1982 tarihlisi de içinde olmak üzere; tüm Anayasalarımız’da LAİKLİK ilke olarak var, var da bizler nasıl
düştük bu din tacirlerinin kucağına, bu şarlatanların ocağına ?... Şöyle bir
geriye dönüp anımsamaya var mısınız ?...
Şu “Küçük Amerika” olma özlemlerimiz, 1950’lerde MENDERES’le bir başladı ve
henüz dinmedi. “Yok sermayemiz”le uygulamaya çalıştığımız “liberal ekonomi
politikaları”nın ardından, Amerikan yaşam biçimini öylesine benimsedik ki
onlarda ne varsa, bizde de olacak… Olmazsa, olmaz !... Tüketim toplumuna özgü
mal ve hizmetlerin yanı sıra, toplumsal yaşama ilişkin tutum ve davranışlar ya
da tüm değerler…Örneğin; ülkemizde de ABD’de zaman, zaman ortaya çıkanlar gibi
yeni, yeni peygamberler bile türemekte…
Kolay mı ?... 1980 sonrasında liboşluk modası aldı, yürüdü. Yalnızca
ekonomik anlamda, değil her anlamda ve her alanda temel ilke; bırakınız
yapsınlar, bırakınız geçsinler… Bırakınız kendilerini peygamber (ya da
peygamberiye) sansınlar… Ne de olsa burası Küçük Amerika değil mi ?...
Anımsanacağı gibi yıl 1995’deyken, İstanbullu bir Bülent Hanım’a (adam/madam ERSOY Bülent değil elbette, gerçi o da türban
fanatiği ya neyse); ALFA KANALI’ndan bildirilerle dört ciltlik kitap gönderilmiş(miş)di…
Adı; BİLGİ KİTABI imiş(miş)di…
Zebur, Tevrat, İncil ve Kuran’ın ardından; gökten bir kitap daha
inmiş(miş), o da Bülent Hanım’ın kulağına, onun aracılığıyla da “ona ulaşma
ayrıcalığını yaşayanlar”a … Ve ABD’nin “küresel devlet/küresel imparatorluk”
özlemleri gibi, dört kitabın buluştuğu bu kitap da sanki dinde küreselleşmeye
göndermede bulunuyordu…
Bu kitaba göre; ülkemiz Türkiye (ki günümüzün Gülistan’ı) seçilmiş bir ülke
imiş(miş), bu kitap da tüm dillere
çevrilecekmiş(miş), çünkü Türkiye’ye indirildiğinden, Türkçe
söylemdeymiş(miş) ve ardından tüm insanlar BİLGİlendirilecekmiş(miş)…
İşte böyle ipe, sapa gelmez safsatalar…Özün sözü; kökten dincilerin
şeyhlerinin, şıhlarının ardından, her ne kadar bugünlerde sesi duyulmasa da
1995’den beri bir de yeni peygamberimiz, daha doğru bir söyleyişle “peygamberiyemiz”
var... Çünkü o bir kadın ve ilk kez bir
kadına gökten bildiriler gelmiş oluyor. Daha önceki kitaplar “erkek egemen”
olduğundan olsa gerek peygamberler erkekti, demek ki rahmetli Asena’nın
etkisiyle yer-gök feminist, dolayısıyla son yol gösterici de bir kadın…
Sanırım bu ayrıcalık ülkemize özel; ne de olsa ülkemizin bulunduğu
toprakların adı ANADOLU; bu nedenle peygamberi de kadın oldu, erkek yerine bir
kadının seçilmesi uygun görüldü yukarılardan ???...
Dönersek şu Küçük Amerika özlemlerinin etkilerine; 1950’lerde tohumu
atılan, 1980’lerde iyice gelişen Amerikan yaşam biçimi öylesine özümsendi,
yerleşti, kurumsallaştı ki artık Amerika’daki gibi bizde de peygamberler
türeyebiliyor (Bülent Hanım ya da Tanrı’yla “rüya/düş” yoluyla iletişim
kurabilen “üstelik de bir ilahiyatçının zevcesi olan” Kütahyalı bayan
örneklerini anımsayınız)… Ve özellikle de Ramazan aylarında yazılı ya da görsel
basına bu tür olaylar yansıyor, yansıtılıyor ki örneğin bir kaç yıl
öncesinin, Ramazan ayının gözdesi “ezan okunurken ALLAH diye kükreyen” aslan
olmuştu… Daha sonraki Ramazan aylarının gözdelerine gelince; onlar ne peygamber, ne de aslan…
Onların arasında “Prof.Dr” ünvanlı akademisyenlerden, dinci-yazar takımına,
üfürükçüsünden-tükürükçüsüne, incisinden-cincisine, medyumundan-falcısına her
model var… Ve artık onlar yalnızca Ramazan aylarında değil, yılın her ayında,
her gününde; her türlü çatışma, çekişme, çemkirme, çimdirme, dini sulandırma,
kafaları bulandırma numaralarıyla gün sektirmeden, sabah-akşam-gece yarısı,
magazin-sağlık-siyaset programlarında arz-ı endam etmekteler…
Hem canım bizim Amerikalılar’dan neyimiz eksik ?... Şunun şurasında asimile
olmamıza, onlarla her alanda ve her anlamda uyumlanmamıza ne kaldı ki ?...
Gerçi orada sıkça yeni, yeni peygamberler türemesine, televizyonlarda
illizyonla türlü numaralar çevrilmesine ve de insanların inanca ilişkin
duyguları sömürülmesine karşın ABD Başkanları İNCİL üzerine yemin edip, göreve
başlıyorlar ki şimdilik bu alanda onlarla uyumlanamasak da az sabır; hele RTE’yi Başkanlık koltuğuna
oturtsunlar, kitaba el basıp göreve başlamasına da sıra gelecektir RTE’nin…
Yeni peygamberlerin yanı sıra;
“meta-fizik” alanında iletişim kuranların da ülkemizde kurumsallaşması (ki
vergi ödeyerek, iş yeri açtıklarına göre kurumsallaşma aşaması gerçekleşmiştir,
sırada GÜLİSTAN’ın güllerini kandırmaca anlamında, tümüyle kapsama alanına alma
sürecinin gerçekleştirilmesi aşaması vardır.
İşte bu nedenle tüm televizyon kanallarında yayınlanan gündüz kuşağı programlarının her birinin kadrolu hocası, üfürükçüsü, tükürükçüsü, medyumu, falcısı, arada da ezan, ilahi okuyan ve de türban takan artiz takımı vardır)…
Yine anımsanacak olursa “ilk first lady” ünvanını ülkeye taşıyan Semra ÖZAL Hanımefendi’nin, dönemin ABD Başkanı REAGAN’ın eşi “first lady” Nancy’nin; falcılara, büyücülere, tarotçulara olan düşkünlüğünü de ülkeye taşımasıyla, diğer bir deyişle Bayan REAGAN’a özenmesiyle, öykünmesiyle başlamış ve yaygınlaşmıştır us dışı, bilim karşıtı bu yaşam biçimi, tüm Devrim Yasaları’na başkaldırırcasına, onları yok sayarcasına…
İşte bu nedenle tüm televizyon kanallarında yayınlanan gündüz kuşağı programlarının her birinin kadrolu hocası, üfürükçüsü, tükürükçüsü, medyumu, falcısı, arada da ezan, ilahi okuyan ve de türban takan artiz takımı vardır)…
Yine anımsanacak olursa “ilk first lady” ünvanını ülkeye taşıyan Semra ÖZAL Hanımefendi’nin, dönemin ABD Başkanı REAGAN’ın eşi “first lady” Nancy’nin; falcılara, büyücülere, tarotçulara olan düşkünlüğünü de ülkeye taşımasıyla, diğer bir deyişle Bayan REAGAN’a özenmesiyle, öykünmesiyle başlamış ve yaygınlaşmıştır us dışı, bilim karşıtı bu yaşam biçimi, tüm Devrim Yasaları’na başkaldırırcasına, onları yok sayarcasına…
Değerli okur sorarsa “bunca söz niye ?” diye…Ramazan ayına şurada sayılı günler kaldı... Üç aylara birlikte; dinsel duygularla, değerlerle çelik, çomak oynama mevsimi açıldı...
Din üzerinden siyaset yapılmasının yanı sıra, din üzerinden sömürü, soygun, haksız kazanç sağlayanların köşe başlarını tuttuğu, televizyon yansılarından onların anlattıklarını da şu aziz Gülistanlılar’ın yuttuğu (ki aziz sözü geçtiğinde; aptallık üzerine yorum yapan NESİN Aziz’i anmadan duramam) kutsal ülke GÜLİSTAN’da; “aydınlanmamızı, bilgilenmemizi pozitif bilimlerin dışında arama yanılgısından geri dönüleceği olasılığı sıfır gibi görünmekte, daha açık bir deyişle olanaksızdır bundan böyle” demek için…
Din üzerinden siyaset yapılmasının yanı sıra, din üzerinden sömürü, soygun, haksız kazanç sağlayanların köşe başlarını tuttuğu, televizyon yansılarından onların anlattıklarını da şu aziz Gülistanlılar’ın yuttuğu (ki aziz sözü geçtiğinde; aptallık üzerine yorum yapan NESİN Aziz’i anmadan duramam) kutsal ülke GÜLİSTAN’da; “aydınlanmamızı, bilgilenmemizi pozitif bilimlerin dışında arama yanılgısından geri dönüleceği olasılığı sıfır gibi görünmekte, daha açık bir deyişle olanaksızdır bundan böyle” demek için…
1980 sonrasında uygulamaya konulan;
apolitik-okumayan-düşünmeyen-sorgulamayan bir toplum oluşturma girişimleri artık
yaşama geçmiştir, saat geriye doğru saymaktadır, Dünya 21. yüzyılda
yol alırken, bizimkilerin zaman makinesi 6.yüzyılda kaymaktadır…
Selma ERDAL







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder