesine çok ki ?...

Devletten maaşını aldığı gibi, döviz alım/satımıyla spekülatif kazançlar peşinde koşarken euro'yu, dolar'ı iyice azdırıp, YTL'yi ezdiren memur örnekleri mi istersiniz ?... Çalışma saatlerinde kamu kurumundaki görevini bir bakıma memur yuppie olarak algılayanlar mı istersiniz ?... Sınır ötesi harekat olursa; borsadaki karından ne kadar zarar edebileceğini söylerken, "bunun neresi yaşamı katsayılara endeskli memur ?" dedirtenler mi istersiniz ?... Bütün bunlar "önce ekmek" anlayışından, paraya tapma alışkanlığına ulaşmış ülkemiz insanından örneklerdir. Daha anlaşılır bir dille, geçmişte "Devlet hazinesi deniz, yemeyen domuz" derken, şimdi 8.00-17.00 saatlerinde borsacılıkla iştigal eyleyen kamu görevlilerine ilişkin örnekler... Şimdi gelelim bir başka meslek dalına, uğraş alanına... Ki bu meslek de SİGORTACILIK...



Sizlerde SİGORTA sözcüğünün çağrıştırdığı kavram nedir ?... Bende güvence, güven duyma... Ama günümüzde durum böyle midir ?... İflasın eşiğine gelmiş devletin sosyal güvenlik kuruluşlarını eleştirmek falan değil derdim. Derdim; özel sigorta şirketlerinin temsilciliklerinde çalışan gençlerin "amiyane deyişle" çevirdikleri fırıldaklar... Tam "güleriz, ağlanacak halimize" deyişine uygun koşullar... Bir sigorta şirketinin, yaşı henüz otuzu bulmayan  temsilcisi gencimiz kolay ve çok para kazanmanın yolunu nasıl bulmuş ?...

Yakışıklı sayılabilecek bu gencimiz, özel hastanelerde görev yapan hemşirelerle arkadaşlık kuruyormuş... Hemşirelerin yardımıyla ölümü yakın hastaların ailelerine ulaşıyormuş... Gidici hastaya yaşam sigortası yapılıyormuş... Hasta öldüğünde de tazminat belirli oranlarda aralarında bölüşülüyormuş... Elbetteki doktor raporları hastaneden sağlanıyormuş...

Bu senaryoyu sigortacı gencimiz ne derece gerçekleştirme olanağı bulabiliyor orası belirsiz, ama artık gençlerimizin ölümlerden, acılardan bile kendilerine kar payı çıkarabilecekleri, yeni tanrıları paraya ulaşabilmenin yollarını her türlü düzmece yöntemlerle elde etme aşamasına geldikleri... Bir başka deyişle toplum değer yargılarını hiçledikleri, inançlarını yitirdikleri bir ortamın tohumları atılmış, filizleri yeşermiş... Artık gençlerimiz gerçek bir Machiavelist gibi düşünmekte, başarıya giden her yolu mübah görmektedirler. Göbeğinden yedi düvele ekonomik anlamda bağımlı ülkemizde, geleceğinden kuşkulu genç insanlarımızın bu yanlışlıklarını eleştirmeye gelince... Hiç hakkımız olduğunu sanmıyorum...
Selma ERDAL




*Kendi yazıma; kendimce yorumlarım:

Kolaycılık insanlığın her döneminde var olmuştur; "biz 80 sonrasının gençleri" diyerek savunmaya geçmek doğru mudur ?...80 sonrasında ERDEM kavramı;tedavülden kalkmış mıdır ?...

Varsayalım dese ki bizlere 80'li yıllların gençleri şu sözleri; haksızsınız diyebilir miyiz onlara ?...
"Biz 80'li yılların gençleri olarak; tek bir Tanrı'ya inandırıldık, bütün dünyada... O Tanrı da PARA... Maddeciyiz, maneviyatçı değiliz; ama şühesiz, sizlerin eseriyiz..."

Elbette ki; Politikadan, dolayısıyla ülke sorunlarından uzak tutulunca 80 sonrasının çocukları;böyle ahlaksız yollara girmeleri normaldir. Çünkü onlara vatanı değil, kendilerini kurtarmaları öğretildi, öğütlendi.

Böyle ahlaksızlar; hakikaten önce ekmek, sonra allah diyorlar...Bir insanın ölümünden kazanılan para, nasıl geçiyor kursaklarından ?

Ve ne yazık ki yazımda örnek verdiğim olayları; araştırmak, soruşturmak, cezalandırmak, kınamak, ayıplamak yerine, sanki ödüllendiriyorlar. Ayrıca "gemisini kurtaran kaptan" sözleriyle bir tek alkışlanmadığı kalıyor bu kurnazların...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder