18 Şubat 2014 Salı
Dinsel Düşünce Sıçramaları
*Kuşkusuz değilim ne din uzmanı ne de azmanı… Ama Rasmussen gibilerine de tepki vermeli…
Tüketim toplumunda, her şeyin kolayca tüketildiği gibi, gündem de çabuk tüketiliyor, tez değişiyor. Öylesine ki gündemin böylesine değişken oluşu, üstelik bu değişimin hızının da olağandan/doğaldan daha yüksek oluşu zamanın akışını sanki daha hızlandırıyor… Yeni yıl geldi, geliyor derken, yeni yılı neredeyse yarılıyoruz da ayırdına bile varamadık…Geçmişte günlerce konuşulan “bir” olay yaşanırken, değil günlerce-aylarca-yıllarca üzerinde tartışılması, yorumlar yapılması gereken “onlarca” olay bir günde gerçekleşiyor da hiç kimsenin umurunda olmuyor. Ne de olsa Hollywood masallarıyla (Yalan Rüzgarı, Cesur ve Güzel gibi…), ardından ülkemiz televizyonlarının her birinde “gerçek Türk yaşam biçimi” sanki böyleymişçesine sunulan; mafya dizileri “yalnızca Kurtlar Vadisi mi ?... O son örneklerden”, yıllardır deli yürekler, erkekliğin kitabını yazanlar, ağalar, aşkları dağlarda gezenler derken… Su içene yılanın bile dokunmadığı gibi, ibadet edene/dua edene de dokunulmadığına ilişkin inancın, törenin bulunduğu bir ülkede; başka dinden de olsa, bir din adamının, kutsal bir yerde (nasıl ki Hazreti Muhammed’den önceki peygamberlere inanmak; imanın şartları arasındaysa, o peygamberlerin öğrettiği dinlerin kutsal sayıldığı yerlere saygı göstermek de geleneklerdendir), bir de dua ederken öldürülmesi sıradan bir olay gibi algılandı… Ve böylece “yavuz hırsız, ev sahibini suçlu çıkarır” örneği; binlerce suç işlemelerine karşın, her olayda zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmayı beceren Batı’nın eline de bu cinayetle birlikte çok güçlü bir koz verildi.
Oysa amiyane deyişle, aranan-kaşınan-sopaya dik karşı giden onlardı, onlardı da; Trabzon’daki bir kilisede bir İtalyan din adamının öldürülüşü gerçekten de hiç ama hiç iyi olmamıştı ve bu ölümün ardından; “AB ülkeleri, Türkiye’yi riskli ülke” olarak Dünya kamuoyuna duyurdular, “mafya dizilerinin cinayet işlemeyi belleklere dokumasının ustaca becerisiyle”…
Anımsayınız şu birkaç yıl öncesini…Sen durduk yerde İslam Peygamberi’ni aşağılamaya kalkış, tepkiler alınca “basın özgürlüğü” savunmasına geç; İslam’a inananlardan (sözlü, yazılı, cinayetli) tepkiler gelince de “medeniyetler çatışması” kavramından söz etmeye yeniden başla… Bu durumda da adama sormazlar mı; “Şu Hazreti Musa ya da Hazreti İsa ve de Hazreti Muhammed; aynı topraklarda, daha açık bir söyleyişle Ortadoğu olarak adlandırılan topraklarda doğmadılar
mı ?... Bu dinlerin çıkış yeri aynı topraklar değil mi ?...Bu dinlerin yayıldığı kültür, aynı kültür değil mi ?... Ve dinlerin doğduğu topraklardaki o ilk insanların ırkları bile ortak değil mi ?... Sen Batı topraklarında yaşayan bir toplum, bir kültür, bir gelenek olarak; Ortadoğu’da doğan dinlerden birine inanıyorsun diye, yine bu topraklarda doğan-gelişen-yayılan başka bir dine de inanmadığın/o dinin inananı olmadığın için karşı çıkıyorsun, o dini- o dinin peygamberini- o dine inananları aşağılamaya kalkışıyorsun, üstelik de sıkça…
Sen inanıyorsun diye; Hazreti İsa’nın yaydığı din daha mı yüceldi ?...
Sen Batılı olarak bu dini doğduğu topraklardan, Vatikan’a taşıdın diye; Tanrı’nın buyrukları dışında bir şeyler mi eklendi, Ortadoğu’da doğuşundakinden başka konuma ve koşullara mı getirdin Ortadoğulu Hazreti İsa’nın dinini de; “medeniyetler çatışması” diye bir tartışma konusunu attın ortaya, her an Dünya barışını bütünüyle bozmaya, Dünya’yı kana boğmaya hazır bekleyenler için gerekli koşulları hazırlamak uğruna ?...
Kendini-kültürünü, Ortadoğulu’dan üstün gören Batılı; Tanrı’nın buyruklarına kendinden bir şeyler katmışsa (ki Hazreti İsa’dan sonra dört ayrı İncil’den söz edildiğine göre; belki de Batı’nın kendi çıkarlarına göre İnciller yazdıkları da tartışılabilir ama dedim ya ben ne din uzmanıyım ne de azmanı… Danimarkalı karikatürcülerin, karikatürlük durumlarına düşmek istemem…Yaptıkları bir kahramanlık gösterisiymişçesine ortaya çıkmış olan bu sözde kahramanlar; çizdikleri karikatürlere gelen tepkilerden sonra, büyük bir korkaklıkla saklanmışlardı, o düşünce özgürlüğü savaşçıları… Oysa gerçek düşünce özgürlükçüleri; Dünya barışı için söylem ve eylemde bulunurlar, her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran Dünya barışının piminin çekilmemesi için emek vererek…)…Evet, Batı; Hazreti İsa’nın dinine kendinden bir şeyler katmışsa, Tanrı’nın buyruklarının dışında, kendi çıkarları doğrultusunda söylemler eklemişse, bu nedenle de Ortadoğu topraklarında Hazreti İsa’nın ardından peygamber olarak gönderilen Hazreti Muhammed’i ve ona inananları karalama girişimlerinde bulunuyorsa, kuşkusuz bu girişimleri “din adına “değil, Batılı düşünce adına, Batılı sömürü düzeni adına yapmaktadır, Tanrı’nın buyruklarının dışında, insan isteklerine göre biçimlendirilmiş bir “Hıristiyanlık” da din olarak değil; olsa, olsa “felsefi düşünce” olarak tanımlanabilir.
Ortadoğu topraklarında doğan; Musevilik, İsevilik ve İslamiyet…
Ortadoğu Peygamberleri; Hazreti Musa, Hazreti İsa ve Hazreti Muhammed…
Ama İsevilik; Kudüs’den, Vatikan’a taşınınca “medeni” olduğundan, “medeniyetler çatışması” doğdu ???...
Ve sonrasında; Batı iyice dikince gözlerini Ortadoğu topraklarına, pek işlevsel gelmedi ona “çatışma” sözcüğü… Çevirdi bir kez daha kazı, yanmasın diye Batılı ikiyüzlülüğüne özgü bir girişimle… Önce İspanya’da, sonra da Türkiye’de toplandı; Medeniyetler İttifakı, 21. yüzyıl Haçlı Seferleri’nin ve de neferlerinin niyetlerini saklamak için…Ve bu arada dinci RTE de kaçırdı tükürdüğünü yalatmak için NATO genel sekreterliğine gelmeden önce “İslam aleminden okkalı bir özür” diletme fırsatını Rasmussen’le yapması gereken sıkı pazarlıkla… Ama ne yazık ki o küçük bir azarlıkla; pustu, sustu…Süt dökmüş KEDİ gibi sessiz kaldı…
Avrupa yakasında durum böyle de, okyanusun ötesinde durum nedir diyeceklere de kısa bir özet…
Elde var; İsevilik’de yazılmış bir birinden başka dört kitap… Yıl 2009 olmuş yine de İsa’nın öğretileri düşmemiş bi’tap, 2009 yıllık İsa eskimemiş de… 6. yüzyılın Muhammed’i eskimiş, tedavülden kaldırılması gerekmiş… Hemen üretime geçmiş USA; tüm nefretini kusa, kusa… Öncelikle Türk’e, belki sonra da İslam’a… Ne Musa, ne İsa, ne Muhammed… Olmasın sizlere zahmet diye; işte Hoca efendi… 2009 model nebi… Bu dinsel düşünce sıçramalarının şu sömürü düzeni var oldukça gelmez sonu değil mi ?...
Bursa; 11 Nisan 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder