26 Mart 2014 Çarşamba

Usuma Düşenler

Şokella;
Henüz ben ergenlik çağındayken; o yıllarda 20’li yaşlarını süren gençlerin ki onlar 68 kuşağı olarak da anılan günümüzün entel-dantel dönmeleri, bazıları da kendini pek bozmamış bilgeleri…Her neyse; işte onlar için denirdi ki çikolataları eritip bir kapta, sürerlermiş sevgililerinin vücudlarına ve sonra da dondurma yer gibi, dilleriyle bakarlarmış erimiş çikolatanın tadına…Hep düşünmüşümdür; yoksa şokella, yeni kuşaklara kolaylık olsun diye mi sürüldü piyasaya ?…



Ortalama Milli Gelir;
Kişi başına düşen “ortalama milli gelir” açıklandığında; hani benim dolarlarım diye hesap soranlar, elleri boş kalınca da şaşıranlar var… İşte onlar için bu konuya açıklık getirebilirim: Bu hesaplar “Amerikan Ortalama” diye tanımlanan yöntemle yapılır. Ülke nüfusuna kayıtlı kelle sayısı, toplam gelire /toplanan para sayısına bölünür. Bu arada paraları kapanlarla, avucunu yalayanlar diye halk da ikiye bölünür…Ve bu avucunu yalayanlar için yazgı hiç değişmez; açlıktan ölünür…Onlar öldükçe; kelle sayısı azalır, ölümler nedeniyle de istatistiksel olarak, kelle başına düşen ortalama milli gelir artar…Açlıktan ölenler; kimilerinin vicdanını kanatır, yırtar ama uluslar arası kalkınmışlık sıralaması safsatalarında, ülke bir basamak daha yukarıya bile çıkar… Kamusal alanda; Ortalama Milli Gelir söz konusu olunca, “benim dolarlarım nerede ?” diye kendilerini ortaya atanlara yapılabilecek kısa bir açıklama bundan ibarettir değerli yurtdaşlar…



Radikal Feminist;
Feministliğim de, vejeteryanlığım gibi HALF ya da LIGHT olarak nitelendirilebilir. Radikaller gibi erkeklerin kökünü kazımak yerine, onların işime gelmeyen tutum ve davranışlarının kökünü kazımayı yeğlerim. Nasıl ki sürekli ot yemeyip, arasıra sütle, balıkla, yumurtayla besleniyorsam, bir başka deyişle HALF ya da LIGHT vejeteryansem, erkeksiz yaşanmayacağının, yaşanamayacağının, en önemlisi yaşayamayacağımın bilincindeyim, dolayısıyla ben bir HALF ya da LIGHT Feministim…Olur mu öyle şey demeyin… Giderek bozulan DÜNYA koşullarında bir kez daha kalkacak olursa NUHUN GEMİSİ; gemiye, erkeğimle elele binerim… Ama erkeklerin kökünü kazımak isteyen radikallere; benden yalnızca kırmızı kart…


Femina-Fobik*
Gündem sarsılıyor son günlerde; HOMOFOBİK söylemiyle…Kimileri de uyarıyor; “homofobik söylemler; nefret söylemleri kapsamındadır”, bu konuda eleştirel olmayın diye… Oysa erkeklerden de ötede, ileride düşmanca duygular taşır homoseksüeller kadınlara yönelik… Neden hiç kimsenin usuna düşmedi bir kerecik; onları bu nefretlerinden ötürü uyarma düşüncesi ?... Böylesi saldırılara günümüzden işte son bir örnek; Bülent’in, “selamlaşmama” gerekçeli, Ajda’ya çemkirmesi kıskançlığın, nefretin zirvesi ve de zırvası…
*Bir açıkama: “femina-fobik” diye bir kavram henüz ileri sürülmedi piyasaya…Sözün gerçeği; ben uydurdum…Uydururken de amacım; eşcinsel erkeklerin, düzcinsel kadınlara yönelik öfke, kıskançlık ve nefret duygularına dikkati çekmek ve bu duygu durumlarına genel bir ad vermekti…Kuşkusuz konunun uzmanı değilim; ama kadınlığın uzmanı olup, bu duygulara, bu duygusal saldırılara hedef olduğumuz da iyi bilinen bir gerçek…



Prens-Öpücük-Kurbağa;
Masalda ne kadar güzel; Prenses kurbağayı öpüyor, kurbağa da yakışıklı bir prense dönüşüyor…Oysa gerçek yaşamda; yakışıklı prensler için durum çok başka ?...Biz onlarla düştükçe aşka, öpüştükçe ve öpüştükçe sürekli; değişiyorlar, değişiyorlar ve dönüşüyorlar bataklıkta sürekli vraklayan bir kurbağaya…



Süzülme;
Anımsarsanız 90’lı yıllarda; sarı kurdeleler takmıştık yakalarımıza, televizyondaki kirliliğe karşı oluşumuzun göstergesi olarak… Giderek unutuldu sarı kurdeleler ve nitelikli yayıncılık; dolayısıyla alıştırıldık, alıştık küreselleşen düzenin, küresel medyasına da… Artık çok gerilerde kaldı Devlet Televizyonu’nun eğitici, öğretici ussal yayın geleneği…Ve benim de bu değişen yayın anlayışına, ilkelerine, düzenine bozulma dönemim de çoktan geçip, gitti; benliğimde izi bile kalmadı…Kısacası atlattım bu hastalığımı…Çünkü herkes akıllı, uslu, dengeli ve değerli olmak zorunda değil ki…Bunun akili var, alkoliği var, ahlaksızı var, ahmağı var… Herkes allame-i cihan olmak durumunda mı ?...Herkes bilimsel araştırma, siyasal soruşturma, hukuksal kovuşturma, ayrılanları kavuşturma zorunda değil…Herkesin her işi yapması, çok yönlü olması, her konuda başarı sağlaması beklenebilir mi ?... Kuşkusuz işbölümü ve uzmanlaşma diye bir olgu var…Televizyonlar da aralarında bu paylaşımı yapar ki yapmışlar da…Üstelik izleyicinin de özgürce seçme hakkı olunca…Elbette ki kimileri evlilik programlarına takılacak, moda yarışmalarına katılacak, pembe dizilerle aşkı tadacak, şans oyunlarıyla kolayından parayı kapacak…Ve bu seçimleriyle İNSAN; toplumsal yaşamda bir süzülme yaşayacak, insanlık arenasında gerçek yerini bulacak…

Selma ERDAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder