22 Şubat 2014 Cumartesi
Lodos Çocukları
Bilindiği gibi BURSA, Güney Marmara’da bir yeşil kent… Her ne denli yeşilini yok etmek, yakmak, çalmak için uğraşlar verilse de, yeşil adını/kimliğini yitirmemek için direnen bir yeşil kent… Bir de Güney’den esen yeli, bir diğer deyişle Lodos’u olan kent… Kentin üstüne kapkara çöken kirliliği doğallıkla dağıtan, kentin havasını arındıran da Bursa’nın bu Lodos’u…
İpekçilik Enstitüsü’nün (ki diğer adıyla Tohum Mektebi) komşuluğundaki evimizden Setbaşı İlkokulu’na başladığım 1960-61 yılından bu yana bilinçli bir biçimde Lodos’la tanıştığımdan, diyebilirim ki Lodos’lu Bursa’nın LODOS ÇOCUKLARI’ndan biri olarak büyüdüm. Okula giderken, Lodos’lu günlerde annem öğütlerdi:
-Aman saçak altından gitmeyin, başınıza kiremit düşer…
Annem yalnızca böylesine bir uyarıda bulunurdu, o kadar… Ne okullar kapatılırdı Lodos esecek diye, ne de Ölüm Meleği bizlere Lodos kimliğiyle gelirdi… Çünkü o günlerde Bursa evleri iki katlı (ne de olsa birinci dereceden deprem kuşağında yaşadığımızın bilincinde olan yerel yöneticiler, üç kattan çoğuna izin vermezlerdi ki bunun bir diğer anlamı; o günlerde oydan çok, oy verenler daha önemliydi, daha değerliydi), sokakları bol ağaçlı, apartman denilen ölüm tuzaklarıyla çirkinleştirilmemiş, en önemlisi de okulların çatıları uçmaz, yap-satçılar Devlet’i yanıltmaz, Devlet görevlileri de yetkelerinin DENETİM olduğunun bilincinde, bizler de güven içinde yaşar giderdik. Bir de Lodos estiğinde sobalar yakılmaz (ki gerek de yoktur; çünkü Lodos estiğinde hava ılık olur), doğaldır ki Lodos kurbanlarına helvalar kavrulmazdı. Sonraları neler oldu, ne değişiklikler yaşandı da Bursa’da çocukları yel aldı süpürdü, bir de uçan çatılardan düşen damlalarla sel aldı götürdü (anımsayınız; DSP’li Bilenser döneminde)?...
Mart 1994 seçimleri öncesinde Yıldırım İlçe Yerel Yönetim Başkanı’nın (ki DYP’li Sayın Zeki EKE dönemi), Uludağ’ın yamaçlarında, orman sınırının içinde yükselen beş katlı gecekondu-apartmanlar, ardından yine ilk kadın başbakanımızın döneminde söz verdiği imar affı, derken Teferrüç (Boşnakça mesire yeri demektir) bölgesinde yaşayan çocuklar için açılan okullar ki Uludağ’ın eteğinde, başkaldırırcasına doğaya (gerçi bugünlerde de TOKİ harıl, harıl oymakta, Uludağ’ın eteklerine villalar koymakta, kuşkusuz Ölüm Meleği de gün saymakta Lodos ve de erozyon/tozuma nedeniyle eline düşecekler için), başkaldırırcasına Lodos’a, sele, yağmura… Doğa bu, dinler mi us dışı eylemleri, istemleri ?... Uçuruverir çatıları böyle… Üstelik; “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” anlayışındaki yetkililer umursamazsa bu yaşananları… Ne de olsa en kolayından nüfus planlaması…Yerel ve genel seçimlerde oy toplama kaygısıyla; ulusumuza saygısızca, sorumsuzca Doğu’dan Batı’ya göçü özendirme, Anadolu’nun yoksuluna liberal libas giydirme çabaları “taşı, toprağı altın kentlerde”…
Ardından dağ-tepe, orman-dere yerleşmelere açılacak, sonra Lodos’ta çatılar çevreye saçılacak… Sonuç; 1998’de yedi can… 1999’da neyseki yaralılarla sorunun geçiştirilişi… Ve bugüne değin; her yıl Lodos’ta, zehirlenen yüzlerce kişi… Bütün bu olumsuzluklara karşın neler yapılıyor, ne gibi önlemler alınıyor?...
Günümüzün Bursa yerel yönetimlerince, geçmişte yapılan bu yanlışlardan ders alınıp, yetersizlikleri gidermek, onarmak ya da Lodos’a karşı alınacak önlemler için kentimize sonradan gelenleri uyarmak için neler yapılıyor (ki gerçek Bursalılar Lodos’ta neler yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini iyi bilirler) ?... Yoksa; “Söylemimiz AK’tan, ölüm HAK’tan” düşüncesiyle, Lodos’tan öleceklere yalnızca beş metrelik ak kefenler mi hazırlanıyor ?...
AKP’den önceki DSP’li Bilenser yönetimi de; “Toplam Kalite” söylemiyle gelmişti yerel yönetime… Kuşkusuz “Toplam Kalite” çağdaş bir kavram, iyi de sormak gerekmez miydi o günlerde; “Nerede kalite?” diye… “Yaşam alanlarının sağlığa uygunluğundan bile önce, sağ kalınmasına uygun olup olmadığı (ki 1998’de yedi can yitirildiği gerçeğinden yola çıkıldığında) incelemeden, araştırmadan yapılar yapılsın, oylar sandığa atılsın, gelsin yerel yönetimlerin egemenliği” düşüncesinde miydi?...
Gerçi sorunsalın başlangıcı vurgulanırken, 1994’ün yerel yönetimlerinin anılması nedeniyle sanılmasın ki bu yanlışların öncüsü onlar… Kuşkusuz onlar değil, onlar yalnızca ardılları… Kaldı ki bu yanlışların başlangıcında, o günlerde belki onlar henüz çocuktu, belki de Dünya’da bile yoktu MENDERES’in; “her mahallede bir milyoner” düşleriyle, Batı’ya göçü özendirdiği günlerde… Bilindiği gibi; bu yanlış kararların sonucunda enflasyon canavarımız her mahallede bir değil, binlerce milyoner yaratmasına yarattı da bununla birlikte her mahallede yeni, yeni gömüt alanları açıldı. Korkarım ki bu gidişle; her yapının otoparkı, oyun parkı ile Lodos’tan ölenler için gömütlükler oluşturulması da koşul olarak konulacak yeni yapılaşma tüzüklerine, yönetmeliklerine…
22 Kasım 2008 günü Lodos yeli Bursa’da yaşamı durdurdu… Yüzlerce kişi karbonmonoksit gazından zehirlenerek hastanelere taşındı ve ölümler de oldu…
2009 yılının Bursa’daki Lodos fırtınasıyla birlikte gelen ilk yağmurunda da TOKİ’nin KESTEL’deki konutları da RTE’ye ve onun Bursa yerel yönetimindeki egemenlerine ihanet etti; depreme tutulmuşçasına sallandı konutlar lodosla birlikte, pencere doğramalarından sızan yağmur sularıyla ıslanmadık yer kalmadı tende, kemikde ve de ilikde…RTE’nin “sözde” konutzadeleri dönüşüverdi konutzedelere…
Yıl 2010… Aylardan Ocak…Düşse de Uludağ’a; henüz kar kaplamadı Bursa’da yolları, çatıları, damları…Yıllardır küresel ısınma bağlamında göremedik kardan adamları…Bugünlerde Meteoroloji uyarıyor Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgası nedeniyle kentsoyluları…Lodos yeli de; yeni, yeni esmeye başladı, Mart sonuna değin daha da sıkça eser… Ve kim bilir bu yıl da yine Lodos yeliyle kaç kentlimiz Ölüm Meleği’nin peşinden gider?...
Amacım yalnızca Nasreddin Hoca gibi, testi kırılmadan önce uyarıda bulunmak… Ne de olsa son birkaç yıldır bizler gibi gerçek “hemşehriler”i Kent Konseyi’nden dışlayan AKP’li yerel yöneticiler, sonradan olma Bursalılar’la “kentlileşme” ve de “Bursalılaşma” oyunları oynamaktalar. Erdem SAKER döneminden beri “yerel yönetimlere halk katılımı” çalışmalarının içinde yer alan bir Bursa Çocuğu ve de Lodos Çocuğu kimliği ve bilinciyle bu günlere gelmiş bir yetişkin olarak öneride bulunmak isterim ki öncelikle “Lodosla yaşamayı öğrenme eğitimi” versinler Bursalılaştırmak istediklerine… Çünkü kış ayları geldiğinde gerçekten de Bursa’da yaşamanın, Bursalı olmanın önkoşuludur “Lodosla yaşamayı bilmek”… Bu eğitimi vermezlerse her yıl kış başlangıcında “usanmadan yeniden ve yeniden” Bursa’yı ve de ülkeyi yönetmekte olan AK’ı, KARA’sına karışmışlar; yoksa bu gidişle oydaşlarını yitirecekler… Bir yandan LODOS , bir yandan BAYKAL, BAHÇELİ, doğanın yanı sıra, ulusalcı-milliyetçi muhalefeti…
Bekleyelim bakalım yalnızca Bursa’da değil, ülke genelinde; gelmekte olan yağmur, kar, fırtına ve Lodos’la birlikte ulusumuz yine ne acılara olacak gebe?... “Hamdolsun ekonomik kriz teğet geçmişti ya” ama nedense giderek yoksullaşan bu ülkede; Edirne’den giriş yapan kar, kış bakalım bu yılda da neler edecek yoksula, garibe ?...
Selma Erdal
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder