18 Şubat 2014 Salı

Beşiktaş Şampiyon, Orta Direk Küme Düştü

“Baştan pazarlık; bu yazım birazcık boyalı basının, boyalı kadın yazarlarının yazdıklarına benzeyecek amma ve lakin başka türlü de yazılamaz anlatmak istediklerim… Bir başka deyişle özel yaşamdan yansımalar; bir ana-oğul söyleşisi içerikli bu yazı…”



 Bilindiği gibi son günlerde “make love” derdine düşen evli, çocuklu ve de başı örtülü ev kadınları soğan doğrarcasına oğullarını öldürebilmekte… Bu kadınların tam karşıtı bir yerde yaşamını sürdürmekte olan bendeniz ise 1 Ağustos 2009 günü; 37. yaşını dolduracak oğlunun daha da mutlu olması için bir günlüğüne BURSASPOR’u bir yana bırakıp, BEŞİKTAŞLI olabilmekte… Ve de kimlik kartında bile BEŞİKTAŞ (kuşkusuz doğduğu ilçe olduğundan) yazan ve son on yıldır Amerika’da yaşayan/çalışan/bilim üreten bu oğul Cumartesi akşamı kesinleşince BEŞİKTAŞ’ın şampiyonluğu Türkiye saatiyle 21.30 sıraları çaldırdı annesinin telefonunu; SİYAH sözcüğüyle ve annesinden aldı anında yanıtı BEYAZ diye…


 Geçmişte annesinin ayaktopu karşılaşmalarıyla ilgisinin olmadığını bilen oğul; “gerçi sen ilgilenmezsin futbolla ama benim için sevin ben mutlu oldum uzaklarda da olsam BEŞİKTAŞ’ın şampiyon olmasıyla” diye sürdürünce konuşmasını…”Bugünlük senin adına destekledim BEŞİKTAŞ’ı ve de sen sevinesin diye şampiyon olmasını içtenlikle istedim” dedi anne…
Oğul mutlu oldu bu sözlerden daha sonra da sürdürdü konuşmasını; “ 37 aydını yakanlar şampiyon olmasın ne şimdi, ne de gelecekte”…

 Oğul aylak değildi günlerden Cumartesi olsa da, gece yarılarına değin ve de hafta sonları da çalışmaktaydı çünkü hep böyle yapıyorlardı Amerika’da bilim insanları, insanlık için bilim üretirken…Ve ülkemizde insanlar boşa zaman çürütürken, oğul çalışmalarına döndü “yeniden ararım, daha çok konuşuruz” sözleriyle…


 Cumartesi’nin ardından, güzel bir Pazar günü geçirdi anne iki teker üstünde, Büyükorhan’ın GÖRECEK Yaylası’nda motosiklet tutkunlarıyla; BAHAR ŞENLİKLERİ’nde…
Ve o gün takvimler 31 Mayıs DÜNYA SİGARASIZ GÜNÜ’nü gösterse de ORHANELİ TERMİK SANTRALI’nın dumanlarına hayıflandı ve bolca resimledi doğayı kirleten dumanları, “yoksa baca filtresiz mi yapılmaktaydı üretim?” diye de epeyce kaygılandı…


Doğanın içinde, yeşilin koynunda geçen bir günün akşamında eve döndüğünde anne, oğlu aradı yine, her hafta sonunda olduğu gibi yalnızca ana-oğul, hal-hatır sorgulamasının dışında, gelenekselleşmiş bir biçimde gerçekleşen soru-yanıt içerikli ülke-ulus sorgulaması için, “Neler oluyor, gazetelerin yazdıklarının dışında senin gözlemlerinle ülkede durum ne, anlat bakalım ?...”


 Önce günün olaylarına ilişkin televizyon yansılarından duyurulanlarla başladı söze anne: -Tabut politikasının son neferi ERBAKAN, dört kişinin koltuklamasıyla CİHAD çağrısı yaptı senin şampiyon BEŞİKTAŞ’ın stadyumundan yandaşlarına…Haçlı seferlerine çağrı çıkaranlardan farksızcasına…
İşin doğrusu ERBAKAN’ın “İslam dini, cihad dinidir” sözleri televizyon yansılarından dolunca kulaklarıma, akladım RTE’yi bir parça, ERBAKAN’ın yanında demokrat kaldı diye… Dört kollu yerine, dört kişinin koltuklamasıyla ayakta tutulmaya çalışılan Kadayıfçı; alenen yapmaktaydı cinayet çağrısı… Üstelik “kadayıfın altı, üstü kızaracak” diye beklerken o, ülke kandan kızardı, kana bulandı, asker bunları alaşağı etti, Zincirbozan’da ağırladı, yine de bu kadayıfçı uslanmadı, geçmişte de “kanlı mı olacak, yoksa kansız mı ?” söylemlerinin ardından yine çıktı, çıkacak siyaset sahnesine derken; erken, erken yaptı CİHAD çağrısını…

Oğul anımsattı anneye; -Sen dememiş miydin 12 Eylül darbesi ülkeyi daha da geriletti, cihad çağrısı yapanlardan daha da çok zemin hazırladı gericiliğin yayılması için ülkede ?...
 Anne “bio-informatik, genom bilim” dışında, siyasetle de ilgilenen oğluna dedi ki; “ben futbolla ilgilenmezdim, sen de siyasetle…Bak nasıl değiştik ikimizde… Sen büyüdün siyaset ilgi alanına girdi ve ben de hafife almaya başladım bazı şeyleri, yorumlar yapmaktayım artık futbol üzerine bile”…
Oğul; “Yok, senin kadar değilim ilgili siyasetle…Değiştiremeyeceğim şeyler için burada kendimi yıpratmanın anlamı yok… Hem sen demez miydin siyaset bilimi üzerine bilgilendirirken beni; her halk layık olduğu yönetimi bulur diye ?...Ne yazık ki Dünya’nın genel görünümünden bakınca ülkeye, halkın bu yapısına karşılık işte bu yönetim…Ve bu gidişle CİHAD için çağrı yapanlar bile oturur iktidar koltuğuna… Onlar uygun gelir giderek irtifa kaybeden bu halkın mantığına” deyince, anne destekledi onun bu düşüncesini; “sınıfsız toplum olsak da mavi kan asaleti anlamında, hani TÖ döneminde, ekonomik yapıda halk katmanları arasında bir ORTADİREK vardı, ha yıkıldı, ha yıkılacaktı TÖ’nün IMF’ye dayalı ekonomi politikaları bağlamında…


 Bilindiği gibi ORTADİREK sizlere ömür…Şimdi onlara seçimden, seçime “oy karşılığında” veriliyor bulgur, nohut ve de “yakılması yasaklanmış/sakıncalı cinsinden” kömür…İşte bu ekonomik yapıdaki ORTADİREK örneği, kanımca vardı geçmişte toplumsal yapıda da bir orta direk…Biraz hoşgörülü, biraz anlayışlı, ama yine de ar-namus-haya ve tüm yasaklar bağlamında şerefli, haysiyetli, onurlu…Değerlerini koruyan, ülkesine, ulusuna, komşusuna, ailesine yarayan… İşte o ORTADİREK de sizlere ömür…

Toplumsal yapıdaki ORTADİREK de bel vermekte; bir bölümü değerli olmak için kendine yatırım yapmakta, Dolar/Euro biriktirmek yerine ve giderek de üstün gelmekte “süper ego”su her türlü tutum ve davranışlarında…Ve bir kısmı da iyice el vermekte “id” aşamasındakilere… Midesine bir lokma ekmek girsin diye, erkeklerle yatağa giren kadınlar çoğalmakta…
Ve giderek Tayland’a benzeyecek diye ülke ürkütücü yorumlar yapılmakta, ailelerin küçük kızlarını seks pazarına sürmekte olduklarına ilişkin…



Senin anlayacağın yakışıklı oğlum; MARX dedenin de bir zamanlar yazdığı gibi alt yapı, üst yapıyı belirlemekte… Ki senin anlayacağın sözlerle “alt yapı” ekonomik yapıya karşılıktır ve de “üst yapı” da toplumsal yapıya…İşte bunun günümüz Türkçesi’yle tam karşılığı da, bir lokma ekmek uğruna yalnızca oylar satılık değil… Kadın, kız, kızan…Her şey satılık… Hele ki mayınları temizleme karşılığı şehid kanlarıyla sulanmış vatan/yurd toprakları “beleş”…Nazım’ın dizelerinde bile “yarin yanağından gayrısı” paylaşılırdı, şimdi yar’lar, kar (üzerinde inceltme imleci vardı bir zamanlar, Türkçe de erimekte/eritilmekte karlar gibi) kaynağı oldu, bir lokma ekmeğe tedavül edildi… Bu haftanın özeti oğlum; BEŞİKTAŞ şampiyon, ORTADİREK küme düştü…


 *Kuşkusuz kimse, kimsenin çukurunu doldurmayacak…Ama Kadayıfçı; “fasa, fiso” edebiyatçısı ve de “gulu, gulu dansçısı” ERBAKAN; hastalığı ya da yaşlılığı gerekçesiyle kayıp paralar için yatmamıştı cezaevinde…”Hani hastaydı?” soruları eşliğinde yapıyor CİHAD çağrısı… Bu adamlar varoldukça bitmez bu ülkenin “demokrasi bağlamında” başağrısı…

Selma ERDAL; Bursa, 2 Haziran 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder