Bir
zamanlar bizler pek heves etmiştik
Japonlar gibi olmaya, ekonomimizde JAPON MODELİ’Nİ uygulamaya…
1984
yılında, dönemin başbakanının ( ki
ÖZAL’ın) o günlerde JAPON MODELİ’ne
yönelik tartışmalar başlattığı
anımsanacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan beri
uygulanan DEVLETÇİ ekonomi politikalarının ( gerçekteyse özel sektörü korumacı ve teşvik edici politikaların) yetersiz olduğu gerekçesiyle, bir seçenek olarak JAPON MODELİ kavram
ortaya atılmıştı.
O günlerde konuyla ilgili tartışmalar yapıldı, kitaplar yazıldı. Bu
kitaplardan biri olan Bursalı gazeteci
İsmet BOZDAĞ’ın yazdığı bir kitapçıktır. Bu kitapçıkta yazarın bir sorumluluk örneği olarak
değindiği, ama Japon Mucizesi gerçekleştirme düşleri kuranları hüsrana uğratabilecek bir bölüm
vardır ki o bölüm de; 1962 yılında Amerikan FORD
VAKFI’nın düzenlediği sempozyum nedeniyle,
Türkiye-Japonya üzerine yapılan
araştırmaların sonucunda ulaşılan bulguların yer aldığı bölümdür ve Türkiye’nin böyle bir mucizeyi gerçekleştiremeyeceği yargısıyla bitmektedir. Üstelik bu yargı; özellikle Özal’ın ardılı olarak değerlendirilebilecek bugünün
LİBERAL EKONOMİ uygulama
girişimcilerinin de toplumumuzun sosyo-ekonomik yapısını dışlamamaları
gerekliliğini ortaya koyuşuyla da ayrıca uyarıcı
bir işlev görmektedir.
Türkiye’ye
ilişkin tüm araştırmalarda genellikle yapıldığı gibi burada da Osmanlı geçmişimiz soyutlanmadan konuya yaklaşılmaktadır. Vurgulanan
özelliklere gelince , kitapçıkta şunlara yer verilmiş:
-Japonlar
nedeni, ele alıp, biz teknolojileşelim
diyorlar. Osmanlılar’sa sonucu ele alıp, Batılılaşalım diyorlar.
-Japonya kalkınmasını 20. yüzyıl başına dek iç
kaynaklar, diğer bir deyişle; vergilerle karşılamış. Vergiler sonucu köylüler
sıfır gelire sahip olmuş ki bu da kalkınmanın nelere mal olduğunun somut
bir göstergesidir. Osmanlı’da aşar vergisi var, vergiler yetersiz,
birikim yok, cari harcamalar bile dış
borçlanmayla sağlanıyor. Borçlanma Batı
etkisi ve çıkarıyla birleşiyor. Düyun-u Umumiye’ye dek gidiyor.
-Japonya
insan gücüne çok önem veriyor, dışarıya ( Batı’ya ) yetiştirilmek üzere adam gönderiyor, büyük ölçüde
Batılılaşması’nı bu güce
dayandırıyor. Osmanlı da
Batı’nın dış görünüşünü, biçimsel yapısını getiriyor,
teknolojisini değil.
Japonya insan gücüne çok önem veriyor, dışarıya ( Batı’ya ) yetiştirilmek üzere adam gönderiyor, büyük ölçüde Batılılaşması’nı bu güce dayandırıyor. Osmanlı da Batı’nın dış görünüşünü, biçimsel yapısını getiriyor, teknolojisini değil.
Cumhuriyet
yönetimi böyle bir yapıyı devir almasına
karşın, 1992’de Dünya bir kez daha
ekonomik bir bunalım yaşarken, ülkemiz ayakları üzerinde durmayı başarabilmiştir. Ama sonraki
gelişmeler bizi her gün yeni bir
ekonomik model arama aşamasına getirmiştir. Anımsanırsa ; Japon Modeli’nden
sonra, Brezilya Modeli’ni, Güney Kore Modeli’ni tartıştık. Yıllardır da AB
‘nin ekonomik kriterlerine uyma ve 21. yüzyıl
kapitalizmine ve küresel ekonomi yarışında var olabilme, küresel egemenlere yetişebilme savaşı veriyoruz .
Kuşkusuz burada unutulmaması gereken
önemli bir konu var ; her ülke kendi gerçeğini yaratır. Örneğin; Japon
halkının yetişmesinde geçerli olan moral değerler, özellikle de EĞİTİMDE JAPON MODELİ incelenirse, bu ekonomik başarının
nasıl gerçekleştirildiği daha iyi
anlaşılır.
Japon gencinin ; ÖLMEDEN ÖNCE DERSİNİ ÇALIŞ
ilkesiyle yetiştirildiği ve Japon
toplumunda çalışmanın gerçek anlamda bir ibadet olarak değerlendirildiği de göz
önüne alınırsa , günümüz Türkiyesi’nin
toplumsal yapısıyla böylesi bir başarıyı yakalamak şöyle dursun, düşlemek bile
olanaksızdır.
Burada
anılması gereken bir başka örnek de
Alman ulusudur. Bu ulus önce I.. Ve II. . Dünya Savaşları’nın yaşanmasına yol açmıştır,
ama bir ulusun “kalkınacağım” diye ortaya çıkmasının da somut bir örneği olmuştur.
Özellikle II.. Dünya Savaşı’nın ardından en gelişmiş sekiz ülkenin
arasında olmayı başarmıştır ki kuşkusuz bu başarı ULUSAL ÖZVERİ
sonucunda elde edilmiştir.
Elbetteki bu ekonomik başarı hep
devletten beklenerek değil, devlete de
verilerek gerçekleştirilmiştir. Çünkü
bir devlet; harcamalar için kaynak bulmada
zorlanırsa böyle başarıların
gerçekleştirilmesi olanaklı mıdır
?...
Sorun karşılıklı hak ve ödevler
çerçevesinde ele alındığında;
halkımızın enflasyon canavarını
ezmesini, işsizliğe çözüm bulmasını,
kısaca ülkenin gönencini arttırmasını DEVLETİMİZ’den bekleme hakkı olduğu gibi, DEVLETİMİZ ’in ülkemizin gönenç düzeyinin yükselişini
gerçekleştirebilmek için
kendisine kaynak sağlanmasını bekleme hakkı vardır ki sonuçta ödev ve sorumluluklarını yerine
getirebilsin.
Oysa ülkemiz bağlamında gerçekleşen olaylara odaklandığımızda; vergi kaçıranlar, hiç vergi ödemeyenler, vergiler bir yana tükettiği elektriğin, suyun parasını ödemeyenler, kaçak elektrik ve su kullananlar, bunların bedeli istendiğinde Devlet'e baş kaldıranlar...
Ve çalışmak yerine; yalnızca Araplaşma yolunda emek ve enerji harcayanlar... Gerçek İslam anlayışının "çalışmak; ibadettir" yargısını görmezden gelip, miskinler tekkesinde Arapça tekerlemelerle zaman geçirenler...Üstelik ibadet, ibadet derken; ülkede yaşananların ayırdına varamayıp, hem yurt toprağını, hem de ibadet edeceği mabedini yitirebileceği olasılığına duyarsız kalanlar...
Japon Modeli'ni uygulamak, onların sosyo-ekonomik düzeylerine yetişebilmek bir yana;bu gidişle yaşamsal anlamda sağ, sağlam ayakta kalabilecek mi bu topraklarda yaşayanlar acaba?...
İşin doğrusu; oldukça karamsar ve kaygılıyım...
Selma ERDAL












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder