19 Mart 2014 Çarşamba
Doğanın Dengesini Değiştirenlere
Önce Meksika’da ortaya çıktı… İşin doğrusu bu da Amerika’nın bir ayak oyunu, bir komplo teorisi olsa gerek dedim… Ne de olsa arka bahçesinde artık dilediğince oynayamıyordu Yanki, Ortadaoğu’ya gelip olmaya çalışıyordu Türk’e kanki… Özellikle de Meksika üzerinden Chavez’e değin bulaştırıp da virusu, yayılsın korkusu, ardından da yükselsin istemiştir “ please help us, help us” diye Latin korosu… Meğer ki değilmiş doğrudan USA’nın suçu…Payı vermiş açgözlü insan türünün bu sayrılığın yayılmasında; yüksek ateşle yataklara düşüp, bayılmasında…
Bilindiği gibi bugünlerde sardı küremizi domuzun gribi…Bu da hastalığın bir başka tür garibi… Yine hangi ayak oyunları, çıkar savaşları vardır içinde diye yorarken beynimizi, bir bilim insanımız giderdi merakımızı…
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA’ya göre; “domuz gribi” denen bu garabetin nedeni endüstriyel hayvancılıkmış… Türkçe mealiyle değerli doğa dostları; insan türünün doyumsuz hırslarından kaynaklanan hırsızlığıymış… Daha çok üretim, daha çok verim alacağım kaygısındaki insan; saygısızca davrandıkça doğadaki başka türlere, onların doğal üreme, çoğalma düzenlerine işte böyle sayrılıklar oluşmaktaymış…Bu sayrılıklar da öncelikle insana sorun yaratmaktaymış; mal derdine düşen insan, düşmekteymiş sonrasında can derdine… Ölümcül virus musallat olmaktaymış; yapmaksızın ayrıcalık kalleşine, merdine… Nasıl ki kocaman, kocaman para babaları, yoksul köylünün kümesine dikmişti göz, yakılmıştı kümesler köz, köz… Bağlanmıştı köylünün, marabanın eli, kolu… Fetva da verilmişti ülkeyi yönetenlerce; sanayi tipi tavukçuluk bu işin tek yolu diye… Domuzun gribi de işte aynen böyle; doğasından koparılan domuzcukların fabrikasyon üretimine geçilince, kar payı olarak dağıldı küremize virusler ince, ince…
Özün sözü; çıksın şu paranın gözü… Kuş gribi, domuz gribi, bir zamanlar da danalar delirmişti... İşte DELİREN DANALAR… Bir de beynime çakıldı bir soru: Acep tüp bebeler nedeniyle analar ne zaman ağlar böyle hoyratça doğanın işine karıştıkça egemenin eli “en az 3 çocuk yapın” diye sorumsuzca konuştukça dili?
DELİREN DANALAR
Bir varmış, bir yokmuş
Yerkürede uslularla birlikte
Deliler de çokmuş…
İşte bu yerkürede
Yaşarken bolluk, bereket içinde
İnsanlar günün birinde
Düşmüşler bir kor ateşe
“Çevre kirlenmesi” denen
Bir sayrılığın pençesine…
Sağaltımı olanaksız değil ama
Çok pahalıymış bu sayrılığın
Sonucuymuş bu çekilenler
İnsanlar arasındaki bir ayrılığın…
Çünkü yerkürede yaşayanlar
Çevre için ikiye ayrılmışlar
Bir yanda çevre dostları
Diğer yanda düşmanları
Durmaksızın birbirlerine saldırmışlar…
İşte o zaman çalmış
Yerküre için tehlike çanları
Onu sevenlerin buna çok sıkılmış canları…
Çevre dostları paylaşımcıymış
Özverili ve düşünceli
Sakınırlarmış doğanın yeşilini,
Korurlarmış kurdunu, kuşunu
Havasını, toprağını, suyunu…
Masal bu ya, iyinin yanında
Her zaman kötüler de olurmuş
Masalın sonunda onlar da
Yaptıklarından suçlu bulunurmuş…
İşte masalımızdaki kötüler
“Yalnızca bana, bana” diye inler
Kirletirlermiş doğayı, yerküreyi
Kuruturlarmış ulusların servetlerini
Sözün özü bu çevre düşmanları
Çılgınca para tutkusuyla
Açan çiçeğin, uçan böceğin
İşine, aşına, eşine karışmaya başlamışlar
Damda yuva yapan leyleği taşlamışlar…
Daha çok para kazanma
Daha çok ürün alma uğruna
Doğanın dengesini bozmuşlar
Yapay gübreler, yapay yemlerle
Sağlıksız bir yaşam kurmuşlar…
Hormonlu sebzeler, meyveler
Hormonlu sütler, etler
Halkın diline sakız olmuş
Doğal besinlerin tadı unutulmuş…
Toprak bire beş değil, beşbin vermiş
Ama bu zorlama, bu yapaylık
Toprağı da germiş…
Ne sebzelerin, meyvelerin doğal tadı kalmış
Ne de ürünler topraktan besin almış
Olanlar yalnızca tarlalara mı olmuş ?...
Tarlalarla birlikte, yemlikler de zehir dolmuş…
Hayvancılığı geliştirme uğruna
Yeşil çimenden beslenme yerine
Geçildikçe kimyasal karışımlı küspelere
Bilinmez sayrılıklar belirmiş
Sonunda danalar da delirmiş…
Otlaklara düştüğünden beri asit yağmurları
Çayırlardaki otları da zehir bürümüş
Sarıkızların bedenine kanser yürümüş
Çaylardan da boyalı sular akar olmuş
Sulardan içen inekler, kuzular
Çevrelerine bön, bön bakar olmuş
Bu yaşananlar da;
Çevre dostlarının yüreğini yakar olmuş…
Sessizce yakınmış hayvanlar;
Nerede şimdi o taze otlar, samanlar
Çok gerilerde kaldı o mutlu zamanlar
Diye inim, inim inlemişler
İnsanlarsa sanki bir kaval dinlemişler
Aldırmamışlar bozulan doğal dengelere
Dönmüşler paragöz, bencil sürüngenlere…
Bu aykırı yaşama baş kaldıran
Otlar kurumuş, meyveler çürümüş
Deli danaların etleri insanları öldürmüş
Çevre düşmanlarının yazdığı bu kara yazgı
Çevre dostlarını acı, acı güldürmüş…
Demişler ki;
Bereketli Anadolu toprakları çoraklaştıkça
Sırasıyla avuç açtık yabanın
Pirincine, buğdayına, deli danasına
Acımadık halkımızın yavrusuna, anasına…
Nasıl da unutuverdik atalarımızın öğütlerini
Yabanın güvenilmezliği üzerine yaktıkları ağıtlarını
Geçmişde yardım diye besinlerin bayatlarını
Verip de yalan dostluklarını sergileyişlerini…
Ders almalıyız yaşananlardan
Daha da güvenli olabilmek için gelecekde
Sanılmasın ki yabandan yardım gelecek de
Kalkınacak bu ülke, bu ulus
Böylesi aymazlıklarda kalırsak
Günümüz de, gecemiz de kirli, sisli, pus
Sen, sen ol, aç kalmayı yeğle
Yabanın hormonlu deli danasını kus
Ek tarlanı, toprağını alın terinle, emekle
Doyarsın Anadolu toprağının verdiği ekmekle
Yeşil çimeninde beslenen sarıkız inekle
Diyelim ki ders alınsın bu amansız dertten
Silinsin kuşkular, endişeler ülkemizden
Ürkmesin ulusumuz yarınlardan, olsun umutlu
Güvensin özkaynaklarına, gelecekleri hergün mutlu…
*DELİREN DANALAR 90’lı yıllarda “deli dana salgını” nedeniyle yazıldı Selma ERDAL diliyle/eliyle… Ardından kuş gribi, şimdilerde de domuz gribi… İşin garibi; ben gibi / bizler gibi doğa dostları, çevre dostları “aman ha” dedikçe doğal dengeler adına, düşmanlar aldırmıyor doğa için, çevre için kaygılanan ne adama, ne kadına… İşte “revizyon” yapıldı kabinede, RTE tarafından… İlk icraatını duyurdu yansıdan; yeni atanan “NÜKLEER” ENERJİ BAKANI… Yakındır sayesinde HAMDOLSUN Kİ NÜKLEER SANTRALLARIMIZ DA OLACAK… Radyasyon sayesinde daha çooook ölüm çukurları dolacak…
Selma ERDAL
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder