9 Mart 2014 Pazar

Bira, Hamburger, Cola Devrimi

Henüz dün gibi belleğimdedir 17 Ocak 1993 günlü gazetelerin EKONOMİ sayfalarında yer alan “Shevardnadze, EFES PİLSENCİLER’in yakasına yapışıp fabrika istedi…” duyumuna ilişkin başlık… Kim miydi bu SHEVARDNADZE ?... Sovyetler Birliği dağılmadan öncesinde, Sovyetler Birliği’nin Dışişleri Bakanı ve birliğin dağılmasının ardından Gürcistan’ın ilk devlet başkanı olan kişi… Neden Efes Pilsenciler’in yakasına yapışmışdı derseniz; elbetteki bira için derim… O günlerde neden bira istediğini de, başkan şöyle açıklamışdı: -Vatandaşlarımızın komünist sistemden kurtulduklarını hissetmeleri için siyasal reformlar değil, marketten kutu bira almaları çok önemli… Düşünebiliyor musunuz ?... Türkiye Cumhuriyeti’nden bile eski bir geçmişi olan Sovyetler’de, kişiler baskı ve sindirmeyle öyle bir duruma girmişler ki değişimi ancak somut göstergelerle kavrayabilmişler. “Siyasi reform” gibi soyut kavramlar insanların düzen değişikliğini algılamalarında yetersiz kalmış. Yine o günlerde Gürcistan Başkanı şunları da demişdi: -Bizim komünist sistemden, liberalist sisteme geçmemizi sağlayan kararlar çok önemli değil.Halkımıza bu değişimi anlatabilmek için tanınmış markalara ihtiyacımız var. Eğer bir de Mc Donalds Gürcistan’da şube açarsa, benim halkım istediği an marketten kola alabilirse, işte o zaman gerçek anlamda liberalizm gelmiş demektir. Ne düşünüyorsunuz bu sözler için ?...Ne kadar da Turkish Liberal Economy Politics bir durumla benzeşiyor değil mi ?... Anımsanacağı gibi ülkemizin yurtdaşları da Eylül 1980 sonrasında yabancı mallara boğularak bir Amerikanlaşma politikasıyla karşı, karşıya kalmıştı ve bunun sonucunda; dış alımımızın, dış satımımızın önünde giden uygulamalarla bizler de liberalleştiğimizi sanmaya başlamıştık (Gerçekteyse borç batağına dalmaya ya neyse... Çünkü bu düzen; yalnızca bizim “dışarının mallarını satın aldığımız” bir liberal düzendi, bir başka deyişle ülkemizin kapitalist ülkelerin açık pazarı olmasına yol açan bir aldatmacaydı)… Yine anımsanacağı gibi Mao’dan sonra Kızıl Çin Coca Cola şirketleri arasında bu ülkeyi ele geçirmek için amansız bir yarış yaşanmıştı. 1993 yılında “bira-cola-hamburger” saldırısıyla liberalleşmeye başlayan geçmişin Marksistler’i ve Leninistler’i bu süreci yaşarken; Gürcüler’in bizim Efes Pilsenciler’den bira istemelerinin yanı sıra, Rusya Federasyonu da Filipinler’den silah karşılığında muz istemişti. Daha sonra tüketim toplumunun tuzaklarına iyicesine düşen eski Sovyetler Birliği halkları; Antalya’da güneşlenmeye, Uludağ’da Noel kutlamaya, ülkemizin meyve ve sebzelerinden beslenmeye, Paris’den giyinmeye başladılar. Kuşkusuz bu değişim sürecinde eski Sovyet halklarının, yeni devletleriyle başlayan ilişkiler, 21. yüzyıl piyasa ekonomisi ilkelerine göre ülkemize ticaret anlamında zarar değil yarar getirmiştir (bazen de “kimyasal gübreleme” nedeniyle mallarımızın geri gönderildiği, dolayısıyla üreticimizin zarara uğradığı da olmuştur)… Elbetteki oyunu kurallarına göre oynamak ussal bir davranış biçimidir; değil mi ki insanlık küreselleşme bağlamında, vahşi kapitalizmin dişli çarkları arasında öğütülmektedir… Yalnızca burada vurgulamak istediğim konu; ekonomik güçlülüğün sağlanması için, siyasal istikrarın da sağlanmasının, dolayısıyla halkın ekonomik gönenci algılamasının da önemli ve gerekli olduğu konusu ve koşuludur… Yoksa eski Sovyet halklarının vodka yerine, biraya müptela olmuşluklarına ilişkin endişelerim olduğu sanılmasın… Vurgulamak istediğim; totaliter sistemlerde, baskı altında kalan insanların biraya, colaya, hamburgere bile nasıl yenik düştüklerinin kesinlikle ve kesinlikle unutulmamasıdır… İşte Sovyetler’de insan doğasına aykırı baskı ve sindirme politikaları sonucunda insanlar öyle bir patlama noktasına gelmişlerdir ki 70 yılı aşkın ideolojilerini bir yana bırakıp liberalleşme adına çözülmüşler ve Ekim 1917’de proleterya devrimi yapanlar, 1990’larda “bira-cola-hamburger devrimi” yapmışlar, resmi ideolojilerini çok kısa bir sürede terk etmişlerdir… Bilindiği gibi son yıllarda, ülkemizin egemenleri; halkımız için daha çok demokrasiden söz etmektedirler…Bununla birlikte bu söylemleriyle hiç de örtüşmeyen eylemleriyle; var olan haklarımızdan giderek daha da geri saydırırken bizleri, sakın ola ki göz ardı etmesinler sınır komşumuzda yaşananları ve bu yaşananların belleklerimizde bıraktığı izleri… Gülme komşuna, gelir başına deyişindeki gibi gün olur uygulanan baskı, sindirme, susturma, korkutma politikaları sonucunda; silah geri teper, en olmadık nesneye duyulan özlem, özenç nedeniyle kurulan zorlama düzen ansızın çöker… Bugün için Cumhuriyetin değerlerinden yana tozumaya, çözülmeye, yozlaşmaya uğrayan, uğratılan bu halk; oluşturulmaya çalışılan düzenden de hiç olmadık, hiç umulmadık bir nesne için geri döner… Hani olur ya…Kim bilebilir ki geleceğin neler getireceğini ?... Ne de olsa insanların istekleri sınırsız, paylaşılacak kaynaklar sınırlı olunca… Kim bilebilir ki neler olacağını?... Selma ERDAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder