|
Bilindiği gibi toplum bilimlerin araştırma alanı, deney alanı, laboratuarı;
toplumdur, toplumda yaşanan olaylardır, toplumsal yaşamdır. Toplumsal yaşamdaki
olgular, oluşumlar, olaylar; bazan taraflı, bazan tarafsız bir değerlendirmeyle
teknolojinin yardımı, televizyonun aracılığıyla evlerimize taşınır. Günümüzde televizyonun ( ki genel olarak media'nın); toplumsal yaşamın biçimlenmesinde oldukça etkili olduğu, "yükselen değerler" bağlamında toplumu biçimlendirme/yönlendirme/etkileme işlevi gördüğü bir gerçektir. Televizyonun bu işlevinin ayırdına varan egemen güçler, MEDIA işletmeciliğine de girerek toplumsal yapıyı kendi amaçları doğrultusunda değiştirmede araç olarak kullanmayı iyice öğrenmişlerdir. Televizyon aracılığıyla, topluma tek yönlü iletilerin gönderilmesi sonucu yaşanan değişimi izlemeye alışım yaklaşık 10 yıllık bir süreci içermektedir. Televizyon aracılığıyla toplumsal yapımızın nasıl değiştirildiği, son incelemede nasıl kirletildiğinin anlatımı ve algısı için işte 28 Kasım 1999 günü yazdığım MEDYA PAPAZI başlıklı yazım...Bizleri "sarı kurdele"li yakınmalara götüren televiyonculuk anlayışı... *Sarı kurdele eylemini anımsamak için okuyunuz: SARI KURDELEM SARI...DAĞLARA SALDIM YARI.... http://selmaelma.blogcu.com/sari-kurdelem-sari-daglara-saldim-yari/739761 İşte MEDYA PAPAZI... Cumartesi geceleri, Pazarlar'ın tembel uykularına gebedir, bir başka deyişle geç yatıp, geç kalkma özgürlüklerimiz vardır zamanın bu dilimlerinde...Pazarlar hıristiyanların kutsal günleri ya, bizlerinse kurtarılmış günleri; dilediğimizce tembel, dilediğimizce zamandan kaygısız...Böyle düşündüğümüzde de, dar gelirlilerin tek eğlencesi-dinlencesi-söylencesi televizyonun karşısındaki yerlerimizi alıyoruz Cumartesi geceleri, Pazar sabahlarına değin... Şimdi; eğlencesi, dinlencesi tamam da söylencesi ne ola ki şu televizyonun denecek olursa, ben de sorarım o zaman siz hiç söylenmiyor musunuz tv yansılarından, uzman kimliğine bürünüp, töremiz, harsımız, geleneğimiz ( gerçekteyse bütün bunlar bizim bilgisizliğimiz, şarlatanlığımız, arsızlığımız demeleri gerekirken) diyenlere?...Doğrusu ben en çok söylenenlerden birisiyim, RTÜK'çüler bile yanımda ölü bir kütük sayılırlar... Gün 27 Kasım 1999, yansıda TGRT'nin Savaş AY'ı...Sihirbaz babadan doğma, şarkıcı anadan olma Savaş AY'ın; toplumsal değer yargılarımızı tartışması / irdelemesi, en dingin anlarımda bile damarlarımda hızla dolaşan kanımın kilometre saatindeki yükselişle Ölüm Meleği'ne trafik canavarı olarak değil ama beyin kanaması biçiminde bir çağrı çıkarabilir nitelikde olsa da, yine de izlemek istiyorum. Çünkü DGM savcı ve yargıçlarının bile ilgi alanına giren Sibel CAN; bazı şeyleri Savaş Abisi'ne anlatacakmış 27 Kasım Cumartesi gecesi... Son birkaç haftadır; "Bazı şeyler yalnız Savaş Abi'ye anlatılır" söylemi çıktığından beri, Cumartesiler'i Savaş Ay'la tansiyonumu yükseltiyorum. Biryerlerde, bir zamanlar adamlar ya da kadınlar sorumsuzca yaşıyorlar, gündeme oturuyorlar/oturtuluyorlar, eleştiriler, saldırılar, adı silindi, söndü, bitti derken, birden Savaş Ay'ın açıklamaları, aklamaları, paklamaları...Kısacası adam başımıza MEDYA PAPAZI kesildi...Her türlü çarpık ilişkiler, çelişkili yaşamlar, yasadışı tutum ve davranışlar, sonra gelsin MEDYA PAPAZI'na günah çıkarma girişimleri; "Ben bu kızı, çocukluğundan bilirim, arkasındayım" ya da "Ben bu adamı iyi tanırım, delikanlıdır" açıklamaları... ÖZAL'la başlayan "yükselen değerler" doğrultusunda her türlü görgüsüzlüğün, kuralsızlığın, toplumsal yozlaşmanın, bozulmanın o beylik deyişle TARİHİNİN YAZILDIĞI özel televizyon kanallarımızın sonunda bir de MEDYA PAPAZI oldu. Onun varlığıyla bazı şeyler yalnız Savaş Abi'ye anlatıldı; Özcan Deniz'i babasıyla barıştırdık, o şimdi hayırlı evlat...Sibel Can'ı akladık; o şimdi örnek Türk kadını... Soruları duyar gibiyim; "Bütün bunlar senin neden ilgini çekiyor ?" İşte yanıtım: Serde çevrecilik var ya, doğal ve kültürel çevremize yapılan her türlü saldırıya, saldırmadan duramam...Toplumumuz böylesi saldırılarla kirletildiğinde, özel televizyon yansıları karşısında savunmasız, korunmasız yurttaşlarımıza; "Türk'ün töresi, harsı böyledir" denilerek, şarkıcının, mankenin, futbolcunun, mafya babasının yaşam biçimleri, Türk'ün toplumsal yapısı olarak dayatılmaya çalışıldığında, ilgisiz kalamam, suskun kalamam...Umarım büyük çoğunluk da suskun kalamaz, kalmaz, kalmamalı... İşte 28 Kasım 1999'dan, bugünlere geldiğimizde; MEDYA PAPAZLIĞI ile başlayan ve de sinsi sinsi yaklaşan tehlike...İşte televizyon aracılığıyla oluşan toplumsal kirlenme... Gerçi ilk virus TRT eliyle DALLAS olarak verilmişti ya... Hey gidinin ÖZAL'ı...Hey gidinin ÖZALI'nın "ikibuçuk mediyası"... Öyle demişti ya ÖZAL henüz 80'lerin başında; gün gelecek, ikibuçuk medya kalacak |
26 Ocak 2015 Pazartesi
MEDYA PAPAZI
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder