22 Şubat 2014 Cumartesi

Ekonomi Tıkırında

*Bu yazı; tarafımdan 6 Nisan 1994 günü yazılmıştır… Yerel radyolarımızdan (Bursa’daki) biri dün sabah kurulan telefon bağlantısı ile bizlere görkemli bir ekonomik paket sunan yetkililerle söyleşiyor. Yetkili diyor ki; “Bu bir Ekonomik Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaşı kazanmak için en büyük yük dar gelirliye düşmektedir. Bu savaşı kazandığımızda en büyük onur, onundur.” Aman efendim lütfettiniz, bu onuru sizlere sunalım. Bu onur sizin olsun, sunduğunuz bu onurlarla halk ölüyor, bu gidişle onursuzluğu iş edinecekler soluk alabilmek için bilesiniz… Önceki gün açıklanan ekonomik önlemler bildiğiniz gibi yüreklerimizi durduracak nitelikte… Gerçi bizler halk olarak bize ne verilirse alırız, tepkisiz topluma çıkmış ya adımız bir kez… Yüklenirler de yüklenirler. Hani suçun birazı da bizde… Borsacıların önündeki kuyrukları görünce diyorlar ki gelsin zamlar… Anımsayın bir kez 24 Ocak Kararları’yla da yastık altındaki paraya, kadınlardaki altın takıya gözlerini dikmemişler miydi ?... Hamasi nutuklardaki; “Milletçe fedakarlık” ya da Türkçe söyleyişle “ulusal özveriye” eyvallah, eyvallah da yükü omuzlayanlar yalnızca bir garip orta direk mi, yerle bir olan direk mi olduğu artık belirsiz halksa… İşte o zaman bir durup düşünmenin günüdür. Her zaman dile getiririz; ülkemizin yüzde 20’lik azınlığı, ulusal gelirimizin yüzde 80’ini alıyorsa ya da yüzde 80’lik çoğunluğa yüzde 20 gibi bir lokma kalıyorsa… O zaman biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar. Halk ADİL DÜZEN’e de, düzensizlik’e de geçit, Refah’a oy verir. Gerçi ülkemizin bu açmazının başlangıç noktasının Çiller iktidarı olduğunu söylemek haksızlıktır, yanılgıdır. Bu gidişin başlangıcı bir türlü mimarı olunmakla paylaşılamayan ünlü 24 Ocak Kararları’dır. Çiller ancak bu başlanmışı, hızlandırıcı bir işlev görerek öncüllerinin yolundan özenle gitmiştir. Halkımızın işini de bitirmiştir. İşte bu nedenlerdi ki halkımız onun hangi babanın kızı olduğunun da henüz ayırdına varamamıştır. Gelelim şu “milletçe fedakarlık” ya da “ulusal özveri” konusuna; gerçekten de ekonomik sıkıntıları paylaşım oranı eşit olacaksa, ülkemizin geleceği için boynumuz kıldan ince, ölürüz bu yolda… Ama; birileri sürekli inişe geçerken, başka birileri de sürekli yükseliyorsa, işte orada biraz durmak gerekir. Yoksa kişi başına ulusal gelirimizden payıma düşen 1200 Dolar’ım nakit elime sayılsın isterim, anlamam. Oysa bir bakıyorsunuz ki; ülkemizin ekonomik nedenlerle yaşadığı doğal kaynaklara yönelik saldırının neden olduğu ülke coğrafyamızdaki erozyon benzeri, ekonomiyi düzeltme uğruna yapılan düzenlemelerin neden olduğu toplumsal erozyona da dar gelirli halkımız uğruyor. Evet; milletçe fedakarlık, ulusal özveriye gerçekten de eyvallah, ama bu acı reçetenin acı ilaçlarını her zaman dar gelirliler içeceklerse, yandı gülüm keten helva… Ama yine de aldırmayın, boşverin, ekonomi tıkırında... Şimdi düzeltmek istediğimiz pek çok bozukluğa çözüm kendiliğinden gelecek… Örneğin; benzin zammının ilk günü trafik biraz rahatladı. Eh bizler de pek ehli keyif olmuştuk hani, neredeyse WC’ye bile otomobille gideceğiz. Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar… Üstelik sigaranın, alkolün sağlığa zararlı olduğunu hep söyleriz de, nedense kurtulmanın yollarını bir türlü denemeyiz. İşte sizlere bir olanak; paracıklarınızı sigara dumanı olarak tüttürmeyiniz, artık kurtulun bu illetten. Hem sağlığınız, hem paranız sizde kalacaktır. Belki anımsarsınız, Özdemir Erdoğan bir şarkı söylerdi; “Hava bedava, su bedava…Bedava yaşıyoruz bu memlekette” diye… İşte artık öyle yaşamanın yollarını öğrenmeliyiz; otomobilsiz, sigarasız, alkolsüz, ekmeksiz yaşayamayız elbette ama lokmalarımız sayıyla… Ve sonra ekonomi tıkırında… Gerçekten olur mu, inanıyor musunuz ÇİLLER-KARAYALÇIN ikilisinin CEK-CAK’larına ?... Sizlere yeminle açıklıyorum ki ben bu yazımı bugün yazmadım… Ben bu yazımı; DYP-SHP koalisyonu döneminde, ülkemizin ÇİLLER-KARAYALÇIN yönetiminde olduğu günlerde 6 Nisan 1994 gününde yazdım ve de Bursa yerel basınından HAKİMİYET Gazetesi’ndeki “ekonomiden politikaya” başlıklı köşemden okurlarımla paylaştım… Gerçekten de bugün yazmadım… Bugün yalnızca yazımın yazılıp, yayınlandığı günden yaklaşık 15 yıl geçmesine karşın, değişen nedir diye sorguladım… 15 yıl sonrasında değişenlere gelince; ince, ince inceleyelim birlikte… Küresel bağlantılı olduğu ileri sürülse de; ekonomik kriz yine gündemde… Halkımız yine bir onur savaşımı vermekte “ bilindiği gibi aç insan inançlarını / değerlerini bile yermiş”… Alınması düşünülen ekonomik önlemler yine düştü dillere… Sokaklar yine bomboş; yalnızca otomobiller değil, halk da yok sokaklarda… Değişenlere gelince; o günlerde CHP’nin türevlerinden SHP, DYP ile ülkeyi yönetmekte… Günümüzün AKP’sinin öncülü REFAH Partisi muhalefette… Bir diğer deyişle; günümüzdekinin karşıtı bir durum… Ama halkta nedense değişmiyor hiç konum… Sanki zaman hiç geçmemiş gibi, sanki zamansız bir ülke TÜRKİYE… Üstelik siyasal yaşam tarihimizde gidersek daha da gerilere; 1950’lerden beri ülke, enflasyonun pençesinde… Ben de 1 Aralık 1953 günü düştüm bu gezegene; bir çeşit enflasyon çocuğu olarak… Gün bu gün, saat bu saat; hiç değişmedi bu ülkede nakarat: Ekonomik kriz, enflasyon, bunalım… Enflasyon çocuğu olarak doğdum, büyüdüm, bu günlere geldim… Bu gidişle de değişmeyen bu kimliğimle yaşama hoşça kal diyeceğim...Diyeceğim diye düşünürken neyse ki müjdeler, muştular ve de büşralar olsun ki onur savaşımı veren halkımıza… Teğet mi geçti, yoksa delip mi geçti tartışmaları süredursun siyasetçiler arasında; duyuruldu tv yansılarından, ulufe dağıtılacakmış Hükümet’çe, piyasa şenlensin diye… Verilecekmiş bir miktar para, memur-emekli kim varsa; takılabilecek oltanın ucuna… Rüşvet değil bilakis hedaye kabilinden…Ve potansiyel enayi ya da keriz varsayılan bizler; ardından el açıp dua edeceğiz büyük olasılıkla RTE’ye: - Hamdolsun ekonomi tıkırında, Yüce Rabbimiz zeval vermesin bu Hükümet’e… Kriz de neymiş ?... Bir şeycikler olmaz bizlere… Selma ERDAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder