Küreselleşme sürecinde, tartışmaya açılan pek çok olumsuz kavram olmasına
karşın, bu olumsuzlukları olumluluğa çevirebilecek güçlerimiz de var elimizde,
eğer doğru kullanmasını becerebilirsek… İşte bunların en önemlisi KÜLTÜR
kavramıysa (ve de kültürel ögelerimizse), diğeri de hiç kuşkunuz olmasın ki
SPOR olgusu, oluşumu, olayıdır. Özellikle bizler gibi azgelişmiş ülkelerde SPOR
kavramı; ayaktopu karşılaşmalarıyla özdeşleşmiştir, sıradan söyleyişle “futbol
maçları” ile... Bu bağlamda diyebiliriz ki küreselleşme kavramı tartışılmaya,
etkileri yerküremizi sarmaya başlamadan çok daha önce spor Dünyalılar’ı
küreselleştiren bir olgu olmayı başarmıştır ve özellikle de futbol…
Uluslararası alanda ülkelerin
yalnızca ekonomik ya da siyasal güçleriyle değil, spor alanında gösterdikleri
başarılarıyla da saygınlık kazandıkları bir gerçektir. Başarıyı amaçlayan
ülkeler ereklerine ulaşmada bu aracı en ussal biçimde kullanmasını da çok iyi
bilmektedirler. Bize gelince; tarihi geçmişimizle övünme, sonradan da yaşadıklarımıza
bakıp dövünme sürecinden nedense genelde
spor, özelde futbol ya da basketbol aracılığıyla saygınlık kazanma, başarıya
odaklanma amacına ulaşma uygarlığına henüz erişemediğimizden küreselleşme
olgusunun en yaygın tanıtım aracının olanaklarından yararlanma düzeyine de
gelebilmiş değiliz. Çünkü ülkemizde futbol ve son yıllarda da basketbol; kısa yoldan köşeyi dönmenin
kolay yolu olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası karşılaşmalarda başarıya
ulaşmak için değil, ulusal düzeyde varsıllığa ve de üne ulaşmanın aracı olarak
görülmektedir. Eğitime yatırım yapmadan, insan kaynakları ekonomisine göre “fırsat
maliyeti”ne katlanmadan; “Ne okul harcaması, ne de kitap…Vur topa tekmeyi,
paraları kap...” kolaycılığıyla varsıl olmak… Sonrasında; alt kültür düzeyinden
gelenlere de kötü rol model olmak… Onların övgüleriyle kasılmak, sövgüleriyle
iyicesine şaşırmak…Kesin olansa; arsızca şımarmak… İlgiden, paradan dolayı
şımarmak; “ne oldum delisi” olmak…
Hadi insana özgü tutum ve davranışları da hoşgörelim; şımartalım onları…Ne
de olsa sıradan yaşamlardan, sıra dışı yaşamlara ulaştılar diye… İyi de yola
çıkarken amaçları neydi ?... Yalnızca
varsıl olmak mıydı, yoksa başarılı olmak mıydı ?... Varsıl bir futbolcu ya da
basketbolcu olmak mıydı, yoksa iyi bir futbolcu ya da basketbolcu olmak mıydı
?...
Ne yazık ki ülkemizde “vasatın egemenliği” almış başını gidiyor… Nitelik
kavramı; halkın bilincinden silinmiş, yakında kullanılmadığından dolayı
sözlüklerden de silinecek sözcük olarak… Nasıl ki İBO ve türevlerinin
kimliğinde “sanatçı” kavramı yozlaştıysa, futbolcularımız ve giderek
basketbolcularımız aracılığıyla “sporcu” kavramı da anlamını yitirecek… Üstelik
kavram en büyük yarasını Süreyya AYHAN’ın dopingiyle almıştı… İşte gerisi de
geliyor…Uluslararası spor karşılaşmalarından başarı beklemek son yıllarda düş,
sporcularımızın da becerdiği, başardığı da yalnızca düşüş olmaktadır…
Kemal ATATÜRK sevedursun sporcunun zeki ve ahlaklısını…
Biz severiz sporcunun tekkeci ve tarikatçısını…
Bir atımlık barutu karşılığında; bulduğunda parayı
Değiştiriyor önce eşini, sonra da
arabayı…
Eğitimsiz, üstelik de aç olunca
Cebine ansızın para dolunca
Ne ilkeli, ne disiplinli
Devlet memuru anlayışında olduğu gibi
“Salla başını, al maaşını” diyen memurlardan sonra
“Salla pası, ver pozu” diyenler türedi başımıza
Vurmaktalar boşa doluya
Koşuyormuş gibi tık nefes soluya
Dilde pelesenk; “Önümüzdeki maça bakacağız”
Gelecek maçta da hiç kuşkusuz topu taca atacağız…
Bu ülkede her şey satılıksa, biz de böyle maçları satarız
Askerde miyiz kardeşim ?... Elbetteki yan gelip yatarız…
Arasıra el, etek öperiz, alırız icazet Hoca Efendimiz’den
TOPSTAR’ız işte; sorgu-sual sorulur mu bizden ?...
Selma ERDAL




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder