Geçen yıl TÜRBAN diye tutturan ya da böyle tutturması için buyruk alan magazin medyası aracılığıyla halkın beynini yıkayan AKP’lilere bir başkaldırı için yazmıştım bu yazımı… İşin doğrusu hiç düşünmemiştim neredeyse bir yıl sonrasında Atatürk’ün CHP’sinin ALTI OKUNU teker, teker kıran BAYKAL’a bir gönderme olsun diye bugünlerde yansıya düşüreceğimi/düşürebileceğimi…Yazımı yazdığım gün ve gündemini değiştirmeden paylaşıyorum…
* Yazımın yazıldığı gün; 24 Eylül 2007… Aylardan; Ramazan… Televizyonlarda; medya müftüleri ve de onların dalkavukları magazin programcıları… Her iki gurubun da ortak uğraşı ve de amacı; RTE ve taifesine türban savunuculuğu marifetiyle yalakalık yapmak, Cumhuriyetin kazanımlarını çöpe atmak…
*Stil İkonumuz; Sinead O’conner
GÜLİSTANın belirlediği ve de uygulamaya koyduğu kültür politikaları doğrultusunda “magazin manyağı” bir dişi olduğum için “sabahların sultanı”ndan entelektüel beslenmemi gerçekleştirmeden önce, “Orada Neler Oluyor?” kesinlikle öğrenmeliyim… Bu sabah yine “Araştırmacı/yorumcu/meraklı/dedikoducu magazin izleyicisi” kimliğimle oturdum televizyonun karşısına…
Elif’le, Müge’nin konuğu; ulema takımından Süleyman ATEŞ…
Geçen Cuma BEYAZ Hoca; “Don, türbandan kutsaldır” dedi ya, bakalım Hoca ATEŞ, nasıl ateş edecek, BEYAZ’ın hakkından nasıl gelecek?... Diğer konuksa Uzaylı Mustafa…Sonradan cinlerle kedi-fare oyunu oynayan Recep KAPLAN da katıldı aralarına ama…
Hoca baştan çerçevesini çizdi; “kişilerle işim yok, beni tartışma ortamına çekmeyin” dedi… Bu sözler üzerine, “Eyvah ratingler düşer” diye kaygılanır gibi olsa da Elif-Müge ikilisi; onlar da değiller az kurnaz tilkisi… İşte Uzaylı Mustafa; kimlere atmadı ki kafa?...Nasılsa ATEŞ Hoca’nın da ateşini yükseltir, izlenme oranımızı kim bilir kaça yükseltir?...
ATEŞ Hoca; “don-türban” söylemine hiç yorum yapmadan, kadınları kapatmaktan başladı söze, sanki yorumları doğrudan Kur’an’a göre… BEYAZ Hoca ne demiş, kim oruç yemiş; ATEŞ Hoca girmedi ayrıntıya, fazlaca da dedikoduya ve ufak yollu tehdidini de savurdu; “gelirseniz üstüme, kaçarım ha!...”
İşte önemli olan Ulemadan ATEŞ Hoca’nın sözleri ve de ateş saçan gözleriydi… Uzaylı Mustafa bile dayanamadı onun çatık kaşlı yüzüne; “Hoca sen evde böyle hanıma da sert misin ?... Söyle Hoca sen nerelisin ?...” diye sorunca, yanıt yerine reklamlar geldi yansıya… Belli ki ATEŞ Hoca koruma altında…
ATEŞ Hoca, ateş çıkan gözleriyle verdi fetvasını:
-Saç kadının ziynetidir… Yaradan diyor ki; ziynet yerleri örtülmelidir…
Ve sürdürdü konuşmasını:
-Kadın çekicidir, onu örtmek gerekir…Erkek kadının peşinden koşar, kadın erkeğin değil…
Uzaylı Mustafa Hoca’ya katılmadı, atıldı hemen:
-Kadınlar da erkekleri çekici bulur… Kadınlar da benim peşimden koşuyor…
Mantık yürütmesi yapan Uzaylı’ya, ATEŞ iyice kızdı, kor gibi; “Dinde mantık olmaz” yanıtını verdi… “Aç parantez (oysa bizlere “İslam dini; akıl ve mantık dini” olarak öğretilmişti, ama Ulemadan ATEŞ Hoca’dan daha mı iyi bileceğiz?) kapa parantez…”
Belli ki Hoca’ya göre kadının işlevi, evdeki eşyalar kadar… Örneğin; yemek yerken tabağı kullanırsın, sonra kaldırır bir yana bırakırsın… Tabak senin işine yarar, ama sen tabağın işine yaramazsın…
Doğrudan dile getirilmese de, sözlerindeki göndermelerden anlaşılan oydu ki ATEŞ Hoca’ya göre kadının gördüğü, göreceği işlev erkeğin evindeki ve yaşamındaki eşyalardan/gereçlerden başka biçimde, başka kullanımda değil; erkeğin evi, arabası, karısı…
ATEŞ Hoca’ya göre;
- Kadının çekimi olmaz, daha açık anlatımla canı erkek çekmez…
- Kadının cinselliği olmaz…
- Kadın tahrik olmaz…
- Kadın düşünmez… vs, vs… Türetmelerine girmeye gerek yok; kadın=nesne olarak algılanınca…
Üstelik tahrik olmasın diye de başta MISIR olmak üzere, Afrikalı müslümanlar kadınları sünnet ediyorlar ya… ATEŞ Hoca gibilerine kalsa; GÜLİSTAN’ın dişi güllerini de sünnet ettirecek…
En iyisi mi dişi güller; toplayın bütün usturaları, kazıyın saçları…
Saç yoksa; türban da yok…
Usturalar da bizdeyken; sünnet de yok…
Şimdi hep birlikte söyleyelim bakalım; kimmiş bizim stil ikonumuz?...
-Elbetteki Sinead O’conner…
Son altı yıldır, neredeyse her Ramazan gününde, RTE yönetimindeki GÜLİSTAN memleketinin medyasında yaşanırdı böylesi tartışmalar, yazılarımdaki söylemlerim bir yana kafamı kazıtmaya kadar gitti eylemlerim onların TÜRBAN dayatmalarına bir başkaldırı bağlamında… Değil mi ki TÜRBAN ve de KARA ÇARŞAF girdi CHP’nin de çatısı altına; ey LAİKLİK OKU, sana da elveda…Sen de kırıldın ya Deniz BAYKAL eliyle, okuyalım ruhuna el-fatiha…
Sonuç olarak; “TÜRBAN ve KARA ÇARŞAF” CHP’ye girdi, BAYKAL en büyük övgüyü RTE’den aldı LAİKLİK İlkesi’ndense sınıfta kaldı…
Rahmetli Bülent ECEVİT de Hüsamettin ÖZKAN eliyle tarikatlara karışmıştı, Gazi Mustafa Kemal’e ve de Kurtuluş Savaşımız’a saygısızca Vahdettin’le bile barışmıştı, böylece halkın gönül tahtından inmişti, KARAOĞLAN kimliğini yitirmişti…
Bekleyelim görelim BAYKAL’ın yazgısını, seçimlerde halk versin yargısını…
Bursa; 1 Aralık 2008







Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil