2 Haziran 2014 Pazartesi

Kalemime Takılan Ünlülerden: FAZIL SAY

Uluslararası bilindik müzik adamımız Fazıl SAY; AKP hanedanlığına taktıkça kafayı, tehdit ediyor bu ülkeyi "Giderim haaa" diyerek... O giderim dedikçe; ben de yazıya döküyorum içimi "kara mizah tarzında" gelecekten ürkerek... Ve   "neden pes ediyor böylesine kolayca diye" birazcık da kızgınlıkla işte Fazıl SAY için yazdıklarım:


*Sayın SAY’ın VEDA Yazısı “ya da vedası”
 Bilindiği üzere değerli müzik adamı Fazıl SAY; bugünlerde yine demiş ay… Yetti gari, dayanamayacağım; pılıyı, pırtıyı toplayıp bu ülkeden ayrılacağım…
Bittabi ki SAY haklı; ne de olsa piyasa arabeskçilerce tutulmuş… SAY’ın sayınlığı unutulmuş, unutulmak bir yana anılmamış,  bilinmemiş…SAY’a göre, SAY’ın sayınlığı yenilmiş, yutulmuş…
İşte burada, soralım bir soru ilk satırda ; biçmeyelim kimseciklere ölüm fermanı ne kırk katırda, ne kırk satırda…Medet de aramayalım evliyada, yatırda…Yalnızca ve yalnızca el insaf diyerek soralım sorumuzu, ardından saralım yaramızı…

Ey çok sayın Fazıl SAY; müzik adamı olarak geçirdiğin bunca yıl ve de ay bir güncük de olsa şöyle beleşinden, parasız paylaştın mı müziğini halkınla ?... Hani derler ya; hayır için, hayrına…Vurdun mu piyanonun tuşlarına, bakıp da halkının kara gözlerine, kara kaşlarına ?... Dokundun mu onlara hiç müziğinin tınılarıyla ?... Yoksa RTE’nin yönetimindeki Türkiye’ye teğet geçen küresel ekonomik kriz gibi miydin ya da halka tepeden bakarak, halkın partisi olma savındaki CHP’den farksız mıydı onlarla ilişkilerin ?...

Magazin mikrobu bulaştırdı Fazıl’a bizim Hande (Bursalı’dır kızımız)… Sayın SAY’ın canı istedi mi gelmek gündeme; tutturuyor gitmek üzerine bir türkü… Parlatıyor birazcık samur kürkü; ama dönüp, dolaşıp geldiği yine aynı kürkçü… Kimseler buyur etmiyor SAY’ı; yaban ellerdeki kürkçü dükkanlarına…
Ve Fazıl da düşünüyor, taşınıyor; acaba nasıl gelsem gündeme ?... “Gidiyorum” diye kendini anımsatıyor…

Arabeskçiler’e bozulduğu gibi, kuşkusuz Gülben’i de kıskanmıştır; Çankaya’ya çağrılmadığı için… Yoksa türban yoluna, laiklik kurban ediliyor diye bu ülkede ona ne gam, ne tasa ?... Türbanı takacak, kafes ardına kapatılacak olan değildir ne kendisi, ne de evindeki kedisi… Sanki daha önceleri kaygılandı mı ki halkı için ?... Ona kalırsa…Zorda kalırsanız bu ülkede, savaş alanını hemen terk edin; daha önceleri Zülfü’nün, Melike’nin, Cem’in ve daha nicelerinin yaptığı gibi… Nasılsa gün gelir yapış, yapış el etek öper, dönersiniz tersine; iskele, sancak dercesine…

Sayın SAY; “tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış ya da bizim dağların ve de dağdalıların umurunda bile olmamış ya neyse, biz gelelim sadede” almış kaleme bir VEDA YAZISI…Bu onun kaçıncı gitme sancısı ?... Daha önce Aralık 2007’de de koy vermişti feryad-ı figanı gitmekten yana…Ve ben de GÜLİSTANIN GÜLLERİ bağlamında; BAŞLADI LAİK TAİFESİ PES ETMEYE* diyerek düşürmüştüm yazıya mizahi birkaç söz  Sayın SAY için 14 Aralık 2007’de…Şu benim GÜLİSTAN; bir sanal ülke…Ne yazık ki sinsice dönüşmekte gerçeğe… GÜLİSTANIN GÜLLERİ’ni oluşturmaktaki amacım; yaşananları/yanlışları/yanılgıları mizah yoluyla izahtır…Kimseciklerin sağı, solu değildir beni kaygılandıran; bu gidişle gelecek gayet siyahtır… Gündemi; 2002’den günümüze saniyesine varıncaya ve de gökteki atmacadan, yerdeki karıncaya kadar izlese de GÜLİSTANIN GÜLLERİ…Bazen zararlı bulmaktadır; okur, yazar ve de azar taifesi yazımı…Çekememektedirler mizah yoluyla yaptığım siyasal eleştiri nazımı… İşte bu fasılada eleştirel gelse de yazımın içeriği Fazıl’a; konuşan bendeniz değil, GÜLİSTANIN hükümranlarıdır, geçmişimizi,  geleceğimizi, yazgımızı ve de yazımızı sorgusuz, sualsizce aşıranlardır… Bursa; 30 Eylül 2010


*BAŞLADI LAİK TAİFESİ PES ETMEYE  (14 Aralık 2007)

İşte müjdeli, mes’ud bir havadis
Tesirimiz cümle Gülistan sathına yayılmasa da tamamiylen
Sabrettikçe bizdeki bu imanlı nefis
O kutlu günler de gelecektir
İman dolu Gülistan’da; Allah aşkıyla dağ, taş titreyecektir…


İşittik ki şu çalgıcı taifesinden bir zat
Vermiş yabancı medyaya beyanat
Terk-i diyar edebilirmiş Gülistanımız’ı
Çünkü laik taifesine münasip değilmiş gidişat…


Pek bir memnun ve de mütehassis olduk
Lakin birazcık da şaşırdık
Bu kadar da erken beklemiyorduk edeceğinizi pes
Muhalefetinize cevap için hazır ve de nazırdık; içimizde kaldı onca heves
Halbuse imana getirmek, biraz da pasif ve de fukara laik taifesini ürkütmek için
Lazımdınız bizlere…
Doğrusunu isterseniz, böyle pek bir aceleci davrandınız;
Şimdi kimleri muhatap alıp, laf yarıştıracağız ?...
Homurdanmaya başladılar mı da,
Hiçbir şey değişmemiş gibi “tabiyatiyle takiyye yapıp”; tebamızı neyle yatıştıracağız ?...
Şunun şurasında az kalmıştır menzilimize varmaya
Bize kafa tutanların külliyen kafalarını yarmaya
Heyhat bu sabah işitince beyanatınızı, vallahi şaşırdık
Amma yine de ciğerlerimizi rahatlamış bir nefesle, huzurla şişirdik…


Beklemekteyiz ki çorap söküğü gibi gelir ardı, arkası
Hatıralara götürdünüz bizi; gözümüzde canlandı seksen sonrası
O zaman da solcu takımı; toplayıp tası, tarağı
Terk-i diyar ettiler vatanı, daha sonra el, etek öpmek için bozmadılar sırayı
Ermeni kırması bir çalgıcı;
Saflarımıza bile geçti, oldu sonrasında sanki bir tarikat şeyhi…
Halep oradaysa, arşın buradadır;
Bugün, kolaydır böyle konuşmak; dolu cukkayla çalgıcı birader
Atide gün olur elin memleketinde paralar da suyunu çeker
Sonra sizi de görmeyelim karşımızda el, etek öpme yarışında
Ve de Gülistanımız’dan kaçırmak istediğiniz kerimenizi, türbanı başında…


Ne demişler efendim; batan gemiyi önce fareler terk eder
Bizi yormadan ve de sıkıntıya sokmadan
Eminiz ki kesesi dolu laikçi taifesi de arkanızdan teker, teker gider…
Merak buyurmayınız; savaşta da pes edenlere kurşun atılmaz
Ne var ki elin memleketine sığınana da pek iyi gözle bakılmaz…
Mücadelemize karşılık, mücadele veremeyen düşmanlarımızı biz de pek sevmeyiz
Sevmek de ne ki saygı da göstermeyiz,
Amma ve lakin edep, erkan biliriz, merasimde kusur etmeyiz
Sizleri iştigal  sahanıza münasip bir şekilde;
Davul, zurna eşliğinde; dualarla, tez zamanda selavatlarız…




Sayın Fazıl SAY; dönem, dönem yaşananlardan başı dönüp de veda etmek istese de bu ülkeye, zorla değil ya  ben edemiyorum işte…Sorunlarıyla da, sorunlara ilişkin türlü çeşitli yorumlarıyla da, yorumlarken yaşananları beni yoruşlarıyla da olsa edemiyorum bu ülkeye veda…
Yalnızca SÜRGÜN dizelerimle ara veriyorum okurla buluşmaya, bir başka yazı oylumuyla buluşuncaya…


SÜRGÜN
Yine de gitmedim “sürgün”e
Bırakıp burada kavgamı…
Pençelerini geçirdiler sırtıma
Oydular gözlerimi
Koydular karanlık odalar
Git dedikçe dilleri
Yılmadım,
Başkaldırdım yalana, dolana, talana
Şu kadınlığımla,
Ne Nazım, ne Zülfü
Ve niceleri gibi
Yine de gitmedim bu ülkeden
Yine de gitmedim bu kentden
Daha da bilendim kavgama…

Selma ERDAL














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder