18 Şubat 2014 Salı

Sendikanın Sarısı

SENDİKANIN NE SARISI, NE KIRMIZISI…EVE DÖNDÜ İŞÇİLERİN YARISI… “Bu savaşımın sonucunda elde var; Hükümet eliyle grev kırıcılığı…” Bir zamanlar “ki o günleri bilmez yaşı otuzun altındakiler” Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından uygulanan ambargolar silsilesi sürecinde ABD buyurdu T.C.’ye, Başbakan ECEVİT’in şahsında; Türkiye, TÜTÜN ekmesin diye… Böylece 80’lerin sonunda, Bursa’nın Görükle köyünün tütün tarlalarına temeller atıldı, verimli toprakların üzerine konuşlandırıldı ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ… Ve sonrasında sıra, sıra TEKEL TÜTÜN İŞLEME işyerleri, depoları kapandı, örneğin Mudanya’dakine bir ad kondu; Uludağ Üniversitesi’ne bağlı Güzel Sanatlar Fakültesi diye… Henüz Ankara’da TEKEL işçisi sokaklara çıkmadan çok daha öncesinde Bursa sokaklarında dolaşmaya başladı JAPON TOBACCO’yu pazarlayan şirketin arabaları… Bugünlerde, yıllardır sinsice ve de gizlice yapılan pazarlıkları sanki bilmezmişçesine siyasetçiler; birden destekçi oluverdiler TEKEL çalışanlarının iş akitleriyle ilgili sorunlarına… CHP’li Çetin SOYSAL biber gazı saldırısına uğradı az kalsın boğulma pahasına… Sesiyle, yüreğiyle destek vermeye geldi Edip AKBAYRAM… 12 Eylül 1980 öncesinde kalan işçi, emekçi sınıf dayanışması anısına Şevval SAM boy gösterdi kameraların karşısında… Bayan ECEVİT’siz olur mu ?... O da “Devlet Baba”ya kustu öfkesini; “Utanıyorum…Devlet Baba, babalığını yapmıyor diye utanıyorum” makamından… Ne yazık ki her şey boş, her şey nafile… Sonunda yenilmeye mahkum bu kafile…Bugün muhalefette olup da dün iktidarı paylaşanlar; küresel kapitalizmin sahneye koyduğu ve 90’lerın başından beri kamu kurumlarında başlatılan “emekçi sınıfı” güçsüzleştirme, eritme ve en önemlisi de sendikasızlaştırma aracı, yolu, yöntemi “taşeronlaşma” uygulamasını neden kaldırmadılar RTE’den çok öncesinde iktidarda oldukları günlerde ?…Oysa onların dönemlerinde bir yıllık sözleşmelerle gerçekleştirilen, kamu kurumlarındaki “geçici işçi statüsü” kadroları işte bugünlerin habercisiydi… Küreselleşme bağlamında en çok “öteki” ve “ötekileştirme” ya da ulus devlet kavramını tozumaya, erozyona uğratma amacını içinde gizleyen “yerelleşme” kavramlarına kafa yoran aydın, baydın kişilikler; küreselleşmenin, sınırların kalkması bağlamında üretilen o tatlı yalanlarına kanarken “sanki gelişmiş ülkeler,gelişmemişlere kucak dolayısıyla sınırlarını açacak, dolayısıyla tüm Dünyalılar gönenç içinde yaşayacak”…Nerede o yoğurdun bolluğu ?...Bitecek mi kulun, kula; köleliği, kulluğu küreselleşme sürecinde ?...Nedense küresel ekonomilerin sömürü düzenini daha da pekiştirmek bağlamında “acımasızca sınır tanımayan” emekçi sınıfı yok etmeye yönelik ayak oyunlarını görmediler (mi ?), göremediler (mi ?), yoksa görmek istemediler (mi ?) bu aydın, baydın kişilikler/kimlikler… Ki RTE’ye gelinceye değin… Çünkü bu uygulama Anavatan Partili Mesut Yılmaz’ın Başbakan olduğu dönemde başlamıştı…Ve onun ardından, özellikle de Bay(an) ECEVİT’in “koalisyon eşliğinde de olsa” başbakan olduğu dönemde ya da daha geniş bir anımsatmayla DSP’nin önce “büyük” sonra da “küçük” ortak olduğu dönemlerde de işçinin yazgısı IMF’nin buyruklarıyla sendika ağalarından, taşeron şirketlerin insafına bırakılmıştı. Bir dönemin 1475 Sayılı İş Yasası’nın CHP’li Çalışma Bakanı Bülent ECEVİT’in; işçinin-emekçinin yazgısını, karanlık geleceğini yazan bu “taşeronlaşma” yöntemi, DSP’li bir başbakan olarak koltuğa oturduğu günlerde nedense onun canını hiç acıtmamıştı ve yine o günlerde “Bay ECEVİT bedeninin içindeki başbakan” Bayan ECEVİT de bugünlerde Devlet Baba’nın, TEKEL işçilerine karşı babalığını yapmamasından dolayı utanç duyduğu gibi, nedense o günlerde hiç de utanç duymamıştı işçi sınıfının giderek olumsuzlaşan koşullarından…Çünkü Bay(an) ECEVİT’ler için o günlerde önemli ve de öncelikli olan; Hüsamettin ÖZKAN’ın dolaylı tarikat desteği ve de Vahdettin’in “vatan sevgisi” üzerine yapılan açıklamalar eşliğinde sağlanan, sağlam bir koltuk güvencesiydi… Ne yazık ki ülkemizde siyasal partiler bozuk saat gibi durdukları zamanda, durdukları yerde doğru söylerler… Ne zamanda, nerede mi ?... Elbetteki muhalefette olduklarında… Bugün işçi sınıfı TEKEL işçilerinin saflarında son nefesini, son gücünü yitirirken, onlardan yana söz söyleyip, halk ya da işçi-emekçi sınıfı dalkavukluğu yapmak; vahşi kapitalizmin dişli çarklarının arasında öğütülüp, kanı akıtılan işçiyi, emekçiyi kurtarmaya yetmiyor… Zincirlerinden önce, midesindeki açlık zilinin kırılması kaygısına düşen işçi sınıfının “üretimden gelen güç” tehdidi; “patron” Hükümeti ürkütmüyor, dolayısıyla isteklerini elde edemeyen emekçinin karnını da doyurmuyor… Hükümetin işçilere önerdiği 15 Şubat 2010 gününe değin işbaşı yapanlara ücretlerinin ödeneceği, yaşadıkları kentlerde başka kamu kurumlarında görevlendirilecekleri ve en önemlisi de milyonlarca işsize karşın “sendikalı olarak istediklerinin yarısı kadar olsa da” ücret karşılığında iş güvencesi, istihdam olanağı sunulacağı sözlerinin verilmesi karşısında işçilerin çoğu çözülüyor, direnişten geri dönüyor, işçi sınıfı eriyor, tükeniyor, dolayısıyla RTE’nin aba altından sopa gösteren sözleri karşısında emekçi sınıfı dün ekmek uğruna savaştığını söylerken, bugün ekmek uğruna savaş alanından çekiliyor… Ve böylece Hükümet de grev kırıcılık işlevini “pes eden, ekmek korkusuna, kaygısına düşen” işçiler üzerinden gerçekleştirmiş oluyor… Ne demişti 24 Ocak 2010 günü (hani şu ünlü 24 Ocak kararlarının alındığı güne göndermede bulunurcasına) ?... - Kusura bakmayın…Kasayı soyduramam !... Küreselleşme budur işte… Vahşi kapitalizmin sömürüsünün daha da acımasızlaşması… Küresel düşün, yerel yaşa… Göreceksin bak daha neler gelecek başa ?... Bursa; 9 Şubat 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder