10 Mart 2014 Pazartesi

KAÇAK

Elektrikteki kaçak değil bu, hani bir yerlerden sızıp da insanı yerinden zıplatıp, çarpacak türden…Gerçi elektriğin de KAÇAK olanı var sürekli vebali faturalarımıza eklenen…Eklense de KAÇAK elektriğin bedeli sırtımıza, yine de yenilmiyoruz hırsımıza; ödüyoruz…Amma ve lakin bizim buralarda durumlar pek sakin de nedense sınırlarda pek uslu durmuyor ülkemize TC diyenler…Yeşil kart, gerçek yoksula inat, bu ülkenin tüm avantasını yiyenler…Ki onlar için Devlet hazinesi deniz, yemeyen domuz…Bizlere gelince; çalıştığımız ölçüde tokuz…Ne Devlet’e yıkılırız, ne de avanta, beleş bekleriz, vergiyi, vergiye ekleriz yurttaşlık yükümlülüklerimiz neyse yerine getirmek de boynumuzun borcu…Kuşkusuz değildir haram evimizin harcı, özellikle de KAÇAK…Ne KAÇAK elektrik, ne KAÇAK sigara, ne KAÇAK gümrüksüz alış-veriş yabandan; girmez hiçbir yanlış yoldan kesemize kara para… Bir de bakalım Güneydoğu’ya…Ve geriye saralım filmi anılarımızda…Türkiye’de kaçakçılığın tarihi; Cumhuriyet öncesi ve sonrası…Dağlarda eşkıya gezerdi Hamido ile Barzani’nin babası…Ve külliyen en az yedi köyü olan toprak ağası; kaçaktan beslenir marabası…Ve de onlara göz yuman Jandarmanın dolar cebi; gelse de celbi ayrılmak istemez sınır karakolundan çünkü kaçaktan avanta dolgun…Ara, sıra kurşunu yiyen kaçakçının evi üzgün, anasının, kadınının yüzü solgun… Anlayamadım gitti; şu KAÇAKÇILIK meslek midir ?... Güneydoğulular için tanınmış bir ayrıcalık, hak mıdır ?... 70’li yılların sonunda, Bülent ECEVİT’in başbakanlığı döneminde; Gümrükler lime, lime edildi. Memurlar sorgulandı, yargılandı. Görev yerlerinden alındı, kimileri de memurluktan atıldı ama KAÇAKÇILIK sürdürüle geldi. Ve yıllarca yazıldı, çizildi gazetelerde ve özellikle de Uğur MUMCU’nun kaleminden CUMHURİYET’de… Ve yine son günlerde Gazete CUMHURİYET’de genelde KAÇAK, özelde ULUDERE üzerine bir yazı dizisi var, içeriği KAÇAK yolunda ölen/öldürülen 35 kişinin ailesiyle yapılan görüşmelerden oluşan ; dizinin 18 Ocak 2012 günü yayınlanan bölümünün başlığı da şöyle: UÇAN KUŞUN HABERİ VARDI… Bu başlık bağlamında usuma düşüyor şu soru: Eğer “Uçan kuşun haberi var” ise; bu durumda gerçekleşen eyleme nasıl KAÇAK denebilir ?...İşte burası da öyle kolayca anlaşılabilir gibi değil ya neyse… Kuşkusuz KAÇAKÇILIK; yalnızca günümüze özgü bir olay değil, Cumhuriyet öncesi ve sonrası ve de günümüzün pek çok Güneydoğulu işadamı kisveli para babası; bilindiği üzere sermayeyi KAÇAKtan yapmış, pek çoğunun dedesi KATIRCI…Ki o KATIRCI meslek erbabının katırları; KAÇAKÇILIK için en önemli ulaşım aracı… KAÇAK ve KAÇAKÇILIK üzerine yalnızca Uğur MUMCU’nun dizi yazıları düşmedi bu ülkenin gündemine; bir dönemin ünlü öykücüsü Bekir YILDIZ, “Kaçakçı Şahan”la gözümüze, gözümüze soktu konunun hasını…Ve Tarık AKAN’ın “Katırcılar” filmi; konunun beyaz perdeye yansıyan “toplumsal içerikli” senaryosu…Çıkarılsa bu ülkenin ekonomik kayıplar kapsamındaki KAÇAKÇILIK ENVANTERİ ve de o günlerdeki söylemiyle KAÇAKÇI LEŞİ bilançosu; ULUDERE’de yaşananlar ne ki ?... Kimler, kimler düşmüştür kara toprağa KAÇAK yolunda; genç, yaşlı ayrımı yapılmaksızın, şu sınır boylarında ?… Başlarında sermayeyi veren toprak ağası, KAÇAK yoluna baş koyan marabası…Kurşunu yediklerindeyse; KAÇAK rantiyesi ağaya değil, Devlet’e çıkar günahın da, vebalin de faturası… Oysa bu Devlet; topraksız köylüye toprak için, bölgeler arası dengesizliğe karşı koymak için Doğu- Batı ayrımına düşmeksizin ATATÜRK döneminde de yaptı fabrikaları, ÖZAL döneminde de yöreye…Ama nedense bir son verilemedi şu KAÇAK yolundan ekmek yeme inadına ilişkin töreye…GAP bolluk, bereket getirse de tarlaya; onlar tarlaya mayın ekerler, tohum değil…İlle de marabalık yapacaklar ağaya, sürdüre gelecekler yaşamlarını KAÇAK yollarında böylesine sefil… Selma ERDAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder