15 Haziran 2014 Pazar

Dinselleşen Küçük Amerika ya da Bir 6.yy Yolcusu Toplum



1982 tarihlisi de içinde olmak üzere; tüm Anayasalarımız’da  LAİKLİK ilke olarak var, var da bizler nasıl düştük bu din tacirlerinin kucağına, bu şarlatanların ocağına ?... Şöyle bir geriye dönüp anımsamaya var mısınız ?...


Şu “Küçük Amerika” olma özlemlerimiz, 1950’lerde MENDERES’le bir başladı ve henüz dinmedi. “Yok sermayemiz”le uygulamaya çalıştığımız “liberal ekonomi politikaları”nın ardından, Amerikan yaşam biçimini öylesine benimsedik ki onlarda ne varsa, bizde de olacak… Olmazsa, olmaz !... Tüketim toplumuna özgü mal ve hizmetlerin yanı sıra, toplumsal yaşama ilişkin tutum ve davranışlar ya da tüm değerler…Örneğin; ülkemizde de ABD’de zaman, zaman ortaya çıkanlar gibi yeni, yeni peygamberler bile türemekte…
Kolay mı ?... 1980 sonrasında liboşluk modası aldı, yürüdü. Yalnızca ekonomik anlamda, değil her anlamda ve her alanda temel ilke; bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler… Bırakınız kendilerini peygamber (ya da peygamberiye) sansınlar… Ne de olsa burası Küçük Amerika değil mi ?...


Anımsanacağı gibi yıl 1995’deyken, İstanbullu bir Bülent Hanım’a (adam/madam  ERSOY Bülent değil elbette, gerçi o da türban fanatiği ya neyse); ALFA KANALI’ndan bildirilerle dört ciltlik kitap gönderilmiş(miş)di… Adı; BİLGİ KİTABI imiş(miş)di…
Zebur, Tevrat, İncil ve Kuran’ın ardından; gökten bir kitap daha inmiş(miş), o da Bülent Hanım’ın kulağına, onun aracılığıyla da “ona ulaşma ayrıcalığını yaşayanlar”a … Ve ABD’nin “küresel devlet/küresel imparatorluk” özlemleri gibi, dört kitabın buluştuğu bu kitap da sanki dinde küreselleşmeye göndermede bulunuyordu…

Bu kitaba göre; ülkemiz Türkiye (ki günümüzün Gülistan’ı) seçilmiş bir ülke imiş(miş), bu kitap da tüm dillere  çevrilecekmiş(miş), çünkü Türkiye’ye indirildiğinden, Türkçe söylemdeymiş(miş) ve ardından tüm insanlar BİLGİlendirilecekmiş(miş)…
İşte böyle ipe, sapa gelmez safsatalar…Özün sözü; kökten dincilerin şeyhlerinin, şıhlarının ardından, her ne kadar bugünlerde sesi duyulmasa da 1995’den beri bir de yeni peygamberimiz, daha doğru bir söyleyişle “peygamberiyemiz” var...  Çünkü o bir kadın ve ilk kez bir kadına gökten bildiriler gelmiş oluyor. Daha önceki kitaplar “erkek egemen” olduğundan olsa gerek peygamberler erkekti, demek ki rahmetli Asena’nın etkisiyle yer-gök feminist, dolayısıyla son yol gösterici de bir kadın…
Sanırım bu ayrıcalık ülkemize özel; ne de olsa ülkemizin bulunduğu toprakların adı ANADOLU; bu nedenle peygamberi de kadın oldu, erkek yerine bir kadının seçilmesi uygun görüldü yukarılardan ???...


Dönersek şu Küçük Amerika özlemlerinin etkilerine; 1950’lerde tohumu atılan, 1980’lerde iyice gelişen Amerikan yaşam biçimi öylesine özümsendi, yerleşti, kurumsallaştı ki artık Amerika’daki gibi bizde de peygamberler türeyebiliyor (Bülent Hanım ya da Tanrı’yla “rüya/düş” yoluyla iletişim kurabilen “üstelik de bir ilahiyatçının zevcesi olan” Kütahyalı bayan örneklerini anımsayınız)… Ve özellikle de Ramazan aylarında yazılı ya da görsel basına bu tür olaylar yansıyor, yansıtılıyor ki örneğin bir kaç yıl öncesinin, Ramazan ayının gözdesi “ezan okunurken ALLAH diye kükreyen” aslan olmuştu… Daha sonraki Ramazan aylarının gözdelerine  gelince; onlar ne peygamber, ne de aslan… Onların arasında “Prof.Dr” ünvanlı akademisyenlerden, dinci-yazar takımına, üfürükçüsünden-tükürükçüsüne, incisinden-cincisine, medyumundan-falcısına her model var… Ve artık onlar yalnızca Ramazan aylarında değil, yılın her ayında, her gününde; her türlü çatışma, çekişme, çemkirme, çimdirme, dini sulandırma, kafaları bulandırma numaralarıyla gün sektirmeden, sabah-akşam-gece yarısı, magazin-sağlık-siyaset programlarında arz-ı endam etmekteler…


Hem canım bizim Amerikalılar’dan neyimiz eksik ?... Şunun şurasında asimile olmamıza, onlarla her alanda ve her anlamda uyumlanmamıza ne kaldı ki ?... Gerçi orada sıkça yeni, yeni peygamberler türemesine, televizyonlarda illizyonla türlü numaralar çevrilmesine ve de insanların inanca ilişkin duyguları sömürülmesine karşın ABD Başkanları İNCİL üzerine yemin edip, göreve başlıyorlar ki şimdilik bu alanda onlarla uyumlanamasak da  az sabır; hele RTE’yi Başkanlık koltuğuna oturtsunlar, kitaba el basıp göreve başlamasına da sıra gelecektir RTE’nin…


Yeni  peygamberlerin yanı sıra; “meta-fizik” alanında iletişim kuranların da ülkemizde kurumsallaşması (ki vergi ödeyerek, iş yeri açtıklarına göre kurumsallaşma aşaması gerçekleşmiştir, sırada GÜLİSTAN’ın güllerini kandırmaca anlamında, tümüyle kapsama alanına alma sürecinin gerçekleştirilmesi aşaması vardır.
İşte bu nedenle tüm televizyon kanallarında yayınlanan  gündüz kuşağı  programlarının her birinin kadrolu hocası, üfürükçüsü, tükürükçüsü, medyumu, falcısı, arada da ezan, ilahi okuyan ve de türban takan artiz takımı vardır)…
Yine anımsanacak olursa  “ilk first lady” ünvanını ülkeye taşıyan Semra ÖZAL Hanımefendi’nin, dönemin ABD Başkanı REAGAN’ın eşi “first lady” Nancy’nin; falcılara, büyücülere, tarotçulara olan düşkünlüğünü de ülkeye taşımasıyla, diğer bir deyişle Bayan REAGAN’a özenmesiyle, öykünmesiyle başlamış ve yaygınlaşmıştır us dışı, bilim karşıtı bu yaşam biçimi, tüm Devrim Yasaları’na başkaldırırcasına, onları yok sayarcasına…


Değerli okur sorarsa “bunca söz niye ?” diye…Ramazan ayına şurada sayılı günler kaldı... Üç aylara birlikte; dinsel duygularla, değerlerle çelik, çomak oynama mevsimi açıldı...
Din üzerinden siyaset yapılmasının yanı sıra, din üzerinden sömürü, soygun, haksız kazanç sağlayanların köşe başlarını tuttuğu, televizyon yansılarından onların anlattıklarını da şu aziz Gülistanlılar’ın yuttuğu (ki aziz sözü geçtiğinde; aptallık üzerine yorum yapan NESİN Aziz’i anmadan duramam) kutsal ülke GÜLİSTAN’da; “aydınlanmamızı, bilgilenmemizi pozitif bilimlerin dışında arama yanılgısından geri dönüleceği olasılığı sıfır gibi görünmekte, daha açık bir deyişle olanaksızdır bundan böyle” demek için…
1980 sonrasında uygulamaya konulan; apolitik-okumayan-düşünmeyen-sorgulamayan bir toplum oluşturma girişimleri artık yaşama geçmiştir, saat geriye doğru saymaktadır, Dünya 21. yüzyılda
yol alırken, bizimkilerin zaman makinesi 6.yüzyılda kaymaktadır…

Selma ERDAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder