10 Mart 2014 Pazartesi

Sen Öyle Varsay (ya da Zannet)

Bir lokma, bir hırka diyorlar ya …Ve en son dillendirilen rivayete göre; Peygamber Efendimiz Ramazan’ın son on günü, yalnızca beslenirmiş kuru üzümle…

Üstelik de bayram geliyor diye hazırlıklar yapmak; baklavalar, börekler açmak olmazmış…Çok yemek yemek harammış…

Sen öyle varsay, sen öyle zannet; Ramazan sofralarını şölene çevirmek sana günah…Çünkü harcayacak paran olmayınca cebinde; bakarsın çarşı, pazara ve çekersin sürekli derin bir ah…

Gerçi “az yemek” cihetinden sürekli verilince fetva; bu Ramazan kimseler inleyemedi “bu nasıl yokluk, bu nasıl pahalılık ?” diye…

Cennet yolcusu olabilmek hasebiyle; zamlar çekildi sineye, züğürtlüğün adı bu kez “kibarlık budalası” değil, “cennetlik adam” oldu, yokluğun fiyakası dindarlık kisvesi altında yerli yerinde…Oysa açlık halkın; yalnızca midesinde değil, terinde, ki o ter bile tatsız, tuzsuz…
Aça dokuz yorgan örtmüşler uyuyamamış deyişindeki gibi aç Müslüman bir de uykusuz…
İftardan, sahura dolaşıp duruyor sokaklarda; çöpleri karıştırıyor kuytularda Lokmalar sayıyla da ya hırkalar ?...
Bak işte o da çok mühim bir konu; hırka dediğin, Eyüp Sultan’da sergilenen Peygamber’in hırkası gibi olacak, gösterişsiz, sade, yalın…
Hele, hele ki bir hırkadan fazlası; yakışır mı gerçek Müslüman’a ?...
Ama o senin softa; şölen gibi kurmakla kalmıyor sofra, sırtında en pahalısından, en kalitelisinden aba…
Yaz günü halis ipekli, keten, Nil kıyısında üretilmiş pamuklu; kış günü kaşmir palto, sanki sırtında soba…Sen gibi gerçek Müslüman’a yakışır paçavra (Çin işi sentetiklerden)…
Ve illa ki mal, mülk; bilesin ki gerçek Müslüman için aç gözlülükle edinilmiş mal, mülk, Yaradan karşısında bir yük, affı olmayan büyük günah…
Sen ki gerçek Müslüman olarak ereceksin gönence, refaha; ahiret günü gelip çatınca Cennet mekanda…
Ama bu dünyada uzatırsan elini mala, mülke, bilesin ki uzatmış olursun harama; girsen bile her yıl ihrama, affolmaz günahın…
Ama bunları sana söyleyen, beynini, benliğini bu mealde yıkayan Cemaat-i Müslimin ve bilhassa Cemaat-i F tipin; arşınlar durur her gün Haliç dolaylarını, inceler durur “kentsel dönüşüm/rantsal bölüşüm” planlarını, peyler tarihi eser namlı eski konakları, bekler durur yapılacak değişiklikleri, düşler durur varsıllıkta erişeceği eşikleri…
Tarihi eser namlı konaklara, konutlara bir çivi çakamazken mülk sahibi; Cemaat-i Müslimin ve dahi Cemaat-i F tipin kürk sahibi efendileri, yanlarında hukuk savunmanları peylerler mülkün hasını ve en asını ve dahi beklerler Sadrazam Efendileri’nin kaldırıp da asasını “Yeter; nedir bu dokunulmazlık böyle ?…Bizansın altınları bekliyor bizi aheste, aheste… Elimiz, kolumuz bağlı; kaldık demir kafeste…Hükümranlık Anıtlar Kurulu’nda mı,yoksa bizde mi ?...Nedir bu işgüzarlık böyle ?...” diye kükremesini…

 Sen fakir, fukara gerçek Müslüman; senin inancın olunca böyle ezbere, dogmatik ve sokak arası softadan, bittabii ki aç kalkarsın sofradan…
Başını sokacak, çoluğunu, çocuğunu barındıracak bir yer ararsın ve umarsın medet; nohut oda, bakla sofadan…
Ama olsaydın cemaatten en hakikisinden son model bir Müslüman; olurdu senin de mülkün, samur kürkün ve dahi donanırdı sofran en mükemmelinden Yaradan’ın en leziz nimetlerinden…
 Sen çalıştın mı Allah için ?...Seçim meydanlarında, sandık başlarında ?...
Sen gözyaşı döktün mü taaa Okyanus ötesinden buralara ulaşan avaz için ?...
Sen piştin mi mektepli olmanın yanı sıra, yıllarca medreselerde; hazırlanmak için bu günlere?... Böyle beleşçilik var mı ?...Türbana, cübbeye bürünerek kandırabilir misin cemaati ?...

Senin farkın nedir ki komünistin lümpen proleteryasından ?...
Bugün para çıksa devlet loteryasından; hemen lükse boğulursun ?...
Bugün nohuda,bulgura sattığın oyun; başımıza açar türlü, çeşitli oyun... İşte bunun için öncelikle çekeceksin çile; ulaşmak için tefekküre…İspatlayacaksın inancını, imanını…
Verilen vaadler karşısında “asla ve asla” bizden öteye kırmayacaksın dümenini…
Terk etmeyeceksin Hoca Efendimiz’in limanını…
Zehirletmeyeceksin dimağını hakkımızda ileri,geri konuşan edepsizlere…
Ve hizmet edersen bizlere; er geç sen de iki cihanda ereceksin feraha…
Amma ve lakin henüz zaman erken; henüz şişmedi pupa yelken…
2023’e kadar vakit var…
Bugün için tamamiyle değildir iklim asude bahar…
Sen sen ol; sakın unutma ki mülk Allah’ındır…
Haşa sen kim oluyorsun da tamah ediyorsun dünya malına ?...
Eğer gezmek istiyorsan cennet-i alada hurilerle salına, salına; şükret sırtındaki bezle, ayağındaki nalına…
İştahını frenle;hem sofrada, hem saltanatta…
Orucunu aç iftar çadırında; gözün kalmasın küş sütü eksik soframda…
Sakın unutma; Ramazan’ın son on günü, Peygamber Efendimiz yalnızca yerdi kuru üzüm*…

 *Bizim çocukluğumuzdaysa Peygamber Efendimiz zeytinle açarmış orucunu denirdi zeytin kenti Bursa’da…Ne zaman ki Turgut çıktı piyasaya, Araplarla ticaret gelişti; en muteber iftar sofraları için türlü çeşitli hurmalar ithal edildi ve yayıldı kulaktan, kulağa Peygamber Efendimiz’in orucunu hurma ile açtığına ilişkin duyumlar…
Ve 2012 yılına denk gelen Ramazan’da iyice artınca yoksulluklar; kamusal alana salındı “kuru üzüm” ve dendi ki a benim iki gözüm; Peygamber Efendimiz Ramazan’ın son on gününde yalnızca kuru üzümle açardı iftarını…Sen de öyle yap; sevaplarla doldur ahiret defterini…
 Elbetteki yersen; üzümü de, yalanı da, Haliç boylarındaki “kentsel dönüşüm; rantsal bölüşüm içerikli talanı da…
Yersen; gerçek Müslümansın…Yemezsen zinhar kafir…
Tezden getir zikir; ileri geri açıklama fikir…Silivri’de kaynar kazanlar fıkır,fıkır…
Çarklar döner rantiyeden yana tıkır, tıkır…Paralar akar şıkır, şıkır…
Yarabbim sana çok şükür; verdiğin nimetler için ve cehenneminde yanayım şeytana uyup da göz diktiysem Haliç boylarındaki ganimetler için…

Selma ERDAL

 http://www.scribd.com/doc/83330547/6-Katl%C4%B1-Tarihi-Eser-Guclendirmesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder